Atasözleri / Atalar Sözü / Sab-Sav / Takmak / Xohono / Ülgercomok / Söpsek / Makal / Nakıl / Comok / Mesel / Darb-ı mesel

Mayıs 30, 2007

Azerbaycan (abc sıralı)

Kategori: Azerbaycan — okuz @ 1:28 am

Azerbaycan’da kullanılan bazı atasözleri (Konularına göre tasnif edilmiş)

Kategori: Azerbaycan — okuz @ 1:25 am

Atasözleri İçin Yeni Bir Kaynak: Örnek Dil Cümleleri

Kategori: Dil, Umumi tasnif — okuz @ 12:35 am

Prof. Dr. Saim SAKAOĞLU

I. Uluslararası Atatürk ve Türk Halk Kültürü Sempozyumu Bildirileri

Atasözleri İçin Yeni Bir Kaynak: Örnek Dil Cümleleri

Prof. Dr. Saim SAKAOĞLU ( Türkiye )

Bizde, halk edebiyatı araştırmaları alanında atasözlerimizin özel bir yeri vardır. Derlenmesi çok eskilere dayanan, incelenmesi ise son 50 yılda büyük gelişmeler gösteren bu dalın üzerinde durulması gereken pek çok yönünün olacağı unutulmamalıdır. Bu yönlerden biri de kaynaklar meselesidir. Bu konuda Prof. Dr. Şükrü Elçin’in bir makalesini ve araştırmacı M. Türker Acaroğlu’nun bir kitabının ilgili bölümünü bu açıdan hemen hatırlamak zorundayız.

Atasözlerimizin kaynakları çok çeşitlidir. Bunların başında yazılı kaynaklar gelmektedir; sözlü kaynakların gündemdeki yerini alması ise daha yenidir. Orhun Anıtlarından beri çeşitli şekillerde yazıya aktarılmış olanların yanında Kaşgârlı Mahmud’un eserinde yer alan ilk derlemelerden günümüze kadar pek çok söz gelebilmiş, bazıları ise unutularak kaybolurken yerlerini başkalarına bırakmıştır.

Atasözlerimizin kaynaklarının başında ağızlardan yapılan derlemeler gelmektedir. Son 50 yılda, özellikle üniversitelerimizde yaptırılan derlemelerle, yaşadığı çevrenin halk edebiyatı ürünlerine eğilen, çoğu da gönüllü olan araştırıcıların topladıkları önemli bir sayıya ulaşmıştır. Bu alanda en büyük derleme faaliyetini, geçtiğimiz yıllarda kaybettiğimiz, Silifkeli orman mühendisi ve hukukçu Kerim Yund gerçekleştirmiştir. Türk Dil Kurumu yayınlarından olan Bölge Ağızlarında Atasözleri ve Deyimler adlı iki ciltlik eserde binlerce atasözü ile ilk sırayı o almaktadır.

20. yüzyılın ilk çeyreğinde, Konya’da yayın hayatına giren iki derginin Türkçemize verdiği önem, bizleri son derece sevindirmiştir. Bu dergilerdeki seri dil yazıları atasözlerimiz için güzel bir kaynak oluvermiştir. Önce bu iki dergiyi kısaca tanıtalım, sonra da atasözlerini ele alalım.

OCAK

19 sayı olarak yayımlanan derginin ilk sayısı 8 Teşrinisâni (Kasım) 1334 (1918) son sayısı ile 30 Mayıs 1335 (1919) tarihini taşımaktadır. Tahrir müdürü Namdar Rahmi (Karatay)’dır. Yayın süresi, başlığın altında, diğer bilgilerle birlikte şöyle verilmektedir: “Her on günde bir Konya Türk Ocağı tarafından çıkarılır, ilmî, edebî, fennî risaledir.” Sekiz sayfalık her sayının yanında “Ergenekon Özel Sayısı” (14.sayı), 32 sayfa olarak çıkmıştır. O yıllarda Konya’da görevli aydınlarla Konyalı aydınlardan oluşan yazı kadrosundaki bazı adlar şöyledir: Besim Atalay, Nâim Hâzım (Onat), İsmail Zühdî, Ahmet Nushi (Katırcıoğlu), Ahmet Necati (Atalay), Midhat Şakir (Altan), Mümtaz Bahri (Koru), Ahmet Hilmi vb. Derginin tam bir takımı Selçuk Üniversitesi Atademir Kütüphanesindedir.

Dergide dil konusu ağırlıklı olarak ele alınmıştır. 12. sayı bütünüyle Nâim Hâzım (Onat’ın) “Lisânda Tasviye Münâsebetiyle” başlıklı yazısına (89-96) ayrılmıştır.

Konumuzla ilgili yazı ise “Lisânımız” başlığı altında ve Ahmed Nushi ile Ahmet Necati tarafından hazırlanmış, 10, 12, 18 ve 19. sayıların dışındaki 15 sayıda yer almıştır. Bu yazıların bazıları A. Nushi veya A. Necati imzalarıyla yayımlanırken çoğu iki imzalı olarak yer almıştır. Bazen, aynı sayıda iki ayrı imza ile de görülmüştür.

Kelimeler “Öz Dil” başlığı altında verilirken tamamına yakınında isim mi, sıfat mı, masdar mı olduğu belirtilmiştir. Yazının tamamında yer alan 20 adet atasözümüzün ilk 16’sı darb-ı mesel, kalan 4′ü ise atalar sözü olarak verilmiştir. Bu 20 sözün darb-mesel olarak verilenlerden 7’si ile atalar sözü olarak verilenlerin tamamı iki imzalı yazılardandır. Darb-ı mesel olarak verilenlerden kalan 13 tanesinin 10′u A. Nushi’nin, 3′ü de A. Necati’nin yazılarında yer almaktadır.

Bu kaynaktan alınan sözler çoğunluğu oluşturduğu isim karşılarına herhangi bir kısaltma işaret konulmayacaktır.

YENİ FİKİR

51 sayı olarak yayımlanan derginin ilk sayısı 1 Kânunisâni 1341 / 1 Ocak 1925, son sayısı ise 15 Teşrinievvel / 15 Ekim 1929 tarihini taşımaktadır. Pek çok kaynakta derginin 1 Temmuz 1929 tarihli 49. sayısında kapandığı yazılıdır; bu yanılma, derginin son sayılarının görülememesiyle ilgilidir. İlk 42 sayısı harf inkılâbından önce Arap asıllı Türk harfleriyle basılmıştır. Müdir-i mes’ul’ü Naci Fikret (Baştak)’tir. Yayın süresi başlığın altında, diğer bilgilerle birlikte şöyle verilmektedir: “On beş günde bir çıkar ilmî ve edebî mecmûa”. Ancak yayın aralığı bazan bir ayı, hatta bir buçuk ayı bulduğu da olur. Naci Fikret, 49. sayıda “Sahibi ve sermuharrir” olarak görülürken derginin adının altındaki ibare de birkaç kere değişir. Derginin sayfa sayısı 8-32 arasında değişmektedir. Derginin yazı kadrosunu, o yıllarda Konya’da görevli aydınlarla Konyalı aydınlar oluşturmaktadır. Ali Kemâlî, Eyüb Hamdi, Muzaffer Hâmid, Kâzım Nâmi (Duru), Feridun Nafiz (Uzluk), M. Zeki (Dalboy), M. Ferid (Uğur), M. Mes’ûd (Koman), Sadettin Nüzhet (Ergun), Naim Hâzım (Onat), Midhat Şâkir (Altan), Mustafa Şekip (Tunç), Fahrettin Kerim (Gökay), Hüseyin Rahmi (Gürpınar), vb. Derginin, Konya kütüphanelerinde tam bir takımı yoktur; ancak değişik kütüphanelerden ve özel kitaplıklardan (Sefa Odabaşı, vb.) faydalanılarak 51 sayıya ulaşılabilir.

Dergide; tarih, pedagoji, edebiyat vb. Konulara yer verilmiştir. Yer yer âşık edebiyatı ile ilgili yazılarda görülmektedir. Bu arada, çeşitli kalemlerden çıkmış olan dil yazılarının yanında, Ahmet Necati (Atalay)’nin OCAK dergisindeki ortak imzalı yazılarının bir devamı niteliğindeki “Öz Dilimiz” başlıklı dizi yazı da yer almaktadır. Yazı, derginin altıncı sayısı dışındaki ilk sekiz sayısında yayımlanmıştır. Son yazıda, “Mabadı var” deniliyorsa da takip eden sayılarda, başka bir ad altında da olsa, böyle bir yazıya rastlanılamamıştır. Yazarın adına da rastlanılamaması, bir öğretmen olan Ahmed Necati’nin başka bir ile tayiniyle ilgili olmalıdır. O, ilk yazıda, amacını açıklarken kelimelerin coğrafyasını da şöyle belirtmektedir: “Konya Vilayetinde ve bu vilayetin eski hududlarına nazaran muhtelif sancak, kaza ve nahiyeler.”

OCAK’taki yazılarda da daha az atasözüne yer verene Ahmet Necati, burada da pek fazla örnek vermemiştir. 193 kelimenin yer aldığı dizide sadece 7 adet darb-mesel yer almaktadır. Bunlardan da beyit şeklinde olanı için darb-ı mesel ibaresi kullanılmamıştır.

Bu kaynaktan alınan sözler YF kısaltması ile gösterilecektir.

Sözlerimizden OCAK’takilerin son dört tanesi atalar sözü (bizde 11, 14, 21 ve 31 numaralar) adıyla verilirken diğerleri darb-mesel olarak yer almaktadır. Yeni Fikir dergisindekiler de son söyleyiş yani atalar sözü beklenirken eskiye dönüş yapılmış ve onlar da darb-ı mesel olarak verilmiştir. Dulda kelimesi için verilen beyit şeklindeki örnekte ise herhangi bir adın konulmadığı görülmektedir.

Kaynak olarak aldığımız iki dizi yazıda, sırasıyla 256 ve 193 olmak üzere toplam 449 kelime yer almaktadır. Bunlardan 31 tanesinde 32 söze yer verilmiştir. İvedi kelimesinde verilen örnek söz sayısı iki olduğu için toplam sayıda bir fazlalık görülmemektedir.

Bu 32 atasözünün bazıları deyim havası taşımaktadır; bu az sayıdaki sözün ayrı bir yazı olarak ele alınamayacağı muhakkaktır. Ayrıca, yazımızı, iki ayrı dala ayırmak da atasözlerimiz için büyük bir haksızlık olacaktı. Buna bağlı olarak, bu küçük açıklamayla yetinmeyi uygun bulduk.

Sözlerin 16’sı isim, 10′u sıfat, 5′i “masdar” soylu kelimelerin açıklanması sırasında verilmiştir. Bir kelimemiz ise derleyicisinin söyleyişiyle “ahenk taklidi”dir: (bıh -).

Kelimelerin 12 tanesi içinde yer aldığı sözün ilk kelimesi olarak görülmektedir. Öğ küçüğü, al büyüğü sözünde böyledir.

Çok az sayıdaki atasözümüzde ise asıl kelimemiz (açıklanan kelimemiz) yer almazken karşılığı olan kelimeye yer verilmiştir. “Cüce” anlamına gelen “cuda” kelimesi atasözümüzde yer almamıştır: Cüce adam kale kapısından eğilerek geçer. (nu. 6). bezek yerine beze (nu.11), ivedi yerine iven (nu. 18), buygun yerine buy – (nu. 19), vb. diğer örneklerdir.

Atasözlerinin yapısı açısında gösterdiği özellikler şöyledir:

a. Yüklemi cümle şeklinde kurulu olanlar: 17 tane
b. İki cümleden kurulu olanlar: 3 tane (7, 24, 29)
c. İç içe iki cümleden kurulu olan: 1 tane (9)
ç. Yüklemsiz cümle şeklinde olan: 1 tane (8)
d. Beyit şeklinde (kafiyeli) olanlar: 10 tane (12, 15, 156, 20, 21, 23, 25, 26, 27, 30)

Özellikle b ve c maddelerindeki atasözlerinden bazılarında farklı birer yapı dikkatimizi çekmektedir.

Çala yaylım mı var? Hep kıntıma
Bu sözde bir soru ve ardından da cevabı yer almaktadır.
Varlığın icrası, yokluğun sintimesi
Beyit yapısındaki bu atasözümüzü kafiyeli olarak kabul edebilir miyiz? İcra ve sintime kelimelerinin kafiyeli olarak kabul edilmesi düşünülebilir mi?
Deve, “Yükümle ıh etmeden bıh etseler yeğ” demiş.

Konuşmaya yer veren atasözlerimizden olup sözün taşıdığı anlamla birlikte ıh- ve bıh- fiillerinin cümle içinde kafiyeli olarak kullanılması dikkatimizi çekmektedir.

Beyit şeklinde kurulanların bazılarında kafiye son derece sağlamdır; bunlardan redif ile desteklenenlerde ses benzerliği daha da artmaktadır.

………………ol-maz / ……………gel-mez (nu.16)
……göz-den eder / …… söz-den eder (nu.21)
…………..küçüğ-ü / …………….büyüğ-ü (nu.23)

Redifi olmayan bir sözümüze küçük bir müdahale gerekecektir: Yar herk et, ya terk et (nu. 30)

Eskiden beri bilinen ve kaynaklarda aynı anlamda fakat bazıları değişen kelime gruplarıyla görülen bir atasözümüz buradan da oldukça değişik kelimelerle görülmektedir.

Sinme tilki duldasına arslan yesin ko seni
Geçme muhânet köprüsünden seyl alsın ko seni

Bu söz, bizim kaynaklarımızda daha çok ikinci mısra ile ve aşağıdaki şekilde geçmektedir:

Geçme namert köprüsünden ko aparsın su seni

Atasözlerimizden bir bölümü bilinen ve yaygın olan sözlerdir; içlerinde küçük değişikliklerle, meselâ kelimenin eş anlamlısıyla yer değiştirmiş olarak görülenleri de vardır.
a. Ağmansız güzel olmaz
Kusursuz kul / güzel olmaz.
b. At tökezlemekle başına vurulmaz.
Bir sürçen atın başı kesilmez.
c. Aylak sirke baldan tatlıdır
Bedave sirke baldan tatlıdır.
ç. İlden gelen öyün olmaz, o da vaktinde gelmez
Elden gelen öğün (aş) olmaz o da vaktinde bulunmaz.
d. İvedili işe şeytan karışır.
Acele işe şeytan karışır.
e. Suyun imil imil akanı, insanın yere bakanı.
Suyun yavaş akanından, insanın yere bakanından kork.
f. Tatın dilinden anası anlar.
Tat kızın dilinden anası anlar.

Örnek sözlerimizin bir bölümü, anılmalarına yol açan kelimelerden dolayı, büyük ölçüde bölge özelliği göstermektedir. Böylece bizler belki de unutulup gidecek olan bir atasözümüzü bir de bu şekliyle kazanmış oluyoruz.

a. Bugün ağman kelimesini bilen Konyalılar pek azaldı; çocukluğumuzda sıkça kullandığımız bu kelimeyi biz bile yıllardan beri kullanmıyoruz. Zaten bu kelimeyi ancak bildiğini tahmin ettiğimiz kimselere karşı kullanabiliriz.
b. Dilimizde hâlen kullanılmakta olan, ancak birincisi yaygın olan iki söz, Konya’da asıl kelimemiz sebebiyle ve onun da eklenmesiyle genişletilmiş olarak görülmektedir. Böylece, bilinen sözümüz oldukça değişmiş olmaktadır. Aslında deyim olan bu sözümüz “ıslanmaz” yüklemiyle âdeta atasözü haline sokulmaya çalışılmıştır.

Alağızın ağzında yarım mercimek ıslanmaz.

Ağzında bakla ıslanmamak / ıslanmaz.
(Ağzında mercimek durmaz?)
c. Türkçe olan sürç – fiili dilimizde âdeta iki yere habsedilmiş gibidir: sürç-i lisan / dil sürçmesi ve atın sürçmesi. En az bu fiil kadar Türkçe olan tökezle – fiili ise Konya çevresinde daha yaygındır. Bu sözdeki başına kelimesi, galiba başı şeklinde olacaktır.
ç. aylak kelimesi günlük dilde başka sözlerimizde de yer almaktadır: Aylak aylak dolaşma, Aylak oğlanın karnı tez acıkır, vb. Ayrıca bu sıfat bazı romanlarımızın adında da yer almaktadır: Aylak Adam (Yusuf Atılgan, 1959), Aylaklar (Melih Cevdet Anday, 1965).

Benim neslim aylak kelimesiyle büyümüştür; bedva, beleş, vb. kelimeleri okula başladıktan sonra öğrenmiştir. Onun için aylak kelimesinin yer almasını yadırgamamak gerekecektir.

d. carı kelimesi Anadolu’da çok yaygın olan kelimelerin başında gelmektedir. Ancak Derleme Sözlüğü III / c-ç’ye göre en yaygın olduğu bölge Konya ve çevresidir. Carı kuş avını alır sözünü başka illerimizde de aramalıyız.
e. cuda kelimesi Anadolu’da pek yaygın olmayan kelimelerdendir. İçinde yer aldığı atasözümüzün günümüze kadar gelebildiği tek yer belki de sadece Konya’dır.
f. Incık, Konya çevresinde çokca kullanılan kelimelerdendi; ancak günümüzde onu da bilenler azalmış bulunuyor. Bu kelimemezin yardımıyla da Incıgın aşında kurt çıkar sözünü kazanmış oluyoruz.

Örnekleri çoğaltmak yerine, anılmalarına yol açan kelimelerin ve sözlerin bazılarını hatırlayıvermemiz yeterlidir.

İngil : İngil taksam el danasına dönmezsin (nu. 17)
Buygun: Kara duyunca sarı buyar. (nu. 19)
Üzlük : Küp kırılıncaya kadar üstünde çok üzlükler kırılır. (nu. 23)
Yığın : Yığın atı çulundan bilmezler. (nu. 31)

Derleyicimizin darb-ı mesel olarak verdikleri arasında bu özelliği taşımayanlar da vardır. Herkesi kendine yosma söyleyişinde bu özelliği görüyoruz.

Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz. Ağız incelmeleri yapanlar gibi kelime derleyenler de örnek cümlelerle kendi görüşlerini pekiştirmek zorundadırlar. Sonuncular, derledikleri kelimeleri basit cümlelerde kullanmak suretiyle dildeki yer alış şekillerini gösterebilirler. Meselâ, ıhar-fiilinin kullanılışına örnek olarak verilen develeri ıhardım cümlesi çok basit bir örnektir. Oysa, bıh – fiili için verilen örnek atasözü (Deve, “Yükümle ıh etmeden bıh etseler yeğ.” demiş) hem kelimenin kullanılışını vermekte, hem de bize bir atasözü kazandırmaktadır. Bu açıdan bakıldığında kelimeleri elden geldiğince; atasözü, deyim, mani, bilmece, vb. ürünlerde yer alış şekillerine göre örneklendirmeliyiz. Böylece bir taşla iki kuş vurmuş, bir dağ köyüne veya bir yaylaya hapsedilmiş olarak kalan kelimemizle birlikte sözümüzü de kurtarmış oluruz.

Bitirme tezini veya yüksek lisans / doktora tezlerinden birini bir ağzın incelenmesine ayıran genç araştırıcılarımızın da bu konuda gerekli duyarlılığı göstermelerini bekliyoruz. Üniversitelerimizin dışında olup da bu tür ağız araştırması yapan gönüllülerden de bu çalışmaların ortaya konulmasını arzu ediyoruz. Sadece kelimenin anlamını vermek değil, o kelimeye yer veren bir kültür ürününe de yer vermek bizce millî bir görevdir ve olmalıdır da.

ATASÖZLERİ

Atasözlerimiz, anılmalarına yol açan kelimelere göre değil, kendilerinin ilk harflerine göre sıraya konulmuştur.

1. Ağmansız güzel olmaz.
Ağman: Ağmak’tan. Eksik, ayıp, kusur.

2. Alağızın ağzında yarım mercimek ıslanmaz.
Alağız: Bir taraftan bir tarafa söz götüren, koğucu, ara bozan.

3. At tökezlemekle başına vurulmaz.
Tökez – : Gafletle yürümekte olan bir adam veya hayvanın ayağı yüksek yere veya taşa çarpılarak düşecek gibi irkilmesine denir.

4. Aylak sirke baldan tatlı olur.
Aylak: Bâd-ı heva gelen nesne, ücretsiz şey, esip gelen.

5. Carı kuş avını alır.
Carı: Becerikli, işgüzar.

6. Cüce adam kale kapısından eğilerek geçer. (YF)
Cuda: Cüce, küçük boylu adam.

7. Çala yaylım mı var? Hıp kıntıma.
Yaylım: “yayılmak” masdarından. Hayvanatın otladıkları yer; hayvan otlayacak kadar yer.

8. Değirmen damı geşik ile.
Geşik: Sıra, nöbet, def’a, sefer

9. Deve, “yükümle ıh etmeden bıh etseler yeğ.” Demiş.
Bıh: (ahenk taklidi): Hayvanın boğazını bıçakla kesmeyi tasvir eder.

10. Dirgeni yiyen…..harmana gelmez. (YF)
Dirgen: Çiftçilerin harmanda sapları karıştırmak için kullandıkları iki parmaklı, uzun saplı alet.

11. Ekmeğin büyüğü bezeden olur.
Bezek: Süslemek ve düzeltmek manasına olan bezemek’ten. Ekmek, furuna yahut tandıra salınmadan evvel ekmeğin cesametine göre hamurun topaklanmasıdır.

12. Gam gamı getirir, gam çor getirir.
Çor: Hastalıktır.

13. Herkesi kendine yosma.
Yos – : Bir nesneyi diğerine benzetmek ve böylece verilen hüküm, kıyas.

14. Incığın aşında kurt çıkar.
Incık: Bir şeyi çok inceleyen, inceden inceye hesap eden, derin düşünen.

15. İkindi güneşi ıldıradı, emsizler gildiredi (?) (YF)
Ildıra – : Hafif ziya, güneşin guruba doğru gidişinden hasıl olan parıtlı, parlamak.

16. İlden gelen öyün olmaz, o da vaktinde gelmez. (YF)
Öyün: Yemek zamanı.

17. İngil taksam el danasına dönmezsin.
İngil: Koyunlara, buzağılara takılan ve boğazlarını boğmak için etrafa döner, demirden yapılma bir boğazlık halkaya tesmiye edilir.

18. a. İvedili işe şeştan karışır
b. İven çeltik (?) güzsüz doğar. (YF)
ivedi: İvmek masdarından “sıfat”, acele etmek, çabuklu yapmak.

19. Kara duyunca sarı buyar.
Buygun: Buymak’tan. Soğuğa dayantısı az olan kimse.

20. Kaşın kavran, iyi davran.
Kavran – : Çabalamak, telâş etmek.

21. Kötüye ağıt gözden eder, yüzsüze öğüt sözden eder.
Ağıt: Ağlayış, yaş, matem.

22. Küp kırılıncaya kadar üstünde çok üzlükler kırılır.
Üzlük: Çanak cinsinden topraktan yapılma, ağzı ile dibi müsavi genişlikte, karnı bel ve böğründen kulplu olan sırlı ve sırsız su bardağı.

23. Öğ küçüğü, al büyüğü.
Öğ- : Yermek; zıddı medih, sena, sitayiş.

24. Öküzün yemini bir dananın batmasına yatır, padişahı düşünde görür.
Batma: Ahırda hayvanlara mahsus yemlik.

25. Sap kabar(ır), fakat koparı(r), sahibi gülek verir haberi.
Gülek: Pekmez, yağ konur, ağaçtan mamul kulplu, derin bir kap.

26. Sinme tilki duldasına arslan yesin ko seni,
Geçme muhânet köprüsünden seyl alsın ko seni. (YF)
Dulda: Rüzgâr ve soğuktan muhafazalı yer.

27. Suyun imil imil akanı, insanın yere bakanı (YF)
İmil imil: Yavaş yavaş, içinden pazarlıklı kimse, kurnazlığını hissettirmeyen.

28. Tatın dilinden anası anlar.
Tat: Dilsizlik, söz söyleyememek.

29. Varlığın icrası, yokluğun sintimesi.
Sintime / sintimel: Yoksulluk sıkıntısı, ihtiyaç azabı.

30. Ya herk et, ya terk et.
Herk: Çiftçilerin tarlayı sürüp güneşletmek, ot vesaireden temizlemek suretiyle dinlendirmeleri, nadas.

31. Yığın atı çulundan bilmezler.
Yığın: Keskin çok yürüyücü.

Türkiye’de kullanılan bazı atasözleri ve anlamları

Kategori: Türkiye — okuz @ 12:30 am

Atasözlerimizin anlamlarıyla birlikte sunulduğu siteyi dikkatlerinize sunuyorum:

http://www.atasozler.com/atasozleri/a_atasozleri.htm

Atasözlerini yaymak için…

Kategori: Aktarma, Umumi tasnif — okuz @ 12:23 am

Milli ve Dini bayramlarının çocukların eğitim ve terbiyesinde rolü inkar edilmezdir. Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı, Yeni Yılın gelmesini simgeleyen Nevruz Bayramı v.s. başkaları çocukları toplumsallaştırır örf adetlerimizi inkişaf ettirmeye unutmamaya yönlendirir. Bu makalede, bu bayramlardan biri – Yaz Bayramı üzerinde duracağız.


ÇOCUK EĞİTİMİNDE BAYRAMLARIN ROLÜ

Dr. Eldeniz ABBASOV
Milli ve Dini bayramlarının çocukların eğitim ve terbiyesinde rolü inkar edilmezdir.
Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı, Yeni Yılın gelmesini simgeleyen Nevruz Bayramı
v.s. başkaları çocukları toplumsallaştırır örf adetlerimizi inkişaf ettirmeye unutmamaya
yönlendirir. Bu makalede, bu bayramlardan biri – Yaz Bayramı üzerinde duracağız.
Nevruz bayramı çok eskilere dayandığı için sinemasız, tiyatrosuz, radyo ve
televizyonsuz geçmiş, folklorsuz imkansız idi. Folklor kuru, meraksız dille değil, obrazlı
bir dille söylenilirdi. Burada yumor, gülüş, satira esas yer tutuyor. Halk ilginç tatlı dille bu
janrı daha da şirinleştiriyor. Bahar merasimleri birbirini tamamlayan maniler, oyunlar ve
çocuk tiyatrolarından başlar. Genellikle çocuk folklorü ve onun gelişiminde (inkişafında)
bayramların önemi büyüktür. (Çünkü çocuklar böyle bayramlarda toplanarak biri-birilerine
“düşün bul” adlı bulmacalar söylerler ki bu da onları doğa, hayvanlar, çevre, gök
cisimleri hakkında bilgiye sahip olmalarını sağlar. Eşyaların özellikleri, amaç ve
alakaları hakkında onların bilgisini artırır. Çocuklar bulmacalar vasıtasıyla “Ne
nerededir?”, “Şu neden düzeltilir?”, “Bu nerede kullanılır?” gibi sorulara cevaplar bulmak
için çabuk düşünmek, hesap yapmak, aniden cevaplamak becerilerine sahip olurlar ki, bu da
çocuk eğitimini geliştiriyor. Çocuklar yüzlerce ata sözleri ezberler ve durmadan
biri-birileri ile atışır, galip çıkmaya çalışırlar. Elbette, ata sözleri bir yaratıcılık mahsulüdür.
Doğru olanları açarlar. İnsanların sosyal varlığını, onların zekasını belirliyor. Mesela,
“Ağaçtan maşa olmaz”, “Oldu ile öldüye çare yoktur”, “Yanan yerden tüstü (duman) çıkar”, Yaz
fakirin hem atasıdır, hem anası”, “Delinin yüreği dilindedir, akıllının dili yüreğinde”,
“Suçsuz dost arayan dostsuz kalır”, “Öküzün taydır işin zaydır”, “İş adamın cevheridir”,
“Elden kalan, elli yıl kalır”, v.s. (çocuklar iki desteye (gurup) bölünerek bir biriyle atışır-
yarışırlar. “Kim çok atalar sözü söyler?” Hangi taraf susarsa, o biri taraf galip gelir. Bu
türlü hazırlıklar da şüphesiz öğrencilerin folklor bilgisinin artmasını sağlar. Bu türlü atalar
sözlerinin bazıları ekincilikle, tasarrufatla baglıdır, mesela, “Ah-vayla çıkan fakirin canı,
ölene kadar der allah kerimdir”, “Allah hakkı nahakka vermez”, bu atalar sözü çalışkanlığı
simgeler v.s. Bunların çocuk eğitimine ne kadar tesirli olduğu göz önündedir. Folklor
vasıtasıyla çocuklar biliğini, terbiyesini, hikmetini artırıyor. Bayramda en çok söylenen
folklor türünden biri de bulmacadır (tapmaca). “Tap Görek” adlı oyunda birbirine bulmaca
söyleyen çocuklardan kim daha tez cevap bulursa, hazır-cevap olduğunu, çok şeyler
bildiğini kanıtlar. Mesela; “Alçak damdan kar yağar” (elek), “Ben yürüdükçe o da yürür”
(gölge),
Bir şey vardır yemişdim,
Yemeseydim ölmüşdüm.
İndi olsa yemerem
Yemesemde ölmerem (Anne Sütü)

Kutu kutu içinde
Kutu sandık içinde
Babamın beyaz mendili
0 da onun içinde (kestane)
Tapmacanın (bulmaca) tez cevaplanması da beceri gerektirir. Halk mümkün oldukça
insanlara, meyveleri, gök cisimlerini ve onların bilinmeyen taraflarını bulmaca vasıtasıyla
söyler, insanları düşündürür, cevap bulmak için zorlar.
Narda var, nar da var,
Nardan şirin nerde var?
El tutmaz, bıçak kesmez
Ondan şirin nerde var? (Uyku)
Göründüğü gibi bulmacalarda anne sütü, kestane, uyku vs. düşündürücü bir dille
anlatılmıştır.Bunlar bedii tefekkürün güzel örnekleridir. Böylece bulmacalar aynı zamanda
çocukların eğitiminde büyük yer tutmaktadırlar.
Eski insanlar baharın gelmesini sabırsızlıkla beklemişlerdir. Baharda, otların,
çiçeklerin çıkması, ağaçların yapraklanması, meyve ağaçlarının çiçek açması insanlara
esrarengiz tesir bağışlamış, onlar bu görünen tabiat kanunlarında sırlı bir dünya olduğunu
zannetmişler. İnsanlar bu sırlı alemin düğümlerini açmaya, onun mahiyetini öğrenmeye,
ondan yararlanmaya çalışmış, buna gayret etmişlerdir.
Eskiden insanlar ruhun ölmezliğine inandıkları için yılın mevsimlerini de kendileri
canlı kabul etmiş, kışta ölen, mahv olan tabiatın (otların, çiçeklerin, tahılın v.b.) dirileceğine
inanmış, bunu beklemişler. Onlar tabiatın tarım ve hayvancılığa gösterdiği olumlu ve
olumsuz tesirlerini deneyerek tecrübe kazanmışlar.
Halk tabiatın uyanmasına mutluluk işareti gibi bakmış, onu iyinin kötü üzerinde
üstünlüğü olarak karşılamıştır. Buna göre de insanlara mutluluk getiren bahar halk
tarafından sevinçle karşılanmış, bu sevinç tüm halkın özlemle beklediği ve gelişini
sevinerek karşıladığı bir bayramın ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Halk bu bayrama
Nevruz veya Bahar Bayramı adını vermiştir. Bahar bayramı Güneşin Koç burcuna dahil
olduğu zamana – yani Baharın ilk gününe – 21 Mart tarihine rastlamaktadır.
Bahar bayramı evrensel bayramdır ve baharın gelişini tüm dünya halkları kendi
kültürüne ve geleneklerine uygun şekilde karşılamışlardır. Baharın gelişini Avrupa halkları
da kendi geleneklerine uygun karşılarlar. Mesela, Rus halkı kışın kovulmasını çeşitli
danslar, oyunlar, maniler ve nümayişlerle uğurlar. Samandan kukla yapıp tabuta koyar,
sonra cenaze merasimi düzenlerler. Köyün kıyısına “Moran” (bozak-sazak, şabta
anlamındadır) Maslenitsa diye adlandırılan kuklayı yakar ve çevresinde oynarlar. Diğer
Slav halkları da kış bittiği zaman çeşitli merasimler düzenlerler. Mesela, ormandan yeni
yapraklanmış bir ağacı kesip getirir, onu ev ev gezdirirler. Kişilerden biri yeşil elbise giyer,
başına çiçekten taç koyar, elinde süslenmiş ağaç dalı gosterimin en önünde gider. Karşı
taraftan ise beyaz elbise geymiş, elinde kuru ağaç tutan bir kişi yola kar sepe sepe birinci gurubun karsısına çıkar. Her iki taraf birbirine hücum eder… sonunda yeşil elbiseliler (yani
bahar) beyaz elbiselileri (yani kışı) yenerler.
Umumiyetle, baharın gelmesi, kışın bitmesi merasimi İngiltere, İtalya, Fransa,
İspanya ve başka bir çok ülkede çeşitli şekilde, kendi geleneklerine özgü olarak
kutlanmaktadır. Bütün bu kutlamalarda ortak nokta baharın kışa galip gelmesi, kışı
yenmesini ve insanların bundan mutlu olduğunu göstermek olmuştur.
Nevruz bayramı kışın bitmesi ve baharın gelmesi ile baslar. 0 insanlara sevinç,
mutluluk duygusu aşılayan, onları yeni yıla, gelecek güzel günlere yüreklendiren ilginç bir
merasimdir. Kış insanların elini kolunu bağlar, onları işten güçten soğutur. Eski inanca
göre kışın tabiat, hayvanlar, kuşlar vs. yani her şey ölür veya ölüm bekleyir, baharda ise
dirilir. Çünkü bahar hayat, canlılık getirir. Baharda tabiat canlanır, güneş insanları, toprağı
ısıtır. İnsanlarda çalışmak, bir işi yapmak isterler… Belki de bu özellikleri Bahar
bayramının yayılmasını, bu kadar çok sevilmesini gerekli kılan esas unsurlardır.
Azerbaycan’da Nevruz bayramı çocuklar tarafından çok sevilen bayramdır. Halk
Nevruzu milli bayram gibi karşılar. Bayram şenlikleri en az üç gün devam eder Martın 20
- 21 – 22. ci günleri. Ancak bayrama hazırlık işleri daha önceleri bayrama en az 40 gün
kala başlamaktadır. Her şeyden önce köylerde bahçeler temizlenir, ağaçların kuru
budakları (dalları) kesilir yani ağaçlar esasen meyve fideleri dikilir, ağaçların dipleri
bellenir, her şey düzene sokulur. Bu işler okullarda çocuklar tarafından daha canlı
yürütülür. Okul yanı sahalar çocuklar tarafından temizlenir. Ağaçların budakları kesilir,
dalları kesilir, yeni ağaçlar ekilir, bir sözle yaz senlikleri için hazırlıklar yapılır.
Şehirlerde de gerekli hazırlıklar yapılır. Kısaca herkes yaklaşan bayrama hazır
olmak için evinde olan her şeyi yıkayıp temizlemeyi, evini süslemeyi kendine borç bilir.
Her aile imkanları ölçüsünde çocuklar, gençler ve yaşlılar için yeni elbise hazırlar.
Çünki halkın inancına göre bayramı nasıl karşılasan gelen bir yılın öyle geçer – yani
bayramı evin temiz, elbisen taze, güler yüzle karşılarsan bütün yıl mutlu olursun.
Bayrama en az 15 – 20 gün kala ayrı ayrı kaplara buğday dökülüp, üstüne her 2 -3
günde su sepip bayrama semeni hazırlarlar. Buğday kaplarda yeşerip tahminen 10-15
santim boy atar ve bayramda o semenileri bayram masasına, evin görünen yerlerine düzer,
dostlara hediye derler.
Nevruz bayramında Azerbeycanlılar çeşitli tatlı ve yağlı ekmek pişirirler, baklava,
katlama, feseli, kömbe, şorçöreği, külçe vs. Şüpesiz bütün bu nimetler geçen yılın
mahsulünden hazırlanır ve insanları gelen yılın bayramını daha güzel karşılamak için daha
iyi çalışmağa ruhlandırır. Ona göre de semeni bayram sofrasına konur ve şöyle maniler
okunur:
Semeni sahla meni,
Ilde gögerderem seni,
Semeniye saldım badam,
Koymurlar bir barmak tadam…

Semeni ay semeni
Sende gelen yaz olur
Menim könlüm saz olur
Semeni, sahla meni
Güyerderem men seni vs.
Semeniden tatlı ve çeşitli yemeklerde hazırlarlar. Nevruz bayramını eski
zamanlardan beri büyük sevinçle ve manilerle karşılamak Azarbeycan’da gelenek halini
almıştır.
Novruz – Novruz bahara,
Güler, güler bahara,
Bahçamızda gül olsun,
Gül olsun bülbül olsun,
Novruz gelir, yaz gelir
Negme gelir, saz gelir,
Bahçalarde gül olsun,
Gül olsun, bülbül olsun
Bahar bayramında halkın inançları ile ilgili olan adetlerden biri de sam (yani mum)
yakmak, tongal kalamak (yani büyük ateş yakmak) ve meşale yakmaktır. Bu zaman yaslı,
genç ve özellikle çocuklar tongalın (yani ateş yığının) üstünden atlarlar, “azarım bezarım
odda yansın ( yani bütün hastalıklarım ateşte yansın), “ağrılarımı yer gotürsün, metlebimi
allah versin (yani günahları yer götürsün, dileklerimi allah versin) derler.
Ateş şenliği genellikle yılın son Çarşamba gecesi yapılır. Bu gece bayram sofrası
açılır. Sofraya boyanmış yumurta, yeddi tür meyve, pencer (yani yeşillik) ve çesitli
pişmişler, yemekler (et, balık, pilav vs.) konur. Sofrada en az yedi çeşit şey olmalıdır, bu
bolluk alametidir. Bayram akşamı tüfek atılır, gök yüzüne meşaleler fırlatılır, büyük ateş
yakılır gençler çocuklar üstünden atlanır, üzerlik yakılır, dumanı çocuklara koklatılır ve
şöyle söylenir.
Üzerliksen havasan
Yaman derde davasan,
Baklama göz yedirenin
Gözlerini ovasan
Nevruz bayramının en ilginç ve unutulmaz dakikaları yılın son Çarşamba gecesi
başlar. Bu bayramın resmen başlaması demektir. Ecdatlarımız Baharın kış üzerindeki
üstünlüğüne, hayrın şere yani iyinin kötüye, Hürmüziin (yani iyilik Allahının) Ehrimene
(yani kötülük remzi şeytana) üstün gelmesi olarak bakmışlardır. Bu nedenle de kısın sonu
onun mağlubiyeti, baharın ise galip olarak dünyaya hakim olması büyük şenlikle
karşılanmıştır. Halk bu merasime “Donatma” (yani tan yerinin ağarması, güneşi görmek,
karşılamak) adı vermiş. Bu gece ile ilgili ilgine rivayetler, efsaneler yaratılmışdır.
Efsanelerden birinde deyilir ki, “…bu gece bir saatliyine ırmaklar durup istirahat eder,
ağaçlar dallarını yere eğer (topraktan güç alır), dallarını yeniden kaldırırlar. Uzun müddet birlikte hayat süren, lakin sonralar bir birinden küsen Mars ve Jüpiter yalnız bir gece
birleşir, kucaklaşıp öpüşür, sonra yene ayrılıp bir yıl hasretde kalarlar… Efsanede denilir ki,
her kim Marsla Jüpiter’in görüştüğü anı görse ulu Hürmüz onu bütün arzularına kavuşturur,
o dünyada en hoşbaht adam olur… “Bu yüzden o gece hiç kimse yatmaz, herkes sabahı,
güneşin çıkmasını (doğmasını), Mars’la Jüpiter’in görüşmesini görmek ister. Hiç kimse
yatmadığı için delikanlılar grup halinde gezer, etrafı seyir eder, oyunlarla vakit geçirerler.
Genç kızlar ise daha çok bir odaya toplaşarak kendileri için fal acar, bir birleri ile
şakalaşarak birlikte mani ohurlar :
Yük altdan zeli çıhdı
Zelinin dili çıhdı,
Kardeş boyuna kurban
Aldığın deli çıhdı,

Kar gelir külek gibi,
Kız gelir ipek gibi
Oğlanlar daldan bağır,
Gudurmuş köpek gibi
Yük üstünde bir de ben,
Ecep tüstüm derde ben
Açılmamış gönçeyem
Nece yatım yerde ben v.s.
Eskilerde son Çarşamba gecesi “kulak falı” da açarlardı. Yani her kes kalbinde bir
niyet tutup başka evlere gider, kapıyı bacayı dinleyip ilk işittiyi sözle kendi bahtını,
gelecek akıbetini tahmin etmeye çalışırlardı. Bu yüzden o gece her kes evinde yalnız hoş
sözler konuşmağa calışar, dedi – kodu, küfr etmezlerdi. Çarsamba aksamı çocuklar
kapılara torba bırakırlar. Ev sahibi ise torbaya boyanmış yumurta, tatlı, fındık, ceviz, alma
vs. koyarlar.
Donatma merasiminde özellikle geceler iştirak ederler. Onlarda yerinin ağarmasını
(sabahın beyaz çağını) ahar su, deniz veya çay (ırmak) sahilinde karsılaşmağa çalışırlar.
(Çoğu zaman geceleri suda yıkanarak “ağırlığım – uğurluğum dağlara, taşlara” demekle
ümit etmişler ki, Hürmüzün Ehrimene gelip gelmesi, kışın mağlup olması, baharın
tantanası anında insan bedeninde gizlenen fenalık devleri mahv olacak, aynı zamanda
kalplerinde tuttukları niyetlerine ulaşacaklardır.
Yukarıda dediğimiz gibi, son Çarşamba gecesi ilk bayram sofrası açılır ve bayram
bitene kadar açık kalır. Sofraya her çeşit nimetler düzülür, akrabalar, komşular, dostlar bir
birini tebrik eder, saz, davul, zurna, balaban vs. müzik aletlerinde çalar, şöyle mani
okurlardı:
Honcaya koydum balığı,
Ta bezeyim ortalığı
Gerdene Sal çalmalığı

Çünki gelipdir firuz
Hoş geçeçektir Novruz
Tahçaya koydum çırağı
Rovşen eylesin bucağı
Isıklandırsın otağı
Çünki geliptir firuz
Hoş geçecektir Novruz
Mart aymm 21′ de (bazı yıllar bayram Martin 20’ne rastlar) son Çarşamba günü
başlayan bayram şenlikleride coşku ile kutlanır ve devam eder. Çocuklar yumurta
dövüştürür, şenlenir, büyüklerin hediyelerini kabul ederler. Büyüklerde birbirlerinin
bayramını kutlar, sonra kabristan ziyaret eder, ölenlerin ruhuna dua okunur, daha sonra ise
son bir yıl içerisinde ölenlerin yas yerine giderler, buna “kara bayram” derler. Yani keçen
yılda kim ölmüşse bu bayram onun için “kara bayram” dır. Bu tür yapılması gereken
gezilerden sonra bayram kutlamaları devam eder. Akrabalar, komşular, dostlar birbirlerinin
bayramını tebrik eder, evlere misafir giderler. Ancak bayram gezintisinde ziyaret etdiyin
evde mutlaka birkaç dakika da olsa oturmalı, sofradaki nimetlerden tatmalısan. Bayram
günlerinde bütün küsülüler barışıp öpüşerler. Kin -nefret unutular. Eski inanca göre küsülü
kişilerden kim küsülü olduğu şahsı önce kutlarsa onun günahları bağışlanır, diğeri suçlu
kalır. Buna göre de küsülü olan her kes bayram günü daha önce barışmağa çaba gösterir.
Bayram şenlikleri en az 119 gün devam eder. Bu günlerde gençler tarafından çeşitli
törenler yapılar. Mesela, gelin ve kızlar “haşışta”, “Kiy Kılınç”, “Benövşe” vs. oyunları
oynarlar. Oğlanlar ise ” kos – kosa”, “Hıdır İlyas” veya “Hıdır Nebi” gibi oyunlar
göstererler. Bu tiyatro temaşaları ve oyunlara çocuklar bayrama 10-15 gün kala hazırlanır,
metinleri ezberlerler. Sabahlara kadar ikiye bölünmüş grup destan anlatır, daha iyi anlata
grup ödüllendirilir. Destanlar genellikle okulda öğrendikleri ve ilave okudukları
kitaplardan seçilir ki bu da çocukların eğitiminin inkişafına büyük etki etmektedir.
“Benövşe” veya “Kiy Kılınc” oyunu kız çocukları tarafından su şekilde oynanır. Tahminen
on iki kız ikiye ayrılıp birbirinin elinden sıkı tutar. Her destenin bir başsıcı olur. Başçı her
kişiye gizli bir takma ad olarak kuş veya gül adı koyar. Bu adı karsıdakilerin bilmemesi
gerekir. Başçı kuş veya gül adi dedikte o takma adı taşıyan kaçarak karşı sıradakilerin
arasından geçmek ister. Karşı sıradakiler bir-birinin elini böylece sıkı tutarlar ki, onların
ellerini ayırıp geçen olmasın. Eğer diğer taraftan gelen bu taraftakilerin ellerini aralayıp
geçemezse kendi de hemen sırada kalır.
Basçı oyuna şöyle başlar :
I sıra – kıy kılınc ! kıy kılınc !
II sıra – kıyma kılınc !
I sıra -ok attım !
II sıra -Uğru tutdum !
I sıra -Benövşe !
II sıra -Bende düşe !
I sıra -sizden bize kim düşe? Adı güzel, kendi güzel………. hanım düşe !
Adı söylenen kız karşı sıraya geçer ve oyun böylece devam eder.

“Kos-kosa” oyununda gene oğlanlar bir kişiyi kosa (yüzü tüysüz kişilere kosa
denilir) gibi süsleyip muhtelif müzik aletlerinide çala çala evlere gezdirirler. Kosanın
yardımcısı da olur. Onların her ikisi komik elbise (esasen yamaklı keçe) giyer, güldürücü
oyunlar icra eder, maniler okur, hediye toplarlar. Önce kosanın yardımcısı söze başlar :
A kosa-kosa gelsene
Gelip selam versene
Sonra yüzünü temaşacılara tutup :
Boskabı doldursana
Kosanı yola salsana der.
Böylece ev-ev dolaşar ve pay yığarlar :
Hanım ayağa dursana
Yük dibine varsana,
Boşkabı doldursana
Kosanı yola salsana.
Lakin hiç kimse kosaya pay vermez, kosa küsüp kenarda durar. Tamaşacılar okurlar
Ay uyruğu-uyruğu,
Eritmişem guyruğu
Sakkali it kuyruğu
Bığları yovşan kosa.
Kosanın yardımcısı veziyeti gergin görüp kosanı gizlemeye çalışar ve tamaşacıları
sakin etmek için deyer :
Kosam benin kanlıdı,
Kolları mercanlıdı,
Kosama el vurmayın,
Kosam iki canlıdı.
Bundan sonra oyuna süslü elbise giydirilmiş keçi de katılır ve oyun çok ilginç ve
gülmeli şekilde devam eder. Nihayet kosa ile keçi dalaşır ve keçi kosayı öldürür Kosanın
yardımcısı:
Arşın uzun, bez kısa,
Kefensiz öldü kosa,
diye ağlar. Onun ağlamağı kahkahalara neden olur. Oyun biter. Böylece, halk Nevruz
bayramı günlerini manalı, şan ve mutlu şekilde karşılayıp yollamağa çalışar.

Anahtar kelimeler :
Çocuk, terbiye, bayram, çocukların gelişmesi, ilkbahar, maniler
Özet :
Çocuklar ve okul öğrencilerinin öylece de büyümekte olan
gençlerin inkişafında Milli Bayramların rolü büyüktür. Bu bayramların birkaçının adını
çekmek maksada uygundur. Bu makalemizde ilkbaharın simgesi olan Nevruz Bayramı
kaleme alınmıştır. Genellikle Nevruz senlikleri üç gün devam eder. Bu günlerde çocuklar
ve gençler tarafından çeşitli törenler yapılır ve oyunlar sergilenir. Bayram günlerinde bütün
küsülüler barışır kin-kiduret unutulur. Okul çocukları okul bahçesinde temizlik işleri yapar
ve küçük tiyatrolar hazırlarlar. Örneğin “Kosa-kosa”, “kiy kılınc”, “Hıdır İlyas”. “Halay”
v.s.
Resume:
This article is based on the celebration of the national holidays in Azerbaycan. One
of these holidays is “Nevruz”. Generally “Nevruz” is the symbol of coming Spring not only
in Azerbaycan but most of the countries of the world. But in Azerbaycan, people celebrate
this holiday traditionally. Here the children, students as well as the little children prepare
for this celebration with great pleasure. They learn more proverbs, riddles, stories, dances,
songs in order to take an active part in the celebration of “Nevruz”. Such preparatiopns
improve the knowledge of the children.
KAYNAKÇA
1. Azerbaycan Folkloru Antologisi, Bakü, 1968
2. Halkımızın deyimleri ve duyumları., Bakü, 1986
3. Veliyev,Vagif. Azerbaycan Folklorü, Bakü, 1985
4. Babayev, İ., Efendiyev, P., Azerbaycan Şifahi Halk Edebiyatı, Bakü, 1970

http://www.ozgurpencere.com/modules.php?name=News&file=article&sid=1152

Balıkesir’den Derlenen Atasözleri Üzerine Bir Değerlendirme

Kategori: Umumi tasnif — okuz @ 12:18 am
I. Balıkesir Kültür Araştırmaları Sempozyumu, 31 Mayıs-02 Haziran 1998, Balıkesir Üniversitesi, BALIKESİR

Prof. Ali Duymaz

Divanü Lugat-it Türk’te “sav”, daha sonraki kaynaklarda ise “atalar sözü”, “atasözü”, “mesel”, “darb-ı mesel” (çokluk: “dürub-ı emsal”) kavramlarında ifadesini bulan ve atalarımızın tecrübelerini gayet açık ve güzel ifadelerle günümüze taşıyan atasözlerimizin her biri birer hazine kıymetindedir. Bunlardan bazıları il ve bölge sınırlarını aşmış, millî bir değer hâline gelmiştir. Türk dilinin ilk yazılı kaynaklarıyla beraber örneklerine rastladığımız atasözleri, Türk kültürünün tarihî ve coğrafî açıdan yaygınlığına rağmen büyük ölçüde benzerlikler göstermektedir. Türk şivelerinde “takmak”, “takpak”, “nakıl”, “makal”, “comak”, “söspek”, “ülgercomak”[1] gibi değişik terimlerle karşılanan atasözlerimiz arasındaki ortaklık, küçük bir mukayese neticesinde bile hemen ortaya çıkabilir. Bazen son derece mahallî olarak düşündüğümüz atasözünün bir benzerini, uzak bir şivede bulmak şaşırtıcı ve heyecan verici olmaktadır. Hem bilgi ve tecrübenin, hem de dilin en yoğun şeklini bize sunan atasözleri hazinemizin mahallî derlemelerle zenginleşeceği muhakkaktır. Bu atasözlerinin her şeyi aynı olsa bile, yayılma alanını göstermesi bakımından derlenip yayımlanmasında fayda vardır. Türk dilinin en zengin verimleri olan atasözleri, yaşanmış veya yaşanmakta olan kültürün göstergesi olarak da bir değer taşımaktadır. Bu bakımdan atasözleri, Türk kültür tarihine ışık tutacak malzemeyi de bünyesinde barındırmaktadır. Bu itibarla biz de mahallî olarak Balıkesir ve çevresinde derlenmiş atasözleri üzerinde mukayeseli bir araştırma yapmayı maksada uygun gördük.

Öncelikle Balıkesir’den derlenmiş ve yayımlanmış atasözleri hakkında biraz bilgi vermek istiyoruz. Bu hususta H. İ., Sabur Şahin ve İsmail Hakkı Akay gibi bir kaç araştırmacının adları hemen öne çıkmaktadır. H. İ. kısaltmasının Hasan Basri Çantay olduğunu sanıyoruz. İsmail Hakkı Akay ise soyadı kanunundan önce Kadızade İsmail Hakkı adını kullanmıştır. Bu derlemeciler, atasözlerini önce Gençleryolu[2] ve Kaynak[3] gibi dergilerde seri yazılar olarak yayımlamışlardır. Sabur Şahin, bu yazılarında yer alan atasözlerini kitapçık haline de getirmiş[4], İ. Hakkı Akay ise Balıkesir Halkıyatı adlı eserinde atasözlerine de yer vermiştir[5]. Akay’ın bu yazı serisinin bir kısmı da mahallî gazetelerin sayfalarındadır[6]. Hasan Basri Çantay’ın “sav”ları ise dergi sayfalarında kalmıştır. Kemal Özer’in  Tarihte Balıkesir adlı eserinde de bir kısmı deyim, alkış ve kargış olmak üzere 220 söz yer almaktadır[7]. Türk Dil Kurumu’nun derlemelerine dayanan iki ciltlik Bölge Ağızlarında Atasözleri ve Deyimler adlı eserde ise Balıkesir ile Manyas ve Bigadiç ilçelerinden derlenmiş 95 söz yer almıştır[8]. Ayrıca Balıkesirli bir divan şairi olan Zâtî’nin eserlerinde geçen atasözleri de iki makalede söz konusu edilmiştir[9]. Türk Folklor Araştırmaları dergisindeki bir yazıda da Balıkesir’den dört bilmeceyle birlikte üç atasözü yer almaktadır[10]. Ayrıca gazete sayfalarında kalmış bir kaç yazı daha Balıkesir’den derlenmiş atasözlerine yer vermektedir[11]. Bunların dışında bazı genel karakterli eserlerde ve tezlerde de atasözlerinin yer aldığını bilmekteyiz. Kısaca tanıttığımız ve önemini hiç de küçümseyemeyeceğimiz bu kaynaklarda atasözlerinin arasında deyim, alkış ve kargışların da yer aldığı dikkati çekmektedir. Ama yine de önemli sayıdaki atasözü, zamanında derlenmiş ve yayımlanma şansı bulmuştur. Burada elbette ki Balıkesir’de canlı bir geleneğe sahip olan basın hayatının ve özellikle de Halkevi faaliyetlerinin fonksiyonu övgüye değerdir.

Biz bu bildirimizde gerek yukarıda tanıttığımız kaynaklarda, gerekse kendi derlemelerimizde tespit ettiğimiz binin üzerinde atasözünü, tarihî kaynaklardakilerle ve bugün yaygın olarak kullanmakta olduğumuz diğer atasözleriyle konu, fonksiyon, ifade ve biçim açılarından mukayese etmeye çalışacağız. Zaman zaman Türk şivelerinden örneklerle de mukayeseyi zenginleştirmeye çalışacağız.

Atasözlerini tasnif edenler, ya sadece konuyu esas almışlar ya da konu ile fonksiyonları birbirinden ayırt etme ihtiyacı duymamışlardır. Mesela Ömer Asım Aksoy, atasözlerini “kavram özellikleri” bakımından yedi grupta değerlendirmiştir: “1. Sosyal olayların nasıl olageldiklerini -uzun bir gözlem ve deneme sonucu olarak- yansızca bildiren atasözleri vardır. 2) Doğa olaylarının nasıl olageldiklerini -uzun bir gözlem sonucu olarak- belirten atasözleri vardır. 3) Toplumsal olayların nasıl olageldiklerini uzun bir gözlem ve deneme sonucu olarak bildirirken bundan ders almamızı (açıkça söylemeyip dolayısıyla) hatırlatan atasözleri vardır. 4) Denemelere ya da mantığa dayanarak doğrudan doğruya ahlâk dersi ve öğüt veren atasözleri vardır. 5) Birtakım gerçekler, felsefeler, bilgece düşünceler bildirerek (dolayısıyla) yol gösteren atasözleri vardır. 6) Töre ve gelenek bildiren atasözleri vardır. 7) Kimi inanışları bildiren atasözleri vardır.”[12]. Aksoy’un bu tasnifinde konu ile fonksiyonun birlikte ele alındığı görülmektedir. Pertev Naili Boratav ise atasözlerini tasnif ederken farklı bir yol izlenmiştir: “1) Asıl Atasözleri, a) Bir yargıyı, ya da bir gözlemi kapsayan atasözleri, b) Fıkra edası taşıyan atasözleri, 2) Atalarsözü değerinde deyimler”[13]. Boratav’ın bu tasnifinde ise ifade tarzının ağırlık kazandığı görülmektedir.

Bazı araştırmacılar da atasözlerini ele aldıkları konu itibariyle tasnif etmişler, hatta eserlerine aldıkları atasözlerini bu tasniflere bağlı kalarak sıralamışlardır. Hilmi Soykut’un ve Selim Kurnaz’ın çalışmaları tamamıyla bu şekildedir ve oldukça ayrıntıya inilmiştir[14]. Aydın Oy ise belirli bir tasnif yapmamış, ancak “Atasözlerimizde Ulusal Değerlerimiz”, “Türklük Konusunda Atasözleri”, “Atasözlerimizde Sosyal Yaşantı ve Sosyal Değerler”, “Atasözlerimizde Din”, “Atasözlerimizde Tasavvuf İzleri”, “Sağlık ve Ölüm Konusunda Atasözleri”, “Ekonomi Üzerine Atasözleri”, “Atasözlerimizde Doğa (Tabiat) ve Evren (Kâinat)”, “Hayvanlarla İlgili Atasözleri”, “Atasözlerimizde At”, “Atasözlerimizde Tarım ve Hayvancılık”, “İklim ve Halk Takvimi Üzerine Atasözleri” gibi başlıklarda hep konuyu esas almıştır[15]. Türker Acaroğlu ise konuya bağlı kalarak şu tasnifi yapmıştır: “A) Meslek ve Sanat Düsturları: 1. Zaman, 2. Çiftçilik, 3. Bağcılık-Bahçecilik, 4. Çobanlık, 5. Avcılık, 6. Değirmencilik, 7. Kasaplık, 8. Nalbantlık, 9. Tabaklık (Debbağlık), 10. Tellallık (Tellaliye), 11. Ve Ötekiler. B) Günlük Yaşam Kuralları: 1. Kişisel Yaşam Kuralları, 2. Aile Yaşamı Kuralları, 3. Toplumsal Yaşam Kuralları C) Din ve Dünya İşleri: 1. Allah (Tanrı), Peygamber, Evliya, İmam,  2. Padişah (Sultan), Kadı (Hâkim), Bey (Efendi)”[16]. Şükrü Elçin de örnek verdiği bazı atasözlerini belirli konulara paylaştırmıştır: “I. İnsan ve Değerler: A. Yüceltilen Değerler: a) Dostluk, b) iyilik, c) Sabır, d) Sebat, azim, e) Bağışlama, f) Fedakârlık, g) Aşk, sevgi, h) temkin, ihtiyat, ı) Diğergâmlık, i) Hayata bağlılık; B. Yerilen Kusurlar: a) Cimrilik,  b) Yalancılık, c) Suçu yüklenmeyiş, d) Tenkide tahammülsüzlük, e) İhtiyatsızlık, f) Öfke, g) Nankörlük;  C. İnsan Karakteri ve Kişilik II. İnsan-Cemiyet: a) Sosyal işbirliği, dayanışma, b) Sosyal hiciv, c) Mevkie rağbet, d) Yöneticilik, e) Kanun fikri, f) Mülkiyet, g) Ekonomi, h) Eğitim, ı) İş ve zamanın değerlendirilmesi, j) Düşmana karşı uyanık olma; III. Bilgi ve Hakikat  IV. Dünya Görüşü A) a) Kader fikri, b) Nasip, c) Tanrı B) Determinisme (sebep-netice minâsebetleri), C) Değerlendirmenin Değişmesi.”[17] Ayrıca makale seviyesinde olsa da bir tema üzerinde yoğunlaşmış atasözlerinin incelenmesine dayanan çalışmalar da yapılmıştır[18].

Atasözleri ile ilgili tasnif denemelerinde biri de yayılma alanıyla ilgili olmuştur. Ömer Asım Aksoy ile Şükrü Elçin’in tasnifleri bu konuda en derli toplu olanlardır: Ömer Asım Aksoy, atasözlerinin yayılma alanları itibariyle dörde ayırmıştır: “a) Yurdun her yerinde kullanılanlar; b) Sadece bir bölgede bulunanlar; c) Türkiye dışındaki Türk lehçelerinde yaşayanlar; ç) Eski zamanlarda kullanılmış iken bugün bırakılmış olanlar”[19]. Şükrü Elçin’in tasnifinde ise ilk ve son maddeler yer almamakta, ek olarak “tercüme atalar sözü” maddesi konulmaktadır. “a) Bütün Türk dünyasında kullanılanlar, b) Türkiye gibi bir bölgeye has olanlar, c) Tercüme atalar sözü”[20]. Balıkesir’de derlenen atasözlerini de benzer şekillerde tasnif etmek mümkündür. Ancak biz burada yeni bir tasnif denemesine girmeyeceğiz, Balıkesir atasözlerini başta konu olmak üzere mukayeseli olarak değerlendirmeye çalışacağız:

Konu:

Atasözleri sosyal olaylar, din, tasavvuf, sağlık, ölüm, ekonomi, tabiat, hayvanlar, tarım ve hayvancılık kültürü, iklim ve halk takvimi gibi pek çok konuyu ele almaktadırlar. Bazen, özellikle iki yargılı ve iki cümleli atasözlerinde olduğu gibi bir atasözünde iki ayrı konu da yer alabilmektedir. Ayrıca atasözleri daha ziyade somutlama yoluyla oluştukları için zahiri anlamları yanında genel anlamlar da taşımakta ve bir somut olaydan hareketle soyut ve genel bir fikri bütün boyutlarıyla ele alabilmektedir. Belki de bu yüzden olacak konu tasniflerine girişenlerin tasnifleri arasındaki benzerlikler oldukça sınırlı kalmış, birisinin belirli bir başlık altında ele aldığı atasözü bir başka araştırmacıda farklı başlık altında değerlendirilmiştir.

Konuyla ilgili değerlendirmelere girmeden önce atasözlerinin değerini ifade eden bir kaç atasözü üzerinde durmayı gerekli görüyoruz. İnsanların alışkanlık haline getirdiği kalıp davranışları gibi, dilin de kalıp halinde nesilden nesle taşıdığı bu sözler, bazen mutlaka uyulması gereken sosyal ve ahlâkî bir kural, bazen yansızca aktarılmış bir tecrübe, bazen de bir gelenek veya inanışı formüle eden ifadeler olarak dikkati çekmektedir. Atasözlerinin örf veya yasa gibi bir yaptırımı yoktur, ancak bir sezdirme ve telkin metodu vardır. Balıkesir’de derlenen bir atasözünde “Atalar sözünü tutmayan hatalar (hata eder)” denmektedir. Bu şekliyle orijinal olan sözün, Kitab-ı Atalar’da “Atalar sözü Kur’an’a girmez, yanınca yelişür” gibi tarihî şekli ile “Atalar sözünü tutmayanı yabana atarlar” (ÖAA) tarzında bütün yurt sathında bilinen genel şekli de vardır.

Bazı sosyal olaylar, mecaz, istiare ve mecaz-ı mürsel gibi edebî sanatlar marifetiyle özelden genele, somuttan soyuta giden bir çizgide özetleniverirler. Türk atasözlerinin soyut fikirleri ve kavramları daha ziyade somut olaylarla anlatma gibi bir yapısı vardır. Bu, gerek günlük dilde, gerekse atasözü, deyim, alkış ve kargış gibi kalıp sözlerde çok rastladığımız bir durumdur. Bu tip sözlerden mutlak doğruluk ve genel ahlâka uygunluk da beklenmemelidir. Bunlar, sadece bir sosyal gerçeğin ifadesi ve yeni kuşak insanların ikazı anlamını taşımaktadır. Mesela “Çocukla fak kurma, ya fakın kaybolur, ya kuşun…” veya “Dişi hayvan koşan rençberin binası önünde durma” gibi.

Balıkesir’den derlenen atasözlerinin önemli bir kısmı, doğa olaylarının nasıl meydana geldiklerini uzun bir gözlem sonucunda belirten atasözleridir. Aşağıda verdiğimiz örnekler Balıkesir ve civarında iklim ve takvim değerlendirmelerini öne çıkarmaktadır: “Erbainin onu, hamsinin sonu”, “Kışın yaba al, yazın soba al”, “Kork abrulun beşinden, koca öküzü ayırır eşinden”, “Kuzu gördüm, yazı gördüm; ot tepesi gördüm, kışı gördüm”, “Lodos kara kar gibi, insana kor gibi dokunur”, “Mart ayı dert ayı”, “Mart içeri çingene dışarı”, “Mart içeri pireler dışarı”, “Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır”, “Mart martladı, tavuk yumurtladı”, “Martta yağmasın, nisanda dinmesin”, “Nisanda yağan altın araba”, “Samanın varsa marta koy, yoksa koca öküzün derisini arta koy”, “Şubatın arpası, martın sıpası”, “Yüz yirmide ovada, yüz otuzda yuvada”, “Zemheride yoğurt isteyen cebinde inek taşır”, “Zemherinin kışından, zamanın puştundan sakın”.

Bunlardan önemli bir kısmı genel olarak tüm Türkiye’de bilinmekte ve söylenmektedir. Ama mesela “Yüz yirmide ovada, yüz otuzda yuvada” atasözü, kaynaklarda yer almamakta ve bu yapısıyla mahallîlik özelliği göstermektedir. “Yüz yirmi” sözüyle kast edilen halk takvimine göre kışın başlangıcı sayılan ve Kasım adı verilen, bugünkü takvimle de 8 kasımdan itibaren sayılan 120 gündür. Bu 120 gün sonunda martın ilk haftasına, yani leyleklerin ovaya geldiği günlere gelinir. 130. günde ise leylekler yuvalarına girer, yani bahar gelmiş olur. İşte bu atasözünde anlamını bulan değerlendirme, yurdumuzun başka yörelerindeki atasözlerinde değişik şekillerde ifade edilmektedir. Mesela “Kasım yüz, gerisi düz” veya “Kasım yüz elli, yaz belli” gibi.

Yine diğer kaynaklarda rastlamadığımız bir atasözü de şöyledir: “Samanın varsa marta koy, yoksa koca öküzün derisini ârta koy”. Buradaki “ârtmak” fiili, bir yüksekçe yere sarkıtarak asmak anlamını taşımaktadır. Pek çok yörede rastladığımız martla ilgili atasözlerini tekrar örneklemek istemiyoruz. Ancak yılların tecrübesinin en çok yoğunlaştığı alanlardan biri olan iklim ve tabiî ki ziraatçı ve hayvancı toplulukları çok derinden etkileyen iklime dayalı takvim anlayışı, bu atasözlerini adeta birer sözlü bilgi ve belge haline getirmiştir. Modern insanın takvim anlayışı değiştikçe bu atasözleri de zamanla kültürel mirasın malı olacaktır. Ama her şaşırtıcı iklim olayında, bu atasözlerinin tekrar ağızlarda dolaşması da ilgi çekicidir.

Zaman içinde oluşmuş bazı töre, adet ve geleneklerin de atasözleri yoluyla kuşaktan kuşağa aktarıldığı dikkati çekmektedir. Balıkesir’den derlenen bir atasözümüz “Düğün arpasıyla at beslenmez” (BHI) demektedir. Aynısı Giresun’un Bulancak (BAAD I) ilçesinden de derlenmiş olan bu sözün çok çeşitli varyantları vardır: “Düğün aşıyla dost gönüllenmez” (BAADI), “Düğün aşıyla tazı tavlanmaz” (BAADI), “Düğün ekmeğiyle it tavlanmaz” (BAAD I), “Düğün pilavından köpeğin karnı doymaz” (BAAD I), “Düğün aşıyla dost ağırlanmaz” (ÖAA), “Düğün pilavı ile köpeğin karnı doymaz” (TAD) vb. Bu sözün deyimleşmiş şekilleri de var: “Düğün aşıyla dost kazanmak” ve “Düğün pilavı ile dost gönüllemek” (TAD) gibi. Aynı gelenek çeşitli atasözleriyle de olsa hemen hemen tüm yurtta varlığını ortaya koymaktadır. Bu tavrın bir Türkmen atasözünde ise “Toya barsañ doyup bar, torka donuñ geyip bar” şeklinde ifade bulduğunu görmekteyiz.

İnsan-toplum ilişkisi içinde bazı durumlar da atasözlerinin sıkça ele aldığı konular arasındadır. Fakirlik, öksüzlük gibi. Öksüzlükle ilgili olarak da Türkçede çok fazla atasözü vardır. Ama bunlara bir de Balıkesir’den ekleme yapmalıyız. “Öksüz ölmez örselenir” (BAAD I).

Bazı atasözlerinde ise doğrudan Balıkesir’in adı geçmektedir: “Balıkesir abası, kâh oğlu giyer, kâh babası” (AS, TAD) gibi.

Üslûp ve İfade:

Biçim olarak atasözleriyle ilgili olarak üzerinde durulan noktalardan biri, atasözlerinin “kalıplaşmış”, “donmuş”, “kelimeleri ve söz dizimi değiştirilemez” özellikte olmalarıdır. Hemen bütün kaynaklar, atasözlerinin bu özelliğini vurgulamışlardır. Ne var ki bir kısım atasözlerinin çeşitli tarih ve coğrafyalarda farklı şekilde tespit edilmiş olduğunu görmekteyiz. Mesela Balıkesir’de derlenmiş olan bir atasözümüz “Çükündürüğün sıkından seyreği iyidir” (BAAD II) şeklindedir. “Çükündürük” kelimesinin mahalli ağızlarda “lahana”, “havuç”, şalgam” gibi manalarının yanı sıra Balıkesir’de “pancar” manasına geldiğini hemen belirtelim. Bu atasözü DLT’de “Konak başı sedhreki yig” (Darı başının seyreği iyidir) (DLT I, 384) şeklindedir. Durub-ı Emsal-i Osmaniye’de ise “Turpun sıkından seyreği iyidir” şeklinde geçmektedir[21]. DLT’de geçen ve bir darı çeşidi anlamına gelen “konak” kelimesinin Durub-ı Emsal-i Osmaniye’de turp kelimesiyle yer değiştirdiğini ve böylece kelimenin anlam değiştirmesiyle birlikte dilden düşen bir kelimenin yerini yeni yaşama tarzının bir kelimesinin aldığını tespit etmekteyiz. Kelime Balıkesir ağzında ise “çükündürük” şeklinde değişmesine rağmen atasözünün genel anlamı korunmuştur.

Bir başka atasözünü daha örneklemek istiyorum. Balıkesir’de “Ay gördüm yıldıza müdanem yok” (AS) atasözü, Oğuz-name’de “Ay var iken yıldıza ne minnet?” ve diğer kaynaklarda “Ay görmüşün yıldıza minneti (itibarı) yok” (TBTA, ÖAA) ya da “Ay gördüm yıldıza tanım yok” (TAD) şeklinde yer almaktadır. Buradaki değişiklik “minnet” veya “itibar” yerine “müdane” kelimesinin kullanılmasıdır. Balıkesir’de “müdane” kelimesi “minnet, itibar” anlamlarında kullanılmaktadır ve bu atasözüne de bu şekilde girmiştir.

Bu tür kelime değişiklikleri çoğu zaman Türk şiveleri arasında söz konusu olmaktadır. Mesela Kerkük ve Ilgın/Konya’yla birlikte Balıkesir’de “İki kılınç bir kına sığmaz” (BH I) şeklinde derlenen söz, DLT’de “Koş kılıç kınka sıgmas” (DLT I, 359), Durub-ı Emsal-i Osmaniye’de “İki kılıç kına girmez” (TAD) şeklindeyken Türkmen Türkçesi’nde “İki pıçak bir gına sığmaz” (Kürenov)  şeklindedir.

Bu mesele üzerinde duran araştırmacılardan Aydın Oy, kelime değişikliklerini altı başlık altında değerlendirmiştir: “a) Dilin gelişimine bağlı kelime değişikliği, b) Görgüye bağlı kelime değişikliği, c) Din ve töre ile ilgili değişiklikler, d) Giyim kuşama bağlı kelime değişiklikler, e) Uygarlığa bağlı kelime değişikliği, f) Ağız özelliklerine bağlı kelime değişiklikleri”[22].

Aynı konuya değinen Saim Sakaoğlu ise bu maddeleri sayı bakımından azaltarak; “a) İlk örneklerden günümüze kadar görülen değişiklikler, b) Türk şiveleri arasında görülen değişiklikler, c) Anadolu ağızlarında görülen değişiklikler” şeklinde sıralamış ve bu değişmelerin “a) Yeni girilen din ve kültür muhitlerinin tesiri, b) Yaşama tarzının değişmesi, c) Dilde görülen tabiî değişme, ç) Sanatkârâne söyleyişe müracaat etme”  gibi sebeplerle izah edilebileceğini ifade etmiştir[23].

Bazı atasözlerinde ise söz dizimi farklılıkları görülmektedir. Mesela gerek tarihî kaynaklarda, gerekse atasözleri sözlüklerinde “Delikli taş (boncuk) yerde kalmaz” (Oğuzname, Kitab-ı Atalar, TAD) veya bir cümle daha eklenerek “Delikli taş yerde kalmaz, (deli) kız kısmı evde kalmaz” (ÖAA, TBTA) şeklinde söylenen atasözü, Balıkesir’de hem tek cümlelik haliyle hem de farklı bir ifade tarzıyla derlenmiştir: “Bey almaz, paşa almaz, delikli taş yerde kalmaz” (AS). Burada bir söz dizimi değişikliği söz konusudur.

Atasözlerinin bir başka ifade özelliği, bir kısmının olumlu veya olumsuz geniş zamanla veya bildirme kipiyle genel bir hüküm ya da emir veya gereklilik kipiyle mutlaka uyulması gereken bir kural bildirirken bir kısmının fıkramsı ve hikâye etmeye dayalı olmasıdır. Bütün Türk atasözlerinde olduğu gibi Balıkesir’den derlenmiş atasözlerinde de bu yapıyı gösteren örnekler vardır. Olumsuz geniş zaman: “Pis boğazla boş boğaz, belalardan kurtulmaz”. Olumlu geniş zaman: “Analının bir anası, anasızın bin anası olur” (Hİ), “Dağ çökünce çam devrilir”. Emir kipi: “İl oğluna dayanma, akar suya güvenme” (BH I). Tahkiyevî veya fıkramsı eda taşıyanlar: “Terziye göç demişler de iğnem başımda demiş” (BH I); “Arkasız olanın ayağına vurmuşlar: Vay arkam demiş. Karnına vurmuşlar: Gene vay arkam demiş” (Hİ). Bazı atasözleri de eksiltili bir sentaksla söylenmişlerdir. Mesela “Bahçene erik, evine yörük” sözünde cümlenin fiili eksiktir ve “koyma” yüklemiyle tamamlanması mümkün görünmektedir. Ancak atasözlerinin ifadesindeki yoğunluk o derecededir ki yüklemdeki söz söylenmese de bilinebilir olduğu için gereksiz görülmüş ve atılmıştır. Ancak atasözlerinin genel karakteri ve cümlenin gelişi, herkes tarafından tamamının anlaşılmasını temin edicidir. Bazen uzun yıllar kullanılmayan ve gündemden düşmeye başlayan atasözlerinin anlaşılması, bu eksiltili cümleler yüzünde zorlaşmaktadır. Özellikle sıralı cümle özelliği gösteren bazı atasözlerinde eksilti tek yükleme bağlanan yan cümleciklerdedir. Mesela; “Dağlı göğsünden, ovalı dizinden, şehirli gözünden ısınır” (BH I) atasözü, üç cümleciği tek “ısınır” fiiliyle ifade etmektedir. Bazı durumlarda ise her cümlecik, bağımsız bir yapı arz eder ve böyle hallerde cümlecikleri anlam ilişkisi ve kafiye bağlar: “Bakkal isen azdan başla, rençber isen tarlayı üçle, malcı isen dışta kışla, batakçı isen öğleyin uykuya başla” (BH I) gibi.

Balıkesir’den derlenen atasözlerinin önemli bir kısmı, Türkçe’de yaygın olarak kullanılan üslûp ve ifade şeklini taşımaktadır. Balıkesir’den derlenmiş atasözlerinin bazıları ise, gerek eski kaynaklarda bulunan, gerekse bugün yaygın olarak yazı diline geçmiş atasözleriyle anlam paralelliği göstermektedir. Ancak anlatım şeklinde bazı farklılıklar vardır. Bunlara bir kaç örnek vermek istiyoruz: Düşmanın aşağı ve hor görülmemesi fikri üzerine kurulmuş pek çok atasözümüz vardır. Mesela DLT’de “Yagını aşaklasa başka çıkar” (Düşman aşağılanırsa başa çıkar) (DLT I, 305) atasözü, çok eskiden beri bu düşüncenin atasözlerimize girecek ölçüde bir kural haline geldiğini göstermektedir. Bugün de “Düşmanın karınca ise de hor bakma” gibi daha yaygın atasözlerini kullanmaktayız[24]. Balıkesir’de buna paralel bir atasözü ise şöyledir: “Düşman karınca ise sen fil san” (BH I). Karınca-fil tezadına dayalı bu atasözünün Ahmet Vefik Paşa’nın Müntehabat-ı Durub-ı Emsal-i Osmaniye’sinde de aynen varlığı dikkati çekmektedir[25]. Balıkesir ve çevresinde “Fakir oyuna çıkınca davul patlarmış” (BAAD II) şeklinde söylenen atasözümüz yazı dilimizde “Fakir hırsızlığa çıkmış, ay akşamdan doğmuş” ya da fakir kavramının yerine öksüz kavramı konarak benzer şekilde söylenmekte veya hayvanlarla ilgili bir somutlaştırma neticesinde Samsun’da “Kısmeti kesik köpek kurban ayında sılaya gider” ya da Gaziantep’te “İtin akılsızı durur durur da kurban bayramında sılaya gider” şeklinde ifade edilmektedir. (Aksan, 147). Ancak yukarıdaki şekline diğer kaynaklarda rastlanmamaktadır. Ömer Asım Aksoy’da “Şapla şeker beyaz ama, bir değil.” (BH I) şeklinde geçen atasözü, Balıkesir’de “Şap ile şeker bir değil” (ÖAA) tarzında daha kısa olarak söylenmektedir.

Atasözlerinin ifade ve üslûp özelliklerinden biri de edebî sanatlara sıkça baş vurulmasıdır. Bu sanatlardan seci, cinas, aliterasyon gibilerini biçime yönelik oldukları için aşağıda örnekleyeceğiz. Ama mecaz, mecaz-ı mürsel, istiare, kinaye, tezat, hüsnitalil gibi sanatlara burada örnek vermek istiyoruz.

Mecaz: “Dövülen keşkek tatlı olur” (BH I).

Tezat: “Eskici yazın gölge kovar; kışın çanağı donar” (Hİ), “Akçası ak olanın bakma yüzünün karasına” (AS).

İstiare: “Erkek süt, kadın çalıcak” (Hİ); “Dal budağı ile gürler” (BH I).

İstifham: “Buğday ekmeğin yoksa buğday dilinde mi yok?”,  “Sen zort, ben zort, koca öküze kim versin ot?” (BH I)

Biçim:

Atasözlerini biçim açısından inceleyenler ilk olarak nazım unsurları üzerinde durmuşlar, hatta atasözlerinin ilk şekillerini nazım olduğu fikrini savunmuşlardır. Sözlü edebiyatın yapısı ve sosyal hayatın gereği bu fikirde doğruluk payı muhakkak vardır. Çünkü sözlü edebiyatın kalıcılığını sağlayan özellik, ahenk unsurlarıdır. Bugün yazının geliştiği, eğitimin sözlü ve geleneksel değil, yazılı, görsel ve örgütlü olarak yapıldığı toplum yapımızda dahi atasözlerindeki nazım unsurları varlığını sürdürmektedir. Ölçü, kafiye, nazım birimi, aliterasyon ve seci gibi nazma mahsus özellikler atasözlerinde bütün canlılığıyla yaşamaktadır. Mesela Divanü Lugat’it-Türk’ten bu yana yaşamakta olan ve Balıkesir’de de söylenmekte olan “Alp yağıda, alçak çağıda” atasözü, hem mısra başı ve mısra sonu kafiyesi, hem de beyit tarzındaki yapısı itibariyle bir nazım parçasıdır. “Çekersen piyazı / Bekletirsin yazı” (BAAD I) atasözünde ise cümleler, altışar heceden oluşan  mısralar gibidir.

Atasözlerinde cinas, seci ve aliterasyon kullanıldığı da malûmdur. Balıkesir’de “Şık şık eder nalçacık; işi bitiren akçacık.” (BH I) şeklinde ifadesini bulan ve  genelde “Şık şık eden nalçadır, iş bitiren akçadır” (ÖAA) şeklinde olan atasözündeki ç sesleri, aliterasyon için güzel bir örnektir. Biçimle ilgili sanatlardan cinasa da şu örnek sözü verelim: “Yüz görenden yüz yıl kaç”

Balıkesir’den derlenmiş bini aşkın atasözü üzerinde yaptığımız değerlendirme sonucunda şu hususlar tebarüz etmiştir.

a)   Balıkesir’deki atasözü geleneği hem tarihî, hem de coğrafî genişliği içinde Türk atasözü geleneğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Divanü Lugat-it Türk’ten Oğuzname’ye, Dede Korkut’tan Türk şivelerindeki örneklere kadar belirgin olan benzerlikler, Türk dilinin kalıp sözlere baş vurmadaki pratikliği, mecazlardan istifade, somutlaştırma, öğüt ve tecrübe aktarımı gibi hususlar aynen varlığını sürdürmektedir.

b)  Atasözlerinin konu ve anlam bakımından mukayesesi, farklı ifade tarzlarına rağmen kültürel benzerliğin ipuçlarını vermektedir. Özellikle sosyal olaylar, ahlâkî değerler, töre, gelenek ve adetlerle ilgili atasözleri Türk kültürünün yerelden genele bir homojen yapı taşıdığını ortaya koymaktadır.

c)   Farklı ifade tarzları, kelime ve sözdizimi değişiklikleri, sözlü edebiyatın varyantlaşma kuralı doğrultusunda açıklanabilecek ve aslında bir zenginlik olarak değerlendirilebilecek ölçüyü aşmamaktadır. Bu farklılıkları, atasözlerinin tarih ve coğrafyaya bağlı kültürel değişikliklere paralel değişimi olarak görmek gerekmektedir.

d)  Atasözüyle ilgili kaynaklarda yer almayıp da Balıkesir ve çevresinde derlenmiş olan atasözleri, ifade bakımından bir orijinallik göstermektedir. Ancak hemen belirtelim ki bu sözler de nihayetinde temel aldıkları bilgi ve düşünce itibariyle genel yapının birer parçası konumundadırlar. Bu tür atasözleri farklı ifade şekline sahip olmalarına karşılık benzer konu ve mesajlar taşımaktadırlar.

Kısaltmalar

AS : Sabur Şahin; Atalar Sözü, Balıkesir 1936.

BAAD I : Bölge Ağızlarında Atasözleri ve Deyimler I, Ankara 1996 (2.b.).

BAAD II : Bölge Ağızlarında Atasözleri ve Deyimler II, Ankara 1996 (2.b.).

BH I : İsmail Hakkı Akay; Balıkesir Halkıyatı I, Balıkesir 1942.

Hİ : H. İ. Halk ve Hars Bilgilerinden Savlar ve Benzerleri, Gençleryolu, 1(2), 15 Mart 1929, 3 -1(20), 15 İlkkânun (Aralık) 1929, 5.

ÖAA : Ömer Asım Aksoy; Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü 1 Atasözleri Sözlüğü, İstanbul 1996.

TAD : Türk Atasözleri ve Deyimleri, (Der. Feridun Fazıl Tülbentçi),İstanbul          1977.

TB : Kemal Özer; Tarihte Balıkesir, Balıkesir 1957.

TBTA : Aydın Oy; Tarih Boyunca Türk Atasözleri, İstanbul 1972.

 

Notlar:

[1] Bkz. Şükrü Elçin; Türk Dilinde Atalar Sözü, Halk Edebiyatı Araştırmaları II, Ankara 1997, 413-428.

[2] (Hİ)[Hasan Basri Çantay]; Halk ve Hars Bilgilerinden: Savlar ve Benzerleri, Gençleryolu, 1(2), 15 Mart 1929, 3-1(20),15 İlkkânun [Aralık] 191929, 5.

[3] İsmail Hakkı Akay; Ata Sözleri, Kaynak, 5(62), Mart 1938, 373-374-6(74), Mart 1939, 15-16.

[4] Sabur Şahin; Atalar Sözü, Kaynak, 3(36), Ocak 1936, 935-5(54), Temmuz 1937, 179-180. Kitap halinde yayımı: Atalar Sözü, Balıkesir 1936.

[5] İ. Hakkı Akay; Balıkesir Halkıyatı I. C., Balıkesir 1942, 5-64.

[6] İsmail Hakkı Akay; Atasözleri, Adalet Gazetesi, 5(1173), 20 Ağustos 1964, 3 – 5(1175), 23 Ağustos 1964, 3.

[7] Kemal Özer; Tarihte Balıkesir, Balıkesir 1957, 64-70.

[8] Bölge Ağızlarında Atasözleri ve Deyimler, (İki cilt), Ankara 1996 (2.b.).

[9] İlhan Çeneli; Zati Divanı’nda Atasözleri ve Deyimler, Türk Kültürü, 11(123), Ocak 1973, 25-29(153-157); Coşkun Ak-Mehmet Akkaya; Balıkesirli Zati’nin Şiirlerinde Geçen Atasözü ve Halk Deyimleri I, Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakülteleri Dergisi, III(2), 1988, 41-48.

[10] Mehmet Çalım; Mani ve Darbımeseller, Türk Folklor Araştırmaları, 4(79), Şubat 1956, 1263.

[11] Muhsin Bilen; Geleneklerimiz ve Atasözlerimiz, Balıkesir Postası, 7(2004), 8 Nisan 1949, 3.

[12] Ömer Asım Aksoy; Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü 1 Atasözleri Sözlüğü, İstanbul ?, 17-18.

[13] Pertev Naili Boratav; 100 Soruda Türk Halk Edebiyatı, İstanbul 1969, 130.

[14] İ. Hilmi Soykut; Türk Atalar Sözü Hazinesi, İstanbul 1974; Selim Kurnaz; Konularına Göre Seçme Türk Atasözleri, İstanbul 1962.

[15] Aydın Oy, Tarih Boyunca Türk Atasözleri, İstanbul 1972.

[16] Türker Acaroğlu, Türk Atasözleri, İstanbul 1992, 9-25.

[17] Şükrü Elçin; Halk Edebiyatına Giriş, Ankara 1986, 629-632.

[18] Şükrü Elçin; Türk Atasözlerinde At, Halk Edebiyatı Araştırmaları II, Ankara 1997, 429-435.

[19] Ö. A. Aksoy; age, 29.

[20] Elçin; Halk Edebiyatına Giriş, 628.

[21] A. Oy, age, 137. Ayrıca bkz. Feridun Fazıl Tülbentçi; Türk Atasözleri ve Deyimleri, İstanbul 1977, 521.

[22] Aydın Oy; Tarih Boyunca Türk Atasözleri, İstanbul 1972, 104-106.

[23] Saim Sakaoğlu; Atasözleri ve Deyimlerimizdeki Yabancı Asıllı Kelimeleri Türkçeleştirebilir miyiz?, I. Uluslararası Türk Halk Edebiyatı Semineri 7-9 Mayıs 1983 Eskişehir, Eskişehir 1987, 255-261.

[24] Ömer Asım Aksoy; Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü 1 Atasözleri Sözlüğü, İstanbul ?, 201.

[25] Feridun Fazıl Tülbentçi; Türk Atasözleri ve Deyimleri, İstanbul 1977, 201.

[26] Çükündürük: Pancar

[27] Horafan: Kalabalık

[28] Yovun: Kalın, kaba

Bulun bakalım (Ödüllü yarışma) şu atasözleri hangi bölgenin?

Kategori: Bulun bakalım — okuz @ 12:15 am

Ahıska Türkleri’nin kullandığı bazı Atasözleri

Kategori: Ahıska — okuz @ 12:07 am

 ATALAR  SÖZLERİ

·         Ac gezmeden tox ölmex eydür. ·         Ac işletme, toxi terpetme. ·         Ac it furun yıkar. ·         Ac ne yemez? Tox ne demez? ·         Acluqdan qudurani sazlamax olur, toxluqdan qudurani saxlamax olmaz. ·         Ad adami bezemez, adam adi bezer. ·         Adam adi ile tanınur. ·         Adam verduğuni geri almaz. ·         Adamın adi çıxınca, cani çıxsa eydir. ·         Adamın düşmeni – köti dili, bir de köti qarisi. ·         Adamın yüregininen dili bir olsun gerek ·         Adami tez qocaldur il axşamdan yatan qari. ·         Adli kişi adından qorxar, Adsız kişi tanrıdan qorxar. ·         Ağ axça qara gün içindür. ·         Ağac dibinden su içer. ·         Ağac ekene rehmet oxunur. ·         Ağac yıxılanda baltalı da, baltasız da başının tüni keser. ·         Ağantn vari geder, xidmetçinin cani. ·         Ağılli gördüğuni, axılsız eşitduğini söyler. ·         Ağır kamğayi yel qaldırmaz. ·         Ağır qazan gec qaynar. ·         Ağır qazan gec qaynar. ·         Ağırmiyan baş yastux istemez. ·         Ağla, derdin yitsin. ·         Ağlamayana meme yoxdur. ·         Ağlamiyinen gülmax baci-qardaşdur. ·         Ağzan sığari lukmayi al. ·         Ağzımın tadı tuz, heppisinde ucuz. ·         Ağzının aşi degül, yoxsa bene can qoymaz. ·         Al qapide, sat qapide, işin yoxsa, yat qapide. ·         Al qoşovi gir axora – yağurli mal qucunur. ·         Alan vurdi, satan yanğıldi. ·         Alışux ağzın tövbesi yoxdur. ·         Allah asılsıza düşürtmesin. ·         Allah bin dert vermiş, bin bir de derman. ·         Allah demiş – çalış, qulum, vericiyim. ·         Allah möminlere her şeyi bağışlar. ·         Allahdan buyrax, ağzıma quyrux. ·         Amanata xeyanet olmaz. ·         Ana kimi yar olmaz, veten kimi dövlet var. ·         Ana qısmi bedva edende memeleri duva edermiş, ·         Ana qızına taxt vermiş; baba qızına baxt vermiş. ·         Ana-baba olanda ana-baba qedrini bilürsün. ·         Ana-babanın qedrini bilmeyen bişqasının ne bilir? ·         Anam-bacım kimdür? – Eyi komşim. ·         Anandan izinin, axıldan ceyizin olsun. ·         Anasına bax tanasıni al. ·         Anasına bax-qızıni al, qırağına bax-bezini al. ·         Anasının qız vaxtını söyliyer. ·         Anasının sevgülli oğli çoban olurmuş. ·         Anasi qızıni ögse – burax da qaç, el ögse al da qaç. ·         Ara sözü ev yıxar. ·         Arasan-bulursun. ·         Araya giren – belaya girer. ·         Arif adam terif istemez. ·         Arkadan vuran namerddir. ·         Armudun iyisini meşedeki aviler yiyar. ·         Artuk aş ya qarın ağrıdır, ya baş. ·         Artux mal gözmi çıxarur? ·         Asıl azmaz, bal kokmaz, Asılsızdan kerem gelmez. ·         Aş ol, keş ol, xoşun işine qarışma. ·         Aşaği tüfürürsen – saxal, Yoxari tüfürürsen – buyux. ·         Aşığa sinek sesi saz gelür. ·         Aşıx gülegen olur, dertli söylegen. ·         Aşi yox, oroc tutar, İşı yox, namaz qılar. ·         At bazannda eşşek satılmaz. ·         At olmayan yerde eşek de atdur. ·         At yerine eşek bağlama. ·         Ata dost kimi bax, düşmen kimi bin. ·         Atda qarın, yigitde burun. ·         Atılan ox geri dönmez. ·         Atın izi itin izine karışmaz. ·         Atın ölümü teki arpadan olsun. ·         Atına baxan ardına baxmaz. ·         Avi meşeden küsmüş, meşenin xeberi yox! ·         Aviden qorxan meşeya getmez. ·         Avlu çürür, borc çürümez. ·         Ax, benim kisem, minnetsiz yesem. ·         Axar su geder, qalmaz. ·         Axılli düşmen, nadan dostdan yaxşıdür. ·         Axılli düşmenden qorxma, deli dostdan qorx. ·         Axılliye hesret qaldım, deli bacayi aşdi., ·         Axılliye qırx gün deli desen deli olur. ·         Axılliynen çekişmax ceyilinen halova yemeden eydür. ·         Axılsız baş elinden sefil ayax neler çekiyer. ·         Axiretde qomşi hexi sorulur. ·         Ay variken, yıldızlara ne minnet. ·         Ayağıma yer edem, gör bir sene ne edem. ·         Ayaxla geden gelür, başla geden gelmez. ·         Ayda yilde bir namaz anide şeytan qoymaz. ·         Ayıb söyleyenin ayıbını söylerler. ·         Ayın on beş güni qaranluz olsa da, on beş güni aydınluxdur. ·         Ayvaz – qassad, hep bir hesap. ·         Az idi arux-urux, biri de geldi tabani cırux. ·         Azan quşun ömri az olur. ·         Azi bilmiyan çoxi heç bilmez. ·         Baba baba olsa, oğul da oğul olur. ·         Baba olmamış baba qedrini bilemesin. ·         Baba olmax qolaydur, babalux etmax çetindür. ·         Baba qısmi bedva edende buyuxlari amin diyarmiş. ·         Babamın evi uzax olsa, ögünmeye ne var? ·         Bacanın egriluğuna baxma, tütünün düz çıxmasına bax ·         Bali barmaği uzun degil, nasibli yiyer. ·         Balta ağaci kesmezdi, sapi ağac olmasaydi. ·         Baltada var ise, sapda da var. ·         Baluğun emri sudan çıxanacandur. ·         Bar veren ağaci kesmezler. ·         Başxasını çaruğun geyen tez açmur. ·         Başxasının elininen tikan yolma ki, “hayıf sene tikan” olur. ·         Başxasının qaşuğinan qarın doymaz. ·         Bataxluxda çırpınmaq olmaz. ·         Baxmaynan ögrenmağ olsa, it de qesep olurdi. ·         Bay qaftan geyse, “xeyirli olsun” diyarlar, yoxsul geyse, “nerden buldun” diyarlar. ·         Bayaz atinen cehil ağaya qulluq etme. ·         Bayaza bayaz diyarlar, qaraya qara. ·         Bayazın adı var, qaranın dadi var. ·         Bazısi arar – bulamaz, bazısi bulur – yiyamaz. ·         Beg deduğun ne, begenmeduğun ne? ·         Beglere inanma, suya tayanma. ·         Behşiş atın dişine bakılmaz. ·         Bekliyan beg olur/Beklemiyan qul olur/·         Bekliyana verürler/Beklimiyani dögerler. ·         Beşiginimi yügürümişin? ·         Beyaz at arpa yemez. ·         Bin gör, bir al. ·         Bin qula yalvarmaxdan bir kere peyğembere selavat getir. ·         Bin tedbiri bir teğdir pozar. ·         Bine bir söyle, bire bin söyle. ·         Bir axilli baş bin başi saxlar. ·         Bir ayax sen gel, iki ayax ben gelem. ·         Bir baba dokkuz oğul besler, Dokkuz oğul bir babayi besliyamaz. ·         Bir baltaya sap ol. ·         Bir bilenden qorx, bir de bilmezden. ·         Bir bilmem bir qezayi qurtarur. ·         Bir bişi – qırx kişi. ·         Bir gelen bir daha gelür, sabır et. ·         Bir günün begliğu de begluxdur. ·         Bir insan ataş olsa da dünyayi yakamaz. ·         Bir köçmax – yüz talanmax. ·         Bir müşteriye dükan açılmaz. ·         Bir tavuğun başın sadağasi bir yumurtadur. ·         Bir yumurta, oni de dürte-dürte. ·         Bire yeten ikiye da yeter. ·         Biri od olanda biri su olsun gerek. ·         Bismillah demeynen donuz bostannan çıxmaz. ·         Bitmez iş olmaz. ·         Biz geldüx gelini görmeye, Gelin getdi tezek yığmaya. ·         Bize de bir gün toğar. ·         Boğulsam da, böyük suda boğulem. ·         Boşluğun belasından söz çox olur. ·         Bögünün yarıni var, yarınin bir xoş güni vardur. ·         Böyügün sözüni tutmiyan uluya-uluya qalur. ·         Böyügyni tanmıiyan allahıni de tanımaz. ·         Böyük başın böyük derdi olur. ·         Böyük luxma çeyne, böyük söyleme. ·         Böyüksüz evde bereket olmaz. ·         Buğda – etmegin yoxise, tatli dilin olsun. ·         Bulanux suda boy verme, boyun görünmez. ·         Bulutdan nem qapiyer. ·         Buna el demişdürler, selin ögüni keser. ·         Buynuzsuz koçun haxi buynuzli koçda qalmaz. ·         Camiden de qaldi, medreseden de. ·         Ceyilluxda odun yığsan. qocaluxda titremezsin. ·         Ceyulluxda daş daşi, qocalanda ye aşi. ·         Ceyulluxda para qazan, qocalanda qur qazan. ·         Çağırılmamiş misefır mindersiz qalur. ·         Çağrılan yerden qalma, çağrılmiyan yere ayax basma. ·         Çalıncı her keşi çalıncı zanar. ·         Çaliden aldi, çamura basdi. ·         Çamura taş atma, yüzüne sıçrar. ·         Çeken öküze vururlar, ·         Çıxılmaz bir soxaxdayım. ·         Çıxmiyan canda ümüd var. ·         Çik yumurta soyulmaz. ·         Çingeney altun qefese qoymiş. ·         Çobansız tavari qurd yiyar. ·         Çocux teregi, tana merek qurtarur. ·         Çogunun yanında atın quyruğuni kesme, biri uzun, biri qısadur diyar. ·         Çor diyana sen can de. ·         Çox ağliyan ulusini bulamaz. ·         Çox ögülen çürük çıxar. ·         Çox söyliyen çok yanulur. ·         Çoxi gören aza qayil deyil. ·         Çoxi iştiyan azdan da olur. ·         Çuvalduza yumrux vurmazlar. ·         Çürük iple quyuya enilmez. ·         Çürük taxta mux götürmez. ·         Dadli-dadli söyliyer, aci-aci söker. ·         Dağda qurutdan, bağda tutdan olma. ·         Davada ağac ortadakına deger. ·         Daveye bürc lazım olsa, boynuni uzadur. ·         Dedugini diyer, demeduğini geder-gelmeze yolliyar. ·         Degirman bilduğini eder, Çemberin çek-çuki gendine qalur. ·         Degirmana giren çaqqal, dirgana dözsün gerek. ·         Degirmana su nerden axduğun ögren. ·         Degirmançi ac qalmaz. ·         Deli ağlamaz, derdli gülmez. ·         Deli deliyi görünce degenegini saxlar. ·         Deli demiş, haxilli de inanmiş. ·         Deli gülegen olur, derdli söylegen. ·         Delinin etiğuni haxilli etmez, ·         Deliye uyan deli olur. ·         Demür nemden, insan qemden çürür. ·         Demüri sicax-sicax dögerler. ·         Deniz olub taşma, elinden gelmiyen işe tolaşma. ·         Derd adama selinen girer, misxalinen çıxar. ·         Derd bir olsa ağlamaya ne var. ·         Derd bulmax qolay, yitirmax çetindür. ·         Derd derde oxşamaz. ·         Derd var deler keçer, Derd var geler köçer. ·         Derdi çeken bülür. ·         Derdin derd bilene söyle. ·         Derdini gizleden davasıni bulamaz. ·         Derin bulax bulanmaz. ·         Dermene inanma, dermansız da qalma. ·         Dertli gezsen tez ölürsün. ·         Deseler ki, göyde toy var, qariler merdivan ararlar. ·         Deşi xocaya, döşi xocaya, yeddide bir başi xocaya. ·         Deve xurmay seçmez. ·         Deveden böyük fil var. ·         Devetsiz geden mindersiz oturur. ·         Deyilen söz geri gelmez, ·         Dilen güc verme, işen güc ver. ·         Dilen zor verme, elen zor ver. ·         Dilin gemügi yoxdur. ·         Diş çeynemeynen qarın toymaz. ·         Diyerler zamaninen hep unudulur sevgiler. ·         Dizimde oturiyer, saxalimi yoliyer. ·         Dost acıdıb söyler, düşmen güldürüb. ·         Dost arasi pak gerek. ·         Dost başa baxar, düşmen ayağa. ·         Dost daşi keti deger. ·         Dost gelen güni bayram olur. ·         Dost yolunda tufan olur, qar olur. ·         Dostumuz dost olsun, düşmenimiz kor olsun. ·         Dostun yoxsa – ara, tapanda – qori. ·         Dovuzun bitini elen alma ki, başarı çıxar. ·         Dögme kirase qapisini, dögerler senin qapini. ·         Dünden söyleme, bögünden söyle. ·         Dünya beş günlüxdür, beşi de qara. ·         Dünya yalan dünyadur. ·         Dünya yansa, bir xorum oti yanmaz. ·         Dünyaya ümidinen yemişler, bize de bir gün toğar. ·         Düşman ocax başında. ·         Düşmen etek altından çıxar. ·         Düşüne-düşüne görer işi, sonra peşman olmaz kişi. ·         Düşünmeyıb oturan qalxarken ayıblanır. ·         Düz söz baş keser. ·         Düz söz qıhıncdan keskün. ·         Edecağından söyleme, etdiğunden xeber ver. ·         El ağzınnan quş tutulmaz. ·         El ağzi – çuval ağzi. ·         El ağzi faldur. ·         El atduği taş uzax geder. ·         El atına binen tez ener. ·         El eli yıxar, el de dönüb yüzi. ·         El eliynen tikan yolma, yazıx sene tikan derler. ·         El gözi terezidir. ·         El için ağlayan gözden olur. ·         El keçduği körpüden sen de keç. ·         El sözüne uyan evini tez yıxır. ·         Elden geden ele gelmez. ·         Elden olan gözden olur. ·         Ele uyan evsiz qalar. ·         Eli egri hep düzluxdan söyler. ·         Eliaçığa allah kendi yetürür. ·         Elinden gelse, adami bir qaşux suyinen boğar. ·         Elinen açılani dişinen açma. ·         Elinen gelen derd dügündür. ·         Emür paşanın, çubux meşenin. ·         Enemeduğun yere çıxma. ·         Enişden gene yoxuş eydur. ·         Er qaxaninen er evlenen yanğılmemiş. ·         Ereb toyunca yiyar, türk ölünce yiyar, ·         Eringenden gene axsax eydür. ·         Eringenin qazancını it yiyar, yaxasıni – bit. ·         Esgi şehere teze nırx qoyma. ·         Esgi yırtılmasa, tezesi olmaz. ·         Eski düşman dost olmaz, eski dost düşman olmaz. ·         Eski pambukdan bez olmaz, eksi düşmandan dost. ·         Eski yırtılmasa tezesi olmaz. ·         Eşege atlas-çul vursan, gene eşegdür. ·         Eşegi satdım, "hoş" demekden qurtuldum. ·         Eşegin cani yansa, ati de keçer. ·         Eşegin ölümi ite dügündür. ·         Eşek ne bülür, xurma ne tadur. ·         Et gömüksüz olmaz. ·         Etinen dımax arasına girme. ·         Etmegi tek yiyanın boğazunda qalur. ·         Etmegin çoxuni yetimin ögüne qoy. ·         Etmek elden, su gölden. ·         Etmek ögüci olma. ·         Etmeki etmekçiye büşürtür, birini de artuq ver. ·         Ev alma, alanda qomşi al. ·         Ev sözsüz olmaz, degirman tozsuz. ·         Ev tanasından öküz olmaz. ·         Ev üstüne ev olmaz. ·         Ev yıxanın evi olmaz. ·         Evde bülbül, dişerde quzi. ·         Evdeki bazar çarşide keçmez. ·         Evinden çıxan ev qeder yıxılur, kövünden çıxan köv qeder. ·         Evvel-evvel qapaz çalan uçamaz. ·         Ey söz demür qapiler açar. ·         Eyi evlad babayi vezir eder, kötisi rezil. ·         Eyibsiz yar iştiyan yarsız qalur. ·         Eylik et ki, eylik göresin. ·         Eyluge eylük olsa, öküze biçax vurulmaz. ·         Ezelden gülmiyan sonunda da gülmez. ·         Eziyyetin ben çekdim, sefasını eller. ·         Ezizim ezizdür, canım ondan da eziz. ·         Fağırın ahi. endürür şahı. ·         Fağırların düşgüni/Bayaz geyer qış güni/Zenginlerin azğıni/Kürk geyiner yaz güni. ·         Fikirleşmenin axri deliluxdur. ·         Fite uyanın evi yıxılur. ·         Fitneden uzax tolan. ·         Fuxara kendi çıxışıni bilse oger, fuxara olmaz. ·         Fuxaranın gozi tox olur. ·         Gec buldum, tez yüyürtdüm. ·         Gec olsun, güc olsun. ·         Gedeni tutmax olmaz. ·         Geder bağlar qorasi, qalur yüzler qarasi. ·         Gelen gedene rehmet oxudur. ·         Gelen gedeni aratır. ·         Gelende “paşam”, gedende “ağam”. ·         Gelin inek sağamaz, havli egridur diyar. ·         Gelin oldun, dilin çek. ·         Gelinin eyisi olmaz, qızın da kötisi. ·         Gendi gözel yox, qelbi gözel olsun. ·         Gendinden yoxarilere baxma, bir az de aşağilere bax. ·         Gendini tanımiyan allahini de tanımaz. ·         Gezağan qari iki evi viran edir. ·         Gezeğan gelinnen, güleyen qızdan çarşi – bazardakı loti eydir. ·         golse daşinen, sen get aşinen. ·         Gökde yıldız ararkon. yerdeki çuxuri görmir. ·         Gökden on iki alma düşdi, on bir dediler, bir da sabur et dediler. ·         Göke direk yox. ·         Göl yerinde su eskik olmaz. ·         Gölgesinde yatacaq ağaci budama. ·         Gördüğün qoyub, eşitduğan inanma. ·         Gördün deli, savul geri. ·         Gören göz yol aramaz. ·         Gören göze kül sepme. ·         Görmemişe gösterme, görmemişden eskük etme. ·         Gövül ferman dinlemaz. ·         Gövül omduğu yerden küser. ·         Göyduği ipek, yeduği kepek. ·         Gözel aşi tez bişer. ·         Gözel sevmeye töbe olmaz. ·         Gözele göz deger, qelbe söz. ·         Gözi ancaq toprax toyurur. ·         Gözünde yaşi var, tasinda aşi yok. ·         Gul tikansız olmaz. ·         Güne göre kürkün gey. ·         Günleri sayduxca uzanur. ·         Hacdan gelen ben, xeber veren sen. ·         Hava geçen yerden suda geçer. ·         Hax batil olmaz. ·         Haxıl başın böyükluğunda.dögül. ·         Haxılli büduğim söylemez, deli söylediğuni bilmez. ·         Haxılsız baş, neynar traş? ·         Haxılsız kişi paray neder? ·         Haxlan keçen başan keçer. ·         Haxli kesenin qapisidür. ·         Hayinen gelen, huyunen geder. ·         Hayinen gelen, vayinen geder. ·         Hazır aşa tik qaşux. ·         Hekim kımdür? – başa keçen. ·         Hem suçli, hem gücli. ·         Her derdin bir dermanı vardur. ·         Her esen yele uyma. ·         Her gün ömürden gediyer. ·         Her işi qurtardide, lacordiya qaldi işi ·         Her keş kendi babmi bulur. ·         Her keş kendi derdine yanar. ·         Her keşe gendi Veteni ezizdür. ·         Her kövün soğan toğramasi başxadur. ·         Her öküzi bir çomağinen sürmezler. ·         Her qari kendi evinin hem quli, hem xanımidür. ·         Her sılığa uyan tez döner. ·         Her taraxda bezi var. ·         Her xeberi çocuxdan al. ·         Her yerin kendi adeti var. ·         Her zemiden bir taxıl, her başdan bir axıl. ·         Hers gelür, göz qaralür, hers gedür yüz qaralur. ·         Hersin çıxıyer, burnun dişle. ·         Hersin çıxıyer, savux suya gir. ·         Işi yari-buçuk görme. ·         Iştiyanın bir yuzi yara, vermiyanın iki üzi. ·         İki gövül bir olsa, samanlux da saraydur. ·         İki qarili evde dirlux olmaz. ·         İlk baxtım – altun baxtım. ·         İlk vuran oxçudur. ·         İnanma dostan, saman teper postan. ·         İnek almaz, tana sevmez. ·         İnek öldi xab kesildi. ·         İnsan evledi dünyada tek olmaz, cüt olur. ·         İnsan insanan yük olmaz. ·         İnsan ne bulsa, kendinden bulur. ·         İnsan qocalsa da, yürek qocalmaz. ·         İnsan sözünden, öküz buynuzundan tutulur. ·         İp qırılduği yerden bağlanur. ·         İpe un sariyer. ·         İşliyanda çoxinen işle, yiyanda azinen ye. ·         İt ile çuvala girilmez. ·         İt ölür de sahabi çıxar. ·         İt qışi çıxarur, amma derisi ne çekir. ·         İtin ölumi gelince çobanın degenegine sürünür. ·         Kamil ögren – it dili olsun. ·         Karib kuşun yuvasini allah yapar. ·         Karibe bir salam bin altuna deger. ·         Karibin boyni bükük olur. ·         Karibin kimsesi yox, allahı vardur. ·         Karyıli – varyıli. ·         Katıksız etmek boğazdan keçmez. ·         Keçen günlerin harmanini sovurma. ·         Kedi cigere yetişmezse, orucdur deyer. ·         Kediye neynir ismarlamazlar. ·         Kefenin cefı olmaz. ·         Kendi düşen ağlamaz. ·         Kesdeneden (şabalıd) çıxmiş, qabuğuni begenmiyer. ·         Keser kendi sapıni yonmaz. ·         Kesilen baş yerine gelmez. ·         Kime ne seslesen oni eşidürsün. ·         Kimi bildisem haci, boynundan çıxdi xaçi. ·         Kimin mumi sabağacan yanmiş? ·         Kimsenin ahi kimsede qalmaz. ·         kişi ne etsin ki/Yokari assa his olur./Aşaği qoyşa pas olur /Vurub öldürse yas olur. ·         Kişi olan sözünde durur. ·         Kişinin hörmeti gendi elinde azdur. ·         Koç nereden olur-olsun, quzunun sesi avluda duyulsun. ·         Komşinin quzusi komşiya koç görünür. ·         Komşuda pişer, bize de düşer. ·         Kor degenegini bir kere yitürür. ·         Kor odur ki, düşdüği quyuya bir de düşe. ·         Kosadan buyux iyidir, buyuxdan saxal iyidir. ·         Köçdüğun yurdun qedrini qonduğun yurdda bilürsen. ·         Köç-küçe tayandi, qırğın yeni oyandı. ·         Kölgede biten oğacın meyvesi olmaz. ·         Köşe taşi yapiden düşmez. ·         Köti adamnan dert eskük olmaz. ·         Köti hava düzelür, köti insan düzelmez. ·         Köti it ne yiyar, ne başxasına yedürür. ·         Köti olmasa eyin qedri bilinmez. ·         Köti söz sahabınındür. ·         Köti sözi qulax ardi et. ·         Köv üstüne köv olur, ev üstüne ev olmaz. ·         Kövül umduğundan küser. ·         Kövülsüz sevmenin gözsüz oğli olur. ·         Küçük daş baş yarar. ·         Küçük kövün böyük ağasi. ·         Küçükler suç işler, böyükler bağışlar. ·         Külden tepe olmaz. ·         Laf kiseye gırmez. ·         Lafdan gümrük alınmaz. ·         Lafla peynir gemısi yürümez. ·         Mal adama hem dostdur, hem düşmendür. ·         Mal senin, meslehet senin. ·         Malının yanında saabi gerek, oğli yoxsa da, babasi gerek. ·         Merdivani ayax-ayax çıxarlar. ·         Mermer – ey daşdan, eylik – iki başdan. ·         Meydan bulmuş, at bulmamış, at bulmuş meydan bulmamış. ·         Meyvali ağaca daş atan çox olur. ·         Meyvasız ağaca heç kim taş atmaz. ·         Meyxaneçiden şahid iştediler, serxoşi gösterdi. ·         Mezar taşiyla iltifat olmaz. ·         Misafırin rizi kendinden ireli gelir. ·         Misefir evin yaxuşuğidir. ·         Misefir üç günluxdur. ·         Mollanın deduğuni de, etduğuni etme. ·         Mum dibine işıx vermez. ·         Namus geder, dönmez geri, yoxdur onun belli yeri. ·         Namusi altuna degişmezler. ·         Ne coraba yamaxdur, ne şarvara yamax. ·         Ne çabux ol asıl, ne yavaş ol basıl. ·         Ne qeder bilsen de, gene bir bilmişden sor. ·         Ne ver, ne de peşine get. ·         Ne ver, ne de peşine get. ·         Nere gedirsin, oranın arabasına binersin. ·         Nesibe zaval yoxdur. ·         Nesibinde varise qaşuğan çıxar. ·         Oğlan doğurdum-oydi beni, qız doğurdum-soydi beni. ·         Oğlan evlenür, beg oldum sanur. ·         Oğlan olan yerde oğurlux saxlanmaz, Qız olan yerde igne gizlenmez. ·         Oğlum oldi – gülüm oldi, everdim – elin oldi, ayurdum komşim oldi. ·         Oğul babasına göre süfre açar. ·         Oma-oma döndüm muma. ·         Onde geden yorulur, arxada qalan soyulur. ·         Otuz iki dişden çıxan otuz iki mehelleye yayılur. ·         Ovçi ne qeder biliyerse, avi de o qeder biliyer. ·         Oxlavısız tutmac olmaz. ·         Öküzi buynuzundan, insani sözünden tutarlar. ·         Öküzün çekdüğüni qayışdan sor. ·         Ölen can qurtatur, vay qalanın halına. ·         Ölum ile öc alınmaz. ·         Ölü gözünde yaş olmaz, imam evinde aş olmaz. ·         Ölümden başxa her şeye çare var. ·         Ölümi göreceksen ki, bayılmaya da razı olasın, ·         Ölümi olan bir gün ağlar. Delisi olan her gün ağlar. ·         Ölünün yüzi serindür. ·         Ölüye ağlamaz, diriye gülmez. ·         Önde geden yorulur, arxada qalan soyulur. ·         Önüne baxma, sonuna bax. ·         Öpülecek yüzi tüfrülecax etme. ·         Papaği keçi derisinden, xeberi yok gerisinden. ·         Papaxçının papaği olmaz. ·         Paran vardur, çerşi-bazar senindür. Paran yoxdur, sırıt, allah kerimdür. ·         Paşanım işi de poşaya düşarmiş?! ·         Paşanın varı getmiş, paşanın cani çıxmiş. ·         Peynil-etmek yemesen, kimse demez ki, yiyansan. ·         Qalan işe qar yağar. ·         Qalan işe qar yağar. ·         Qanliden uzax goz. ·         Qapiye geleni qataxlamazlar. ·         Qaraya bayaz deyilmez. ·         Qari var – arpa ununnan aş eder, qari var – buğda ununi daş eder. ·         Qari yüzli adamnan (kişiden), adam yüzli qariden elheze. ·         Qarili-varili. ·         Qarisi küti olan adam tez qocalar. ·         Qarnın toymiyan yerde acluğun bildürme. ·         Qarsisiz ev – susuz degirman kimidür. ·         Qaşuğinen aş verib, sapinen göz çıxarma. ·         Qazan qarasi geder, yüz qarasi etmez. ·         Qelemin ucunda qılınc güci var. ·         Qembersiz dügün olmaz. ·         Qeribin dosti olmaz. ·         Qeribin kimsesi yox, allahi vardur. ·         Qeza gelende geliyerim demir. ·         Qılınc qınini kesmez. ·         Qılıncsız qırğına düşdüx. ·         Qırıx etmek birleşmez. ·         Qırmızı gömlek gizlenmez. ·         Qırmızi gömlek gizlenmez. ·         Qırx gün günahkar, bir gün tövbekar. ·         Qırx illik balığa üzmek ögredir. ·         Qırx oğri bir çıplaği soyamamış. ·         Qırx qurda bir aslan ne yapsın? ·         Qırx yillux yanux eylanmaz. ·         Qız beşikde – cehiz sanduxda. ·         Qız evinde danqur-dunqur, oğlan evinde xeber yox. ·         Qız sabahi-qala sahabi. ·         Qız yükü- duz yükü. ·         Qızın qövli bende, şalvarı başxasında. ·         Qızıni dögmiyan dizini döger. ·         Qızi kendi – kendine qoysan, ya halvaçıya, ya davxılçiye köçer. ·         Qismetden artux yemek olmaz. ·         Qoca kafır misliman olmaz. ·         Qoçun buynuzi qoça ağırlux etmez. ·         Qorxan göze çöp düşer. ·         Qorxax bezirgan ne xeyir edur, ne zerer. ·         Qoyuna çoban – tarlaya sapan. ·         Quduzun ömri qırx gündür. ·         Qurban olem tipiye (küleye), gendi getürdi qapiye. ·         Quri ağaca qan sürtme. ·         Quri qaşıx ağız yırtar. ·         Quri selemi yel alur. ·         Quri torbaynan at bir kere tutulur. ·         Qurumuş ağacın gölgesi olmaz. ·         Qutli gün toğuşundan bellidür. ·         Sabax naxıra, axşam axora. ·         Sabax qismetini kimseye verme. ·         Sabonnadux suya qoydux, gene bizim qara cocux. ·         Sabur eden her şeye ulaşur. ·         Sabur eden her şeye ulaşur. ·         Sadağa veren eller derd görmez. ·         Sağ baş yasdux iştemez. ·         Sağı soldan baxıb söyle. ·         Sağıldım, sağıldım, axırda da tokmük vurdi tağıldım. ·         Sağır eşitduğini, kor tutduğuni buraxmaz. ·         Sakın, yeddi toy, yeddi bayramda söylerler. ·         Samannuxda kedi bin yil yaşasın. ·         Sanat altın – bilerzikdür. ·         Sayanin quliyam, saymiyanin sultani. ·         Saymaduğun taş, yarar baş. ·         Seadet qapiden girende, sefalet bacadan çıxar. ·         Sen biliyen bir-iki, eller biliyer bin iki. ·         Senden ötri xasta olana sen öl. ·         Sene ton çıxsa, bene de yelek. ·         Senetine kim xor baxar, boynuna torba taxar. ·         Seni senden sormazlar, elden sorarlar. ·         Sert olma, merd ol. ·         Sev seni seveni, iki dişli qarise. ·         Sevenin gözi kor olur. ·         Sevme seni sevmiyani, kökden enen hürise. ·         Sımarlamayinen hac qabul olmaz. ·         Sinek murdar dequl, yürek bulandurur. ·         Sivri başda axıl durmaz. ·         Son biliyen bir-iki, eller biliyer bin-iki. ·         Soylu soyuni yuturmez; soyuni yütüren soysuzdur. ·         Söyliyene baxma, söyledene bax. ·         Söz bir, meslehet iki. ·         Söz bir, qulax iki. ·         Söz sözün küsküsidür. ·         Söz var ev icin, söz var el için. ·         Söz var ev için, söz var el için. ·         Söz var gelür geder, söz var delür geder. ·         Söz var, aş bütürür, söz var, baş yütürür. ·         Söze gelende usta, işe gelende xasta. ·         Sözi yerinde söyle. ·         Sözin düzüni cocux diyar. ·         Sözin gerçegi yerennüginen deyilür. ·         Su bulandurmaynan balux tutulmaz. ·         Su geder, çuxuri bulur. ·         Su geder, qum qalur. ·         Su kimi ömrin olsun. ·         Susuz ağac meyve vermez. ·         Suya düşse quri çıxan oğuldur. ·         Suyi qoyub ataşnan oynama. ·         Sükut atın tekmügi böyük olur. ·         Şefteliden bağ olmaz. ·         Şeytan getdi, meydan bize qaldi. ·         Şeytanın dostluği dar ağacına qederdür. ·         Tac olmaynan şah olmaz. ·         Tağın da derdi tağ boydadur. ·         Tanri nişan vurduği quldan qorxmax gerek. ·         Tarlada izi olmayan sufrada yüzi olmaz, ·         Tatli dil yılani deşiginden çıxarur. ·         Tatli suyi kim içmez. ·         Tava delux, tas delux, bu da geldi üstehıx. ·         Tek ayranın olsun, sinek Bağdaddan gelib qonar. ·         Tiken battığı yerden çıxar. ·         Tilki tilkiye diyar, tilki de dönüb quyruğuna. ·         Tilkinin bazarda ne işi var? ·         Toğmaduğun oğlana ad qoyma. ·         Toğri geden tolaşmaz. ·         Toğri olan, her kişiyi toğri sanar. ·         Toğriya allah yardımçi. ·         Topal eşşeginen karvana qoşulma. ·         Topalinen gezen axsamayi ögrenür. ·         Tovşan ne küçük, qulaği ne böyük. ·         Toxun ögüne aş qoysan, bin türli behane bulur. ·         Toydan sonra nağara, xoş geldin Bayram ağa. ·         Tutulmiyan oğri – begden toğri. ·         Tuz-etmek dostluği pozmaz. ·         Tuzsuz aşa şoker de qoşsan tadi gelmez. ·         Türk atının samani bol gerek. ·         Türk geden yere bereket gedir. ·         Türk para bulsa tavara verür. ·         Türk sögduxca qızar, turduqca bezer. ·         Türk şerlünin qulidür. ·         Türk zoppasi görmemiş. ·         Türkün sonraki axli bende olsa. ·         Ucuz veren tez satar. ·         Uli gözi ile qız al, orgen gözi ile at al. ·         Unu uçiyerdi, kepegi qaçiyerdi. ·         Ununi elemiş, elegini asmiş. ·         Ustadıni xor gören boğanıza torba taxar. ·         Uzax getme-canım çıxar, yaxın gelme-qoxun gelür. ·         Uzun yaşın axri gene ölümdür. ·         Üşümüş yilani qoynan qoyma, isınen kımı seni sancar. ·         Var başinı gizlemez, yox da daşdan qevidir. ·         Var-dövletim yitürdüm, canımi Vetene yetürdüm, ·         Varlının xorizi da yumurta qoyar, tavuği de. ·         Vaxtıni yitüren bextini yitürür. ·         Vaxtsız öten xoruzun başıni keserler. ·         Veren eli kemsezler. ·         Veten hesreti çekdim, gözlerime qan geldi, ·         Vetene geldim, imana geldim. ·         Veteni sevmax imandandur, vay ona ki, içinde olmiya. ·         Vetenime geldim-imana geldim. ·         Vetenime qovuşdum, cesedime can geldi. ·         Veten-veten deyip sızladi yürek. ·         Vurğudun bir yumurta, oni da dürte-dürte, ·         Xain adam qorxax olur. ·         Xalq gözi terezidir. ·         Xalqa quyi qazan kendi düşer. ·         Xasta, çorbayi qoymaz tasda. ·         Xastalux şaşurur, ölüm yıxar. ·         Xastayi buza yollamazlar/Aşığı söze yollamazlar. ·         Xeyir say eşine, xeyir gelsin başına. ·         Xeyirsiz oğlannan, namusli qız eydür. ·         Xırman yelinen, dügün elinen olur. ·         Xırmana giren posrux dirqana tayanur. ·         Yad gele-gele biliş olur, bilen varmaya-varmaya yad olur. ·         Yağ taşanda kepçenin bahası olmaz. ·         Yalançının ipinen quyuya enmax olmaz. ·         Yalançının quyruği peşinde olur. ·         Yalançının yeminine inanma. ·         Yapmaduğun gövüli qırma. ·         Yaralının derdini ne bülür yarasızlar. ·         Yatağan arslannan gezegen tilki eydir. ·         Yaxın adamın yoldiğu saxal bitmez. ·         Yaxşi niyat yarım dövlet. ·         Yaxşuluğa yamannux, kor eşşege samannux. ·         Yaz qışından belli, qız qardaşından. ·         Yazan da Bedel, pozan da Bedel. ·         Yazda ayransız olma, qışda yorğansız. ·         Yazılan yazi başa gelür. ·         Yazın yalağı, qışın sicax yemeginden eydür. ·         Yel esende yelleniyer, yol görende yollaniyer. ·         Yetim demiş ben gülerim, allah demiş ben nerdeyim. ·         Yetim xırsuzluğa çıxar, ay ilk axşamdan toğar. ·         Yeyilmemiş aşa dua qılınmaz. ·         Yigide qırx günah azdur. ·         Yigidim sağ olsun, bulunmiyan qız olsun. ·         Yigidin başna her iş gelür. ·         Yilani yarali buraxmazlar. ·         Yiyan bilmesa, toğriyan bülür. ·         Yiyan içar, qonan köçer. ·         Yolsuz geden tez yorulur. ·         Yolundan çıxan tez yorulur. ·         Yoxdan kosa yaxşidur. ·         Yoxsulun bayla ne qardaşi, eşşek atın ne yoldaşi. ·         Yumurtadan yüng qırxılmaz. ·         Yumurtanın sansından pay oman cehennemluxdur. ·         Yurdundan sürülen yurduna varınca ağlar. ·         Yuxi yastuk iştemez. ·         Yuxliyan yilanın quyruğuni basma. ·         Yügrek at qemçi işletmez. ·         Yügrek at yemini kendi arur. ·         Yüksek olma, vura-vura endürürler, alçak olma, basa-basa yere keçürürler. ·         Yüksekden baxan alçağa tez enür. ·         Yürek şüşe kimidür, qırdın, yapamazsan. ·         Yürüş vardur ki, duruşdan beterdür. ·         Yüz bilsen de bir bilenden sor. ·         Yüzen gülen arxadan söyler. ·         Yüzger esmese yaprax oynamaz. ·         Yüzüne bax, ondan su um, ·         Zamanaya bax, aviye qaval çaldirüyer. ·         Zehmetinen yeyilen aci soğan, minnetinen yeyilen baldan tatlidür. ·         Zengin arabasıni dağdan aşırur, yoxsul düz ovada yoluni şaşurur. ·         Zerelin yarısından da dönsen xeyirdür. ·         Ziyada xarçlamax mekrüfdür. ·         Ziyade xarçlamax mekrüfdür. ·         Ziyankerden qeza eskik olmaz. ·         Zorinen gözelluz olmaz. ·         Zorun var ise, zurnaçi başi ol.  

http://www.ahiskali.com/kultur/atasozlari.htm

WordPress.com'dan blog alın.