Atasözleri / Atalar Sözü / Sab-Sav / Takmak / Xohono / Ülgercomok / Söpsek / Makal / Nakıl / Comok / Mesel / Darb-ı mesel

Mart 2, 2009

KAYSERİ FOLKLORUNDA EVCİL HAYVANLARLA İLGİLİ ATASÖZLERİ

Filed under: Türkiye,Umumi tasnif — Arslan @ 10:35 am

http://ercivet.erciyes.edu.tr/arsiv/2006-2/8-kayseri-folklorunda-evcil-hayvanlarla.pdf

Ocak 7, 2009

TÜRK DÜNYASINDA ATASÖZLERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI ÜZERİNE BİR DENEME

Filed under: Umumi tasnif — Arslan @ 3:53 pm

                                                                                                        Hasan ÜLKER

          Bilindiği gibi atasözleri, bir konu hakkında birçok cümle ile ifade edilecek duygu ve düşünceleri birkaç kelime ile ortaya koyan özel ifadelerdir. Asırların süzgecinden süzülüp gelen ve günümüzde en güzel şeklini alan bu sözler bazen kitaplar dolusu açıklamaların yerini alıverir. Bu davranış biçimi bütün toplumlarda kendilerine has bir tarzda ortaya çıkar ve millet diyebileceğimiz toplumlarda zamanın da etkisiyle bazıları kaybolur, bazıları da değişikliklere uğrar.Bazıları ise hiç değişmeden yüzyıllar boyu yeni nesillere aktarılmak suretiyle yaşar
           Bu atasözlerinde o topluma ait pek çok ipucu vardır. Dikkatli bir inceleme ile atasözleri sayesinde o toplum ile ilgili pek çok bilgiye ulaşmamız mümkündür. Genel bir ifade ile  “bir milletin yaşama biçimi,hayat tarzı” nı bulabiliriz.
            Karaçay Türkleri atasözlerindeki ifadelerin Türkiye Türklerindeki benzerliğini incelediğimizde her iki Türk boyunda da “bir milletin yaşama biçimi,hayat tarzı” nı bulduk. Sayın Prof. Dr. Saim Sakaoğlu’nun yönlendirmesi ile diğer Türk boylarındaki ifade biçimlerine göz attığımızda pek çok atasözünün aynı biçimde kullanıldığını gördük.
            Sakaoğlu, Anadolu’daki atasözlerini
A-      Bütünüyle benzer olanlar
B-      Bazı yönleriyle benzer olanlar
C-      Bütünüyle farklı olanlar            olmak üzere üç grupta değerlendirmektedir1. Biz de aynı dağılımı Türk dünyasında gözledik. Bu da tabii bir durumdur. Geniş bir coğrafyaya dağılan Türk milletini oluşturan boyların atasözleri arasında dikkati çeken farkların bir çoğunun hayat şartları, bölge, zaman, ayrı iklim ve başka milletlerle olan münasebetten doğduğu muhakkaktır2. Ama bu ayırıcı faktörlere rağmen gördük ki, ta Adriyatik’den Çin Seddi’ne kadar olan geniş bir coğrafyada aynı kelimelerle, aynı manâlarla aynı atasözleri söylenmektedir.
            Sınırlı imkanlarla ulaşabildiğimiz kaynaklardaki Türk atasözlerini diğer Türk boylarındaki şekliyle karşılaştırmaya çalıştık ve yine gördük ki Türklük dünyasının damarlarında tertemiz bir kan dolaşmaktadır. Aynı olaylar karşısında aynı duygu ve düşünceler ifade edilmektedir. Türk Milleti’nin Kuzey Kafkasya’daki küçük bir topluluğu olan Nogay Türklerindeki hayat tarzı ile en kalabalık nüfusa sahip olan Türkiye’deki hayat tarzı arasında çok büyük bir fark bulunmamaktadır. Küçük farklar ise; bir Karslı ile bir Kütahyalı arasındaki fark kadardır.
            Atalarımız, ana yurtlarından ayrılıp yer yüzünün değişik bölgelerine dağılırken, kültür ürünlerini de beraberlerinde taşımışlardır. Böylece, aynı kökten beslenen bir ağacın bütün dallarında aynı meyvenin yetişmesi gibi, yeni vatanlarında hep benzer duyguları dile getirmişlerdir. Bir ağacın bir veya birkaç dalının kabul edebileceği diğer bazı benzer meyvelerin aşılanması gerçeğinde olduğu gibi, atalarımız da yadırgamıyacakları kültürlerden tesirler almış, ancak onları milli benliklerinin içinde eritmesini bilmişlerdir. Aynı kültürün küçük farklılıklarla karşımıza çıkmasını tabii karşılıyoruz. Büyük bir meyve ağacı düşünün. Daha çiçek açarken bile bütün dallarda tam bir birlik göremeyiz. Çiçekler hızla gelişerek meyveye dönüşür, toplanıp yenecek hale gelir. Bu meyveleri büyüklükleri, tatları, renkleri hasılı birçok özellikleri küçük farklılıklar gösterir. Ama hiç kimse o meyvelerin aynı ağaca ait olmadığını söyleyemez.
            Yukarıda göstermeye çalıştığımız gibi, kültür ağacımızın meyvelerinin de kökünden uzaklaştıkça bazı değişikliklere uğraması normaldir. Elbette bizim kadar geniş bir coğrafyaya yayılan bir soyun kültürü bu tür değişmelere uğrayacaktır. Ancak, başka ülkelerin topraklarında yaşasa bile onlar, aynı kökten geldiklerini unutmamışlar, o ağacın tadını, kokusunu, rengini aynı güneşin ısıttığı dünyamızda başka bir topraktan beslenerek yaşatmaya devam etmişlerdir. Nasıl ki bitkiler, yetiştikleri coğrafi bölgelere göre kendilerine has bir yayılma sahasına sahiplerse, kültürler de ilk çıktıkları yerden başlayarak yeni yeni sahalara sahip olmuşlardır. Bizim kültürümüzde yayıldığı her yere aslında pek az bir kayıpla ulaşmış ve özünü daima korumuştur. İşte bu kültür akışı, bizim milli beraberliğimizin en büyük teminatıdır. Bugün aynı atasözünü söyleyebiliyorsak, çocuklarımız aynı tekerlemeyi söyleyebiliyorsa, türküler, ninniler, ağıtlar hep aynı kalıplara dökülebiliyorsa aynı ağacın dalları olduğumuz içindir.
            Atalarımızın bize bıraktığı kültür ürünlerinden atasözleri dünyasına girip bir bakalım. Biz rastladığımız eserlerdeki benzer atasözlerimizi bir araya getirdik ve Türk Dünyası haritasını okuyucunun gözü önüne serdik. Bu denemenin bir ekip çalışması ile daha da geliştirilerek Türk dünyasındaki birlik ve beraberliğin dosta düşmana ilan edilmesi en büyük temennimizdir.   

 

Türki..  Aç tavuk düşünde kendini buğday ambarında görür.(ADS1,110)
           Aç tavuk düşünde darı görür.(TASH,73)
Azeri..  Aç toyuğ yuhusunda darı görer. (AHYÖ,149)
Karaç.  Tavuk tüşü – tarı bürtük.(NKÇ,61)
Nogay.  Tavıklın tüsine tarı ener.(i.çeneli,28)Kırım..  Aş tavuk tüşünde tarı körer.(DKTAD,21)Özbek..Aç itning çüşige söngek kirer.
Trkmn.. Aç tavuk düyşünde darı görer. (TIIM,201)
Kosov.  Aç tilçi ruyasında touk cürür. 

Türki..   Adam olacak çocuk, bokundan belli olur.(ADS1,113)
Dlt…..   Boldaçı buzagu öküz ara belgülüg. (I,528,17)
Karaç.. Adam bolluk atlamından belgili. (KNS,158)
           Bolur – boğundan belgili. (KNS,189)
Krgız..  Bolor muzoo bogunan. (KA,141)
Trkmn.  Bolcak oglan bolşundan belli. (TIIM,203)
Irak….   Yaşamayan uşağ pohunnan bellidir.(ITDA,315)
Kıbrıs.   Adam olacak çocuk bokundan bellidir.(KTADS,44)
Yugos.  Ümürsüz çoçogon bokondan bellidir. 

Türki..   Adamın adı çıkacağına canı çıksın.(ADS1,112)
Azeri..  Yaman addan ölüm yahşıdır. (HDD,103)
Karaç.  Atıng amannga çıkğandan ese canıng tamağıngdan çıksın. (NKÇ, 77)
Kırım..  Adı şıkdı tokuzga, tüşmez endigi sekizge.(DKTAD,16)
Irak…..  Adamın adı haraba çıkacağına canı çıksın. (ITDA,264)
            Insanın adı harab’a çıhınca.( ITDA,292)
Kıbrıs.. Birinin adı çıkacağına canı çıksın. (KTADS,63)
Kosov.. Insanın daha ey canı ise adi çıksın. 

Türki..   Ağaç fidan  (yaşken) iken  eğilir.(TASH,242)
Karaç.  Çıbıklıkda bügülmegen, kazıklıkda bügülmez.(KNS,,43)
Kırım..  Terek talında  iyilir (ağaç fidan iken eğilir).(DKTAD,88)
Trkmn   Ağaçı yaşlıkdan bük. (TIIM,201)
Irak….   Ağaç yaş iken eğili. (ITDA,264)
Kıbrıs.   Ağaç yaşıkan eğilir.
Yugos.  Ağaç yaş içer eğrilir. 

Türki..   Ağlamayan çocuğa meme vermezler.(ASD1,s,117,115)
Azeri..  Ağlamayan uşağa süt vermezler. (AHYÖ,149)
Karaç.  Cılamağan caşha cukka salınmaz.(NKÇ,28)
            Cılamağan caşha anası emçek salmaz.(KNS,2189)
Kazan.  Yılamagan balaga imçek birmiyler.(KzTAD,78)
Kırım..  Cılamagan balaga emşek berilmez.(DKTAD,40)
Krgız..  Iylabağan balağa emçek cok. (KA,153)
            Bala ıylabay emçek kana. (KA,138)
Trkmn.  Emgenmedik oglana emçek cok. (TIIM,205)
Irak…..  Uşağ yığlamasa ağzına emcek koymazlar.(ITDA,315)
Kosov.  Çocuk aglamadan ana ele almas. 

Türki.    Akıl yaşda, değil baştadır. (ADS1,123)
Azeri..  Ağıl yaşda deyil, başdadı. (AHYÖ,149)
            Ağıl başda olar. yaşda olmaz. (AF,235)
Karaç.. Akıl caşda, kartda da tüldü  - başdadı.(NKÇ,25)
Kumuk. Yaşda tügül, başda. (AVAS, 39)
Nogay.  Akıl yasta tuvıl, basta.(NKÇ,326)
Kırım..  Akıl caşda tuvul baştadır.(DKTAD,16)
Kırgz..  Asıl başdan, asıl taştan. (KA,47)
Özbek. Agl yaşta emas, baştadır. (TIIM,184)
Uygur   Ekil yaşta emes, başta. (i.çeneli, TK, kasım 84)
Trkmn.  Akıl yaşda bolmaz, başda bolar. (TIIM,201)
Irak……Akıl yaşta dögü, baştadı. (ITDA,265)
Kosov.  Akıl dil, baştadır. 

Türki..   Akıllı düşman akılsız dosttan hayırlıdır.(ADS1,121)
           Deli dostun olacağına akıllı düşmanın olsun.(ADS1,199)
Azeri..  Merdin tövlesi, namerdin otağından yahşıdı. (AF,243)
Karaç.. Aman şohung bolgandan ese, igi cavung bolsun.
            Aman şuyohung bolgandan ese, bolmaganı igidi. (MNS, 11)
Kazan.. Cüler dustan akıllı duşman yahşırak.(KzTAD,37)
Kırım..  Akıllı duşman, akılsız dostan iygidir.(DKTAD,16)
Krgız..  Akmak dostan akılduu duşman. (KA,133)
Özbek..Akılsız dostdın akıllu düşman yahşıdur.
Trkmn.. Nadan dostdan, dana düşman yagşıdır. (TIIM,208)
Irak…..  Akıllı düşman akılsız dosttan iyidir. (ITAD,265)
Kosov.. Akılli duşmandan korkma, akılsıs dosttan kork. 

Türki..   Alışmış kudurmuştan beterdir.(ADS,127)
Karaç.. Ürenngen avruv tohdamaz.
Kırım..  Tatangan kuturgandan beter.(DKTAD,86)
Irak…..  Alışmış  -öğrenmiş-  kudurmuşdan beterdi. (ITDA,265)    
Kıbrıs..  Alışmış kudurmuştan beterdir.(KTADS,37)
Yugos.. Alınmiş kudurmiştan beterdir.
            Dadanmiş kudurmiştan beterdir. 

Türki..   Anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al. (ADS,134)
Azeri..  Anasına bah, gızını al-gırağına bah, bezini al. (AHYÖ,149)
Kumuk. Anasına karap kızın al, aşına karap tuzun sal. (AVAS, 29)
Nogay.. Ayagın körip asın iş, anasın körip kızın al.(NKÇ,350)
            Ayagına kara da kımızın iş, anasına kara da kızını al.(NKÇ,350)
Kazan.. Bakraçına bagıp suvın iç, anasına bagıp kızın kuç(KzTAD,30)
Trkmn.. Enesini görüp gızını al, gırasını görüp bızını al. (TIIM,205)
Irak…..  Kenarına bah bezini al, nenesine bah kızını al.(ITDA,294)
            Astarına bah üzünü al, nenesine (annesine) bah kızını al.(ITDA,266) 

Türki..   Arabanın ön tekerleği nereden geçerse, art tekerleği de oradan  geçer.(ADS1,136)
Azeri..  Su ahan arhdan bir de  ahar. (AHYÖ,153)
Karaç.. Arbanı al çarhı kirgen cerden, art çarhı da öter. (MNS, 14)
Nogay.. Aldı tegerşik kaydan köşse,songgısı da sonnan köşer.(NKÇ,309)
Kazan.. Algı küpçek kaydan tegerese artkısı da şundan tegerer. (KzTAD,25)
Kırım..  Arabanıng ald tegerşigi kayerden cürse ard tegerşigi de o yerden cürer.(DKTAD,19)
            Baş kayaka ketse ayak o yaka keter.(DKTAD,30)
Kazak.. Iyne ötken cerden cipte öter.
Kıbrıs..  Ön tekerlek nereye giderse, arka tekerlek de oraya gider. (KTADS,179)
 
           Baş nereye giderse, ayak da oraya gider. (KTADS,62) 

Türki..   Atlar tepişir, arada eşekler ezilir.(ADS1,s,147,342)
Dlt…..   Ikka bugra igeşür  otra kökegün yançılur.
Karaç.. Eki at tabanlaşsala, arada eşek ölür.(NKÇ,75)
Kırım..  Atlar tebişir arada eşek ezilir.(DKTAD,23)
Krgız..  Eki döö kağışsa, orto cerde kara çımın kırılat. (KA,150)
            (Iki deve döğüşür, arada kara sinek ezilir.)
Trkmn.. Iki at  depişer, arasında eşek öler.(TA,84) 

Türki..   Ayağını yorganına göre uzat.(ADS1,150)
Azeri..  Ayağını yorganına göre uzat. (AHYÖ,150)
Karaç.. Cuvurganınga köre ayağıngı uzat.
Nogay..Yorkanınga köre ayağındı soz.
Kazan.. Ayağıngnı tüşeginge küre  suz. (KzTAD,29)
Kırım..  Ayağın corkanınga köre uzat.(DKTAD,24)
Özbek..Karpanga garab ayağını uzat. (TIIM,192)
Trkmn.. Yorganına göre ayak uzak. (TIIM,211)
Irak…..  Yorğanıva göre ayağıv uzak. (ITDA,316)
Yugos.. Yorgana cüre ayaklarıni uzat.

Türki..   Ayıpsız dost arayan, dostsuz kalır.(ADS1,151)
Karaç.. Ayıbsız teng izlegen tengsiz kalır.
Kırım..  Kusursuz dos kıdırsang dossuz kalırsıng.(DKTAD,69)
            Kul kusursuz bolmaz.(DKTAD,68)
Irak…..  Ayıpsız dost isteyen, dostsuz kalı. (ITDA,267) 

Türki..   Azıcık aşım, kaygısız başım.(ADS1,153)
As…..   Azacuk işum, kavgasuz başım.
Azeri..  Azacığ aşım, ağrımaz başım. (AHYÖ,150)
Karaç.. Aç karnım, tınç kulağım.(NKÇ,64)
Kırım..  Az aşım avrusuz başım.(DKTAD,114)
Özbek..Aç garnım, tinç gulağım. (TIIM,182)
Trkmn.. Aç başım, dinç gulagım. (TIIM,201)
Irak…..  Azıcık aşım, ağrısız başım. (ITDA,267) 

Türki..   Bal bal demekle ağız tatlanmaz.(ADS1,158)
Karaç.. “Bal-bal!” degenlikge avuzung tatlı bolmaz.(NKÇ,66)
Kazan.. Bal bal diyü blen avız tatlılanmas. (KzTAD,30)
Kırım..  Bal bal demekmen avuz tatlılanmaz.(DKTAD,28)
Trkmn.. Bal diyenin bilen agız süycemez. (TIIM,202)
Irak…..  Bal bal demeğten ağız şirin olmaz. (ITDA,269) 

Türki..   Bal tutan parmağını yalar.(ADS1,160)
Azeri..  Bal tutan  barmağ yalar. (AHYÖ,150)
Karaç.. Bal tutgan barmagın calar.
Kazan.. Bal tutkan barmak yalar.(KzTAD,31)
Kırım..  Bal tutkan parmağın calar.(DKTAD,27)
Özbek..Bal tutgan barmağını yalaydı. (TIIM,186)
Trkmn.. Bal tutan barmagını yalar. (TIIM,203) 

Türki..   Bıçak yarası geçer, dil yarası geçmez.(ADS1,s,167,490)
Azeri..  Gılınc yarası sağalar, dil yarası sağalmaz.(AHYÖ,151)
            Söz yarası gılınç yarasından beterdir. (HDD,106)
Karaç.. Kama cara biter, söz cara bitmez.
            Ok caradan söz cara  amandı.
            Avuz cara bitelmez, kılıç cara bitelir.(NKÇ,26)
            Kılıç cara bitelir, avuz cara bitelmez.(NKÇ,81)
Nogay.. Til yarası tüzelmes, kılış yarası tüzeler.(NKÇ,332)
Kazan.. Kul yarası tüzelir, til yarası tüzelmes.(KzTAD,56)
Kırım..  Kol carası keşer, til carası keşmez.(DKTAD,65)
Trkmn.. Tıg yarası biter, söz yarası bitmez. (TIIM,210)
           Gılıç yarası biter, dil yarası bitmez.(TA,80)
Irak…..  Adamı kilinç öldürmez, tahne söz öldürü. (ITDA,264)
            Hançer yarası sağalı, dil yarası sağalmaz. (ITDA,288)
Kıbrıs..  Bıçak yarası geçer, dil yarası geçmez. (KTADS,61)
Kosov.  Biçak yarasi ceçer, süz yarasi ceçmes. 

Türki..   Bin bilsen de bir bilene danış.(ADS1,167)
Azeri..  Yüz ölç, bir biç. (AHYÖ,154)
Karaç.. Bile tursang da sora tur.(KNS,,38)
Nogay.. Eki ölşe, bir kes.(NKÇ,356)
Kazan.. Un mertebe ülçe, bir mertebe kis.(KzTAD,69)
Kırım..  Bing bilseng de gene bir bilgenge  danış.(DKTAD,33)
Irak…..  Bin düşün bir seleş.(ITDA,270)
Kıbrıs..  Dokuz ölç, bir kes. (KTADS,86) 

Türki..   Birlikden kuvvet doğar.Birlik dirliktir.(TASH,153)bkz:nerde birlik….
Azeri..  Birlik hardadı, dirlik ordadı. (AHYÖ,150)
            El bir olsa dağı yerinden terpeder. (AF,242)
Karaç.. Birlikte tirlik.
Kumuk. Birlik bolmay, tirlik bolmas. (AVAS, 16)
Nogay.. Tirlikting küşi – birlikte.(NKÇ,304)
Kazan.. Birlik tirliktir. (KzTAD,34)
Kırım..  Kayerde birlik, o yerde tirlik.(DKTAD,61)
Krgız..  Tiriliktin küçü birlikte.(KA,165)
Kıbrıs..  Birlikten dirlik olur. (KTADS,64) 

Türki..   Bu günün işini yarına bırakma.(ADS1,180)
Azeri..  Bu günün işini sabaha goyma. (AHYÖ,150)
Karaç.. Bügünngü işni tamblağa koyma.
Nogay.. Bügüngi isingdi tanglaga kaldırma.(NKÇ,350)
Kazan.. Bugüngi işni irtege kaldırgan kişining işi hiç bitmes.(KzTAD,36)
Özbek..Bugüngi işni ertaga goyma. (TIIM,188)
Trkmn.. Bu günki işi ertire goyma.(TAÖ)
Irak…..  Bugünün işini yarına koyma, belki yarın sana yar olmaz.(ITDA,271)
Kıbrıs..  Bögünün işini yarına bıragma.
Yugos.  Bu cünün işini yarına bırakma. 

Türki..   Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur.(ADS1,196)
Dlt…..   Tag tagka kavuşmas, kişi kişike kavuşur.
Azeri..  Dağ dağa govuşmaz, adam adama govuşar. (AHYÖ,150)
Karaç.. Tav tavğa tübemez, adam adamğa tüber.(NKÇ,82)
Kumuk.Tav-cavğa yolukmas, adam adamğa yoluğar. (AVAS, 24)
Nogay.. Tav tavga ılaspasa da, edem edemge ilasar.
Krgız..  Eki too toşulbayt, eki el koşular. (KA,151)
Özbek..Tağ tağga gavuşmaydı, adam adama gavuşadı. (TIIM,195)
Trkmn.. Dag daga govuşmaz, adam adama govşar. (TIIM,204)
Irak…..  Dağ dağa kavuşmaz, adam adama kavuşu. (ITDA,276)
Kıbrıs..  Dağ dağa gavuşmaz, insan insana gavuşur.
Yugos.  Dağ dağle kavuşmaz, insan insanla gavvuşr. 

Türki..   Damlaya damlaya göl olur.(ADS1,196)
Dlt…..   Birin birin ming bolur, tama tama köl bolur.
Azeri..  Dama dama  göl olar.
Karaç.  Tama-tama köl bolur, cıyıla-cıyıla el bolur.(NKÇ,72)
            Köl da tama tama boladı. (KNS,138).
            Tama-tama köl bolur, ağa ağa söl bolur.(KNS, 140)
Nogay.. Köp tükirse köl bolar.(NKÇ,303)
Kazan.. Il tükürse kül bulur.(KzTAD,47)
Kazak.  Tamışdan tama berse derya bola.
Trkmn   Dama dama köl bolar, hiç dammasa çöl bolar. (TIIM,204)
            Köp damcadan köl bolar. (TIIM,208)
Irak….   Su damlaya damlaya göl olu. (ITDA,308)
            Adım adım yol olu, damla damla göl olu. (ITDA,264)
Kıbrıs.   Damla damla göl olur, düşman gözü kör olur. (KTADS,86)
            Bir, bir daha bin olur. (KTADS,61)
Yugos.  Damlaya damlaya cül olur.
            Damlaya damlaya col olur, damlacikdan sel olur.
Uygur.  Köp tükürse köp bolur. (UAD, 230)                   

Türki..   Delikli taş yerde kalmaz.(ADS1,199)
Azeri..  Delüklü taş yerde galmaz. (OGZ, 106)
Karaç.  Teşik taş cerde kalmaz. (KNS, 177)
Kumuk. Teşikli taş erde yatmas. (AVAS, 32)
Krgız..  Üttüü monçok cerde çatpayt. (KA,167)
Trkmn   Altın yerde yatmaz , yagşılık – yolda.(TA,70)
Kıbrıs.   Delikli boncuk yerde kalmaz. (KTADS,88) 

Türki..   Dost başa düşman ayağa bakar.(ADS1,210)
Azeri..  Dost başa bahar, düşmen ayağa.(HDD,102)
Karaç.  Dosung başınga karar, cavung ayağınga karar.
Nogay.. Duşpan ayakka, dos baska karar.(NKÇ,323)
Kazan.  Dus başka, duşman ayakka bağar.(KzTAD,41)
Kırım..  Dos başka, duşman ayakka karar.(DKTAD,45)
Özbek. Dost başga, düşman ayagga garaydı. (TIIM,189)
Irak….   Dost başa bahar, düşman ayağa. (ITDA,278)
Kıbrıs.   Dost başa, düşman ayağa bakar. (KTADS,83)
Yugos.  Dost başa bahar, düşman ayağa. 

Türki..  Eceli gelen köpek cami duvarına siyer.(ADS1,216)
           Eceli gelen fare, kedinin yoluna çıkar.(TASH,91)
           Eceli gelen kiçe, çobanın ekmeğini yer.(TASH,241)
Dlt….    Öldeçi sıçgan muş taşakın kaşır.
Karaç.. Çıçhannı acalı cetse, kidikni kuyruğundan kabar. (KNS, 109)
Kırım..  Eceli kelgen it camining duvarına siyer.(DKTAD,46)
            Eceli kelgen ışkan catkan mışıgıng kuyrugun tırnar.(DKTAD,46)
            Eceli kelgen eşki, şobanıng tayagına süykenir.(DKTAD,46)
Trkmn   Acalı yeten tilki, hinine bakıp üyrer. (TIIM,201)
Irak..     Geçinin ameli azarsa gider çobanın ekmeğini yer. (ITDA,284)
Kıbrıs.   Eceline susayan köpek, cami duvarına siyer.(KTADS,97)
            Koç kaşınınca çobanın topuzuna sulanır.(KTADS,140)
Kırg(Af) Eçkining ölgüsü kelse, koyçunung tayagıga  soyönör. 

Türki..   El eli yıkar, iki el de döner yüzü yıkar.(ADS1,220)
Azeri.   El eli yuvar, iki el yüzi yuvar. (OGZ, 47)
Karaç.. Kol kolnu cuvar, kol betni cuvar.(KNS, 144)
Kumuk. Kol kolnu cuvar,  bet betge bağar. (AVAS, 44)
            Kol kolnu cuvar,  eki de  betni cuvar. (AVAS, 44)
Nogay.. Kol koldı yuvar, eki kol betti yuvar.
Kazan.. Kul kulnı yuwa, iki kul bitni yuwa(KzTAD,56)
Trkmn.  El eli yuvar, iki el biğigin yüzi yuvar.(TA,77)
Kıbrıs..  El eli yıkar, el de yüzü  yıkar.(KTADS,97) 

Türki..   El için kuyu kazan, evvela kendi düşer.(ASD1,221)
Azeri..  El üçün guyu gazan, özü düşer. (AF,243)
Karaç.  Birevge uru kazğan, kesi tüşedi.(NKÇ,68)
            Birevge költürgen tayağıng kesingi başına tier.(NKÇ,27)
Kumuk. Özgege tuzak salgan – ozü tüşer tuzakğa. (AVAS, 18)
Nogay.  Kisige şunkır kazsang, özing atılarsıng.(NKÇ,352)
            Dosınga şungkır kazba, özüng tüsersing.(NKÇ,323)
Kazan.  Kişige baz kazma, uzing tüşersing(KzTAD,54)
Kazak.  Birevge deb kör kazba, özün tüşersin.
Irak…..  Başkası için kuyu kazan özü düşer. (ITDA,269)
            Kuyunu kazan içine düşer.(ITDA,297)
Kıbrıs.   El kuyusu kazan, içine kendi düşer.(KTADS,101) 

Türki..   Erken  kalkan (çıkan) yol alır, er  evlenen döl alır.(ASD1,227)
            Sabahtan karnını  doyuran, küçükten evlenen aldanmamış. (ASD1,1724)
Dlt…..   Tünle yorıp kündüz sevnür, kiçigde evlenip ulgadha sevnür.
Karaç.  Ertde turğannı erkek atı tay tabar.(NKÇ,84)
            Ertde turğan bla ertde üylenngen sokuranmaz.(NKÇ,84)
Nogay.. Erte turgan erding ırısı artık.(NKÇ,306)
            Erte turgannıng ırısı artar, erinmey yurgenning yurisi artar.(NKÇ,341)
Kırım..  Erte turgan col alır, erte üylengen döl alır.(DKTAD,49)
            Erte turgannıng  kısmet açık.(DKTAD,49) 

Türki..   Geçmiş yağmura kebe tutma.(TRAD,134)
Karaç.. Cavgan canngurnu camçı bla kuvma.
Kumuk. Getgen yangurnu artından yamuçu alıp çapmak hakılsızlık. (AVAS, 49)
Nogay.. Ozgan yamgırdı yamışı alıp kuvma.(NKÇ,353)
Kazan.. Uzgan bulutnı tutup bulmiy.(KzTAD,71)
Irak…..  Geçmişe mazı diyeller. (ITDA,284)
Kıbrıs..  Geçmişe mazi pişmişe kuzu derler.(KTADS,110) 

Türki..   Görmemişin oğlu olmuş, çekmiş çükünü koparmış.(ASD1,245)
Karaç.  Kün körmegen kün körse, kündüz çırak candırır.(NKÇ,30)
            At körmegen atha minse, urub tüyüb atlatır; Koy körmegen koy körse, kuvub, sürüb              otlatır.KNS,,42)
Nogay.. Kün körmegen kün körse kündiz şırak yandırar.(NKÇ,318)
Kazan.. Kün kürmegen kün kürse, kündüz çıra yandıra.(KzTAD,56)
Kırım.. At minmegen at minse, şaba şaba ötdürür, Ton kiymegen ton kiyse, kaga kaga tozdurur.(DKTAD,23)
            Koy körmegen koy alsa, kuvalap cürüp otlatır, Kız körmegen kız tapsa başına kına salıp oplatır.(DKTAD,67)
Irak…..  Görmemiş, gördü gümüş, oldu kudurmuş. (ITDA,285)
Kıbrıs..  Görgüsüzün bir oğlu olmuş, çeke çeke taşaklarını sökmüş.(KTADS,116) 
 

Türki..   Gülme komşuna, gelir başına. (ASD1,245)
Azeri..  Gülme gonşuna, geler başına. (AHYÖ, 152)
Karaç.. Külme kartha, kelir başha. (KNS, 188).
Nogay.. Külme doska, keler baska.(NKÇ,324)
Trkmn.. Gülme gonşına, geler başına. (TİİM, 206)
Irak…..  Gülme konşuva, geli başıva.. (ITDA,286)
Yugos.. Gülme komşına, colur başına. 

Türki..   Haydan gelen huya gider..(ADS1,254)
Azeri..  Haynen gele, vaynen geder.
Kumuk. Haydan gelgen hüyden geter. (AVAS, 42)
Nogay.. Aram kapşıktıng tübi tesik.(NKÇ,329)
Kazan.. Haramdan kilgen haramga kite.(KzTAD,45)
Kırım..  Haramdan kelgen haramga keter.(DKTAD,53)
Irak…..  Haydan gelen huya gider, selden gelen suya gider. (ITDA,288)
Kıbrıs..  Haydan gelen huya gider, sudan gelen sele gider.(KTADS,125) 

Türki..   Işleyen demir pas tutmaz..(ADS1,274)
            Işleyen demir ışıldar.(TASH,86)
           Yuvarlanan taş yosun tutmaz.(TASH,87)
Azeri..  Işlemeyen demiri pas basar.
Karaç.. Işde temir tot bolmaz.(NKÇ,34)
            Işlegen balta tot bolmaz.(NKÇ,34)
Kazan.. Yürgen taş şumarır, yatkan taş müklenir(KzTAD,80)
Kırım..  Işlegen temir ışıldar.(DKTAD,57)
Irak…..  Işliyen demir paslanmaz. (ITDA,292)
Kıbrıs..  Işleyen demir pas tutmaz.(KTADS,133)
Yugos.. Işleyen igne pas tutmaz. 

Türki..   It ürür, kervan yürür..(ADS1,276
)
Kumuk. İt haplar, kerivan geçer. (AVAS, 23)
Kazan.. It ürür, büri yürür(KzTAD,49)
Krgız..   It üröt, kerben cüröt.(KA,153)
Özbek.. It ürür, karvan yürar. (TIIM,191)
Trkmn.. It üyrer, kerven geçer. (TIIM,207)
Irak…..  It  hürer kervan geçer.(ITDA,292) 

Türki..   Iyiliğe iyilik her kişinin kârıdır, kötülüğe iyilik er kişinin kârıdır..(ADS1,277)
Azeri..  Yahşılığa yahşılığ  her kişinin işidi, yamanlığa yahşılığ er kişinin işidi.(AHYÖ,154)
Karaç.. Aşhılıkga aşhılık har kimni da işidi, amanlıkga aşhılık aşhılanı işidi.
Nogay..Yahşılıkka yahşılık-ar kisiding isi di, yamanlıkka yahşılık-er kisiding isi di.(NKÇ,307)Kazan..Yahşılıkka yahşılık her kişining işidir, yamanlıkka yahşılık ir kişining işidir(KzTAD,76)Özbek..Yahşılıkga yahşılık har kişining işidir, yamanlıkga yahşılık er kişining işidir.(TIIM,197)
Trkmn.  Yagşılıga yagşılıg her kişinin işidir; yamanlıga yagşılık er kişinin işidir.(TA,92)
Irak….   Eyiliğe eyiliğ her adamın kârı, haraplığa eyiliğ mert adamın kârı.(ITAD,282) 

Türki..   Iyilik et denize at, balık bilmezse halik bilir..(ADS1,277)
Azeri..  Yahşılığ ele balığı at deryaya, balıg bilmezse halığ  biler.(AHYÖ,154)
Karaç.. Igilik tas bolmaz.
Kazan.. Yahşılık kıl da deryaga sal; balık bilmese Halik bilir(KzTAD,76)
Özbek.. Yahşılık gıl daryağa taşla, balığ bilmasa halıg bilar.  (TIIM,197)
Trkmn.. Yahşılık et de derya at, balık biler, balık bilmese halık  biler.(TIIM,210)
Irak…..  Eyiliğ et at deryaya, balığ bilmezse Halik bili.(ITDA,282) 

Türki..   Karga yavrusuna bakmış, “benim ak pak evladım” demiş.(ADS1,284)
           Kuzguna yavrusu anka görünür.(ADS1,284)
Karaç.. Çavka balasına “çımmakçığım”, kirpi va balasına   “cumuşakçığım” deydi.
            Karğa balasına: “çımmağım”, -dey edi.(NKÇ,59)
            Kirpi balasına: “cumuşağım”, -dey edi.(NKÇ,60)
Kazan.. Karga da balasına “appağım” dir, kirpi de “yumuşacığım” dir. (KzTAD,52)
Kırım..  Ayu balasın appagım, kirpi balasın cımşagım dep süyer.(DKTAD,25)
Krgız..  Karga süyöt balasın “appağım” dep. (KA,154)
           Ar kimdiki özünö ay körünöt.(KA,134)    
Trkmn.. Garda da öz balasına ap-ağım diyer, kirpi de öz çagasına    yumşaçağım                                                 diyer.(TIIM,206)
Kıbrıs..  Karga yavrusu kendine zümrütü anka kuşu görünür.(KTADS,160)
 

Türki..   Kaybolan koyunun kuyruğu büyük olur.(ADS1,s,288,1355)
Karaç.. Tas bolğan koynu kuyruğu ullu bolur.
            Tas bolğan bıçaknı sabı altın.(NKÇ,73)
Kumuk. Ölgen sıyırnı sütü maylı bolur. (AVAS, 38)
Kazan.. Yugalgan pıçaknıng sabı altın.(KzTAD,79)
            Ülgen sıyır sütli, ülgen katın kutlı.(KzTAD,72)
Kırım..  Ölgen sıyır sütlü bolur.(DKTAD,77)
Krgız..  Cogolgon bıçaktın sabı altın. (KA,147)
Trkmn.. Iyten pıçagıng  sapı altın.(TA,85) 

Türki..   Kendi düşen ağlamaz.(ADS1,292)
Karaç.. Kesi cığılgan caş cılamaz.
Nogay.. Özi yıgılgan – yılamas(NKÇ,353).
Kazan.. Üzi yıgılgan yılamas(KzTAD,74)
Kırım..  Özü cıgılgan cılamaz.(DKTAD,78)
Trkmn.. Özi yıkılan çaga aglamaz.(TAÖ) 

Türki..   Kendi gözündeki merteği görmez, elin gözündeki çöpü görür.(ADSII,776,5778)
           Deve kendi kamburunu görmez, karşısındakininkini görür.(TASH,126)
Dlt…..   Yılan kendü eğrisin bilmes, teve boynun eğri tir.(I,127,7)
Azeri..  Öz gözünde tiri  görmür, özge gözünde gılı seçir.(AHYÖ,152)
Karaç.. Közünde teregi bolgan, çöpü bolgannga sokur deyt.
            Közünde teregi bolğan çöbü bolğanga “sokur” dey edi.(NKÇ,29)
Kırım..  El ayıbın körgende dört boladır közu, öz ayıbın körgende kör  boladır közu. (DKTAD,47)
K
rgız..  Baka mayrığın bilbeyt, cılandı iyri-iyriy deyt. (KA,138)
Trkmn.. Düye öz boynunıng egrisin bilmen, yılana egri diyermiş.(TAÖ)
Irak…..  Deve öz kamburun görmez.(ITDA,277)
Kıbrıs..  Kendi gözündeki merteği görmez de el gözündeki çöpü görür.(KTADS,155) 

Türki..   Kızım sana söylüyorum gelinim sen dinle (işit, anla). (ADSII,786)
Azeri..  Gızım sene deyirem, gelinim sen eşit. (AHYÖ,151)
Karaç.. Kızım, sanga aytama, kelinim, sen eşit.(NKÇ,53)
Kumuk..Kızım sağa aytaman, gelinim, sen tıngla.(AVAS,31)
Kazan.. Kızım sınga eytem, kilinim sin tıngla.(KzTAD,53)
Kırım..  Kızım saga aytaman, kelinım sen tıngla.(DKTAD,173)
Özbek..Kızım senga aytaman, kelinim sen eşit.
Kazak.. Gelinim sagan aytam, kızım sen tıngla.(N.Yüce, TKA, 307,,38)
Trkmn.. Gızım sanga aydayın, gelnim sen düş. (TIIM,206)
Tatar..   Kızım sınga eytem, kilinim sin tıngla.
Bkırd..  Kızım hinge eytem, kilenem hin tıngla.
Kkalp..  Kızım sagan aytaman, kelinim sen tıngda.
Kıbrıs..  Kızım sana söylerim, gelinim sen anla. (KTADS,155)
Yugos.. Kızıma süleyim, celınım anlasın. 

Türki..   Kimin arabasına binerse onun türküsünü söyler.(ASÖZ,369)
           Gavurun ekmeğini yiyen, gavurun kılıncını çalır.(ADS1,238)
Karaç.. Kimni arbasına minseng, anı cırın cırla.(NKÇ,81)
Kumuk. Arbasına mingenni yırın yırlar. (AVAS, 15)
Kırım..  Kiming arabasına minse onung turkusun cırlar.(DKTAD,173)
Irak…..  Gâvur ekmeği yen gâvur kilinci atar.(ITDA,284)
Kosov.. Çimın arabasına binersın, onun türçüsüni sülersin. 

Türki..   Koyun can derdinde, kasap yağ derdinde.(ADS1,301)
Azeri..  Keçi can hayında, gessab piy arzular. (AHYÖ,152)
Kazan.. Kuyga can kaygı, itçige may kaygı.(KzTAD,58)
Kırım..  Eşki can dertinde, kasap may peşinde.(DKTAD,46)
Trkmn.. Geçee can gaygı, gassaba yag. (TAÖ)
Irak…..  Geçi can vayında, kasap pim vayında. (ITDA,284)
Kıbrıs..  Kasap yağ derdinde, keçi can derdinde.(KTADS,143) 

Türki..   Körün istediği bir göz, iki göz olursa ne söz.(ADS1,305,1490)
           Körün istediği bir göz, Allah verdi iki göz.(ADSII,792)
Azeri..  Kor ne ister, iki göz- biri eyri biri düz. (AHYÖ,152)
Kırım..  Sokur tiledi bir köz, Tangrı berdi eki köz.(DKTAD,82)
Trkmn.. Körüng bir dilegi – iki gözi.(TAÖ)
Irak…..  Kör ne ister iki göz, biri eğri biri  düz. (ITDA,296)
Kıbrıs..  Körün da istediği iki göz.(KTADS,149) 

Türki..   Misafir misafiri istemez, ev sahibi ikisini de.(ADS1,319)
Azeri..  Gonag gonağı sevmez, ev issi ikisin de sevmez. (OGZ, 148)
Kazan.. Kunak kunaknı süymes, üy iyesi birsin de süymes.(KzTAD,55)
Kırım..  Müsapır müsapırnı süymez, konakbay alayın süymez.(DKTAD,73)
Krgız..  Konok konoktu söybelt, eesi baarın da süybeyt.(KA,158)
Trkmn.. Mıhman mıhmanı gıshınar, öy eyesi ikisini hem.(TA,86)
Irak…..  Mısafır mısafırı sevmez, ev sahabı her ikisini de. (ITDA,300)
Kıbrıs..  Yeyici yeyiciden, ev sahibi misafirden hoşlanmaz.(KTADS,219) 

Türki..   Ne ekersen onu biçersin.(ADS1,322)
Kumuk. Ne çaçsang, onu alırsan. (AVAS, 44)
Nogay.. Ne şaşsan-sonı orarsın.
Kazan.. Ni çeçseng  şunı urursıng.(KzTAD,61)
Kırım..  Ne ekseng onu pişersing.(DKTAD,74)
Trkmn.. Her kim öz ekenini orar.(TA,84)
           Neme ekseng, sonı orarsın.(TA,87)
Irak…..  Ne ekersev onu biçesen. (ITDA,301)
            Herkes ektiğini biçer.(ITDA,289)
Kıbrıs..  Ne ekersen onu biçen.
Yugos.. Herçez ektigini biçer.
            Dünyada ne ekersen oni biçersin.
 

Türki..   Nerde birlik, orda dirlik.(ADS1,323)
Azeri..  Birlik harda, dirlik orda. (AF,235)
Karaç.. Birlikde – tirilik.(NKÇ,20)
Kumuk  Birlik bolmay tirlik bolmaz. (AVAS, 16)
            Birlik bulan el yaşnar. (AVAS, 16)
Kazan.. Birlik-tirliktir.(KzTAD,34)
Kırım..  Kayerde birlik, o yerde tirlik.(DKTAD,61)
Krgız..  Tiriliktin küçü birlikte. (KA,544)
Kıbrıs..  Birlikden dirlik olur. (KTADS,64)
Kosov.. Nerde ise birl’ık, ondadır dirlik. 

Türki..   Öküz öldü ortaklık ayrıldı.(TASH,180)
Karaç.. Ögüz öldü, ortaklıkdan ayrıldık. (KNS, 83)
Kumuk. Ögüzüm ölüp, ortaklıkdan ayrıldım. (AVAS, 38)
Kırım..  Ögüz öldü ortak ayrıldı.(DKTAD,78)
Kıbrıs..  Öküz öldü, ortakcılık bozuldu.(KTADS,177) 

Türki..   Sana taşla vurana sen aşla vur.(ADS1,342,1750)
Dlt…..   Suv birmeske süt bir.
Karaç.. Birev seni taş bla ursa, sen anı aş bla ur.(NKÇ,79)
Kazan.. Taş blen atkanga aş blen at.(KzTAD,65)
Kazak.. Birev zabir etse sen sabır et.
Kıbrıs..  Su vermezse süt ver.(KTADS,195) 

Türki..   Serçeden korkan darı ekmez.(ADS1,345)
Azeri..  Gurddan gorhan goyun sahlamaz. (AHYÖ,151)
Karaç.. Kanatlıdan korkğan tarı sepmez.
Nogay.. Şegertkiden korkkan, egin ekpes.(NKÇ,308)
Kazan.. Çikirtgeden korkkan igin ikmes.(KzTAD,39)
Kırım..  Bödeneden korkkan tarı ekmez.(DKTAD,35)
Krgız..  Çegirtkeden korkkon egin ekpes. (KA,148)
Trkmn.. Serçeden gorkan, darı ekmez. (TIIM,209)
           Gurttan gorkan tokaya (ormana) girmez.(TA,82)
Irak…..  Donguzdan korkan darı ekmez. (ITDA,276)

Türki..   Sıçan deliğe sığmamış, bir de kuyruğuna kabak bağlamış. (ADSII,871)
Azeri..  Dilkü inine sığmaz, guyruğına gabag asar. (OGZ, 103)
Karaç.. Çıçhan kesi kirirge teşik tapmay edi, kuyruğuna dingil taga edi.
Kazan.. Tişigine sıymagan tıçkan kuyrıgına tubal takkan(KzTAD,67)
Kırım..  Işkan teşigine kiralmay cürgende kuyruguna cuvguş (bulaşık bezi) baylar. (DKTAD,57)Özbek.. Sıçgan iniga sığmaydı, ğalvur bağlaydı dümüğa. (TIIM,194)
Kıbrıs… Sıçan deliğine sığmaz, bir de götüne kabak bağlar.(KTADS,187)  

Türki..   Sürüden ayrılanı kurt kapar.(ADS1,352)
Azeri… Köçden azan gurda guşa gismet olar.(HDD, 132)
Karaç.. Iesiz malnı börü aşar. (NKÇ, 59) 
          
Ayırılgannı ayıu aşar, bölünngenni börü aşar. (MNS, 55)
Kumuk..Ayırılgan el azar, koşulgan el ozar. (AVAS, 14)
Nogay.. Ayırılgandı ayuv er, bölingendi böri er.(NKÇ,302)
            Yalgız koydı böri aşar.(NKÇ,304)
Kırım… Ayırılgannı ayu aşar, bölüngennı börü aşar. (DKTAD, 24)
Özbek..Süriden ayrılgan koynı börü yırtar.
            Bölingandı börü yer, ayrılgannı ayığ. (TİİM, 180)
Trkmn. Sürüden ayrılan goynı gurt iyer. (TİİM, 210)
Irak…   Sürüden ayrılan koyunu – kuzunu kurt yer. (ITDA, 308)
Kıbrıs.   Sürüden ayrılanı kurt yer. (KTADS, 195)
Yugos.. Sürşden ayrılan kuziyi kurt kavrar. 

Türki..   Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.(ADS1,359,1882)
Dlt…..   Tılın tirgike tegir.
Azeri..  Şirin dille ilanı yuvadan çıharmağ olar. (AHYÖ,159)
Karaç.  Ariuv söz cilyannı teşiginden çığarır.(MNS, 15)
Kumuk. Hakıllı buzav eki ananı içer. (AVAS, 50)
Nogay.  Yahşı söz yılandı innen şıgarar.(NKÇ,333)
Kazan.  Tatlı til yılannı üninden çıgara.(KzTAD,66)
Krgız..  Cıluu süylösö cılan iyinden cığat. (KA,235)
Trkmn.  Yagşı söz yılanı yinden çıgarar.(TAÖ)
Irak…..  Datlı dil ilanı dellükden çıhardı. (ITDA,276)
            Şirin dil ilanı dellükden çıhardı. (ITDA,309)
Yugos.  Tatlı süz demir kapilari açar.
Kosov.  Tatlı süz (dil) ilanı deliginden çikarır.
            Tatlı süz demir kapilari açar.
Btrak….Güler yüz, tatlı söz yılanı kovuğundan çıkarır. 

Türki..   Tok acın halinden bilmez.(ADS1,363)
Karaç.. Avrugannı sav bilmez, aç karınnı tok bilmez.(NKÇ,38)
Kazan   Açnıng halin tuk bilmes.(KzTAD,23)
Krgız..  Aç kadırın tok bilbeyt. (KA,132)
Özbek. Açnıng halını, tok bilmaydı. (TIIM,182)
Trkmn.. Dokun açdan habarı yok. (TIIM,204)
           Açlık cebrin çekmedik, dokluk gadırın ne bilsin.(TA,70)
Irak…..  Toh olan ne bilsin acın halınnan. (ITDA,311)
            Acın tohtan ne habarı var.(ITDA,263)
Krg(AF) Aç kadrın tok bilmeyt-oğru kadrı soo bilmeyt. 

Türki..   Ulu sözü dinlemeyen uluya kalır.(ADS1,367)
Dlt…..   Ulugnı uluglasa kut bulur. (I304,16)
Azeri.   Ulular sözin tutmayan ulaya galur. (OGZ, 59)
Karaç.. Kart aythannı etmegen – kartaymaz.(NKÇ,81)
Kumuk. Ullu aytganın etmegen hökünçlü kalır.(AVAS, 19)
            Ullu aytganın etmegen ullaymas. (AVAS, 19)
Kırım..  Kart ögutun tutmagan kartaygaşı ongmaz.(DKTAD,60)
Trkmn.. Ulının diyenini etmedik uvlar.(TA,91) 

Türki..   Ummadığın taş baş yarar.(ADS1,367)
           Ummadığın kütük araba devirir.(TASH,192)
Nogay.. Edem sözi tas yarır, tas yarmasa, bas yarır.(NKÇ,316)
Kırım..  Kişkene şotuk arba avdarır.(DKTAD,67)
            Umulmadık şotuk arba avdarır.(DKTAD,92)
Trkmn.. Kicicik daş baş yarar. (TIIM,208)
Irak…..Ummadığıv daş  baş kırar. (ITDA,312)
           Beğenmediğiv daş baş kırar. (ITDA,209)
Kıbrıs..  Ummadık kütük araba devirir.(KTADS,211)
Yugos.. Ummadığın taş, yarar baş.
Btraky.. Ummadığın taş araba devirir. 

Türki..   Yalnız taş duvar olmaz.(ADS1,376)
Azeri..  Yalğız elden ses çıhmaz. (AHYÖ,154)
Karaç.. Cangız taşdan kala bolmaz.(KNS,,67)
            Tav başında tav bolmaz, cangız terek bav bolmaz.(KNS,,68)
Kumuk. Yangız taş kala bolmas.(AVAS,,34)
            Yangız terek bav bolmas.(AVAS,,34)
Nogay..Yalgız söylep söz bolmas, yalgız kazık kos bolmas, yasırtın işken as bolmas.(NKÇ,333)
Kazan.. Bir tarıdan butka (lapa ? tapa?,tıkaç) bulmas. (KzTAD,35)
Kırım..  Cangız ağaş calbarsang canmaz.(DKTAD,37)
Trkmn.. Yalngız goldan av çıkmaz.(TA,92)
Irak…..  Tek elin sesi çıhmaz. (ITDA,310) 

Türki..   Yılanın sevmediği ot deliğinin ağzında biter.(ADS1,383)
Dlt…..   Yılan yarpuzdan kaçar, kança barsa parpus utru kelür.(III,39,26)
Azeri..  Ilanın yarpızdan zehlesi geder, o da burnunda biter. (AHYÖ,152)
Karaç. Ayu duğumanı süymey edi, ol da anı teşigine bite edi.(KNS, 97)
            Cılan duğumanı süymey edi, duğuma da anı teşigine bite edi.(KNS, 110)
Trkmn.  Yılanıng  yigreneni narpız, ol hem hinining agzında gögerer.(TA,93)
Irak…..  Ilan yarpızdan haz etmez, gider burnu önünde biter. (ITDA,291)
Kıbrıs..  Sevmediğin bok daima burnunun dibinde tüter.(KTADS,194) 

Türki..   Yılan sokmuş, ipten de korkar.(TASH,244)
Karaç.. Cay cılandan korkğan, kış arkandan ürker.(NKÇ,28)
Nogay.  Yazda yılannan korkkan, kısta arkannan korkar.(NKÇ,360)
Kazan.  Kurkkanga kuş  körüne. (korkana her şey çift görünür).(KzTAD,57)
Trkmn   Yılan çakan kendirden gorkar.(TA,93)
Irak….   Ilan çalan ip sürüntüsünden korkar -kaçar-.(ITDA,291) 

Türki..   Yürek yanmasa göz yaşarmaz.(TASH,71)
Azeri.. Can yanmasa gözden yaş çıhmaz. (AHYÖ, 150)
Karaç..Can avrusa sokur közden caş çığar. (KNS, 150)
Kırım.. Meram etseng sokur közden caş şığar. (DKTAD, 72)
Krgız..  Çındap ıylasa, sokur közdön caş çığat.(KA,149)
Trkmn.  Ihlas bilen aglasang, kör gözden bile yaş çıkar. (TA, 84)
Kazan. Çın köngilden yılasang  sukır küzden yeş çıga. (KzTAD,40) 

Türki..  Zenginin keyfi gelinceye kadar, fukaranın canı çıkar.(TASH,220)
           Göle (arığa) su gelinceye kadar kurbağanın gözü patlar. (ADS1,243)
Azeri..  Kök arıglayınca arığın canı çıhar. (AF,64)
Karaç.  Bay hakın berginçi carlı canın berir.(NKÇ,39)
            Baynı kübüründen çıkğınçı, carlını canından çığar.(NKÇ,40)
Kumuk. Baynı kepi kelginçe, yarlını canı çığar.(AVAS, 19)
Kırım..  Barlınıng kiypı kelgeşi, carlınıng canı şıgar.(DKTAD,29)
Kıbrıs..  Zenginin gönlü olana kadar, fukaranın göbeği düşer.(KTADS,231)
Gagau..Zenginin kefi gelince, fukaranın canı çıkar.
Btrak….Ağanın keyfi gelince. fıkaranın canı çıkar.

 

KISALTMALAR 

-Ata Sözleri (ASÖZ)
-Atasözleri ve Deyimleri Sözlüğü I-II (ADS)
-Aytıvlar ve Atalar Sözleri (AVAS)
-Azerbaycan Folkloru (AF)
-Azerbaycan Halk Yazını Örnekleri (AHYÖ)
-Dobruca’daki Kırım Türklerinde Atasözleri ve Deyimler (DKTAD)
-Halgımızın Deyimleri ve Duyumları (HDD)
-Irak Türklerinde Deyimler ve Atasözleri (ITDA)
-Karaçay Nart Sözle (KNS)
-Kazan Türkçesinde Atasözleri ve Deyimler (KZTAD)
-Kıbrıs Türk Atasözleri ve Deyimleri Sözlüğü (KTADS)
-Kırgız Atasözleri (KA)
-Malkar Nart Sözle (MNS)
-Mukayeseli Van Folkloru (MVF)
-Poslovitsı i pogovorki Narodov Karaçaevo-Çerkesii (NKÇ)
-Tarih Boyunca Türk Atasözleri (TBTA)
-Türk Atalar Sözü Hazinesi (TASH)
-Türk Atasözleri ve Deyimleri I (TRAD)
-Türkistan İle İlgili Makaleler (TİİM)
-Türkiye’de Yaşayan Karaçay-Malkar Türklerinden Derlenen Atasözleri (KMTA)
-Türkmen Atasözleri (TA)
-Türkmen Atasözlerinden Örnekler (TAÖ)
-Uygur Atasözleri ve Deyimleri (UAD)  

DİPNOTLAR 

1,Afganistan’dan Göçen  Soydaşlarımızn Bazı Atasözleri Üzerine Notlar, Prof.Dr. Saim Sakaoğlu, Türk Kültürü Araştırmaları, Prof.Dr. İbrahim Kafesoğlu’nun Hatırasına Armağan’dan Ayrı Basım, Ank.1983,sh.438.
2,Türk Şivelerindeki atasözlerinde Uygunluk, Nuri Yüce, Türk Kültürü Araştırmaları, XVII-XXI/1-2, 1979-1983, Ank.1983 Prof.Dr. Faruk Kadri Timurtaş’ın Hatırasına Armağan, s.3090.  

KAYNAKLAR 

-Ata Sözleri, F.Fazıl Tülbentçi, İnk. Ve Aka Kitabevi, II.Baskı, 582 s.
-Atasözleri ve Deyimleri Sözlüğü I-II, Ömer Asım Aksoy, TGK Yay.1984
-Aytıvlar va Atalar Sözleri, Haz.Abdurahim Abdurahmanov, Mahaçkala Dağıstan Ohuv-Pedagogika İzdatelstvosu, 1991, 120 s.
-Azerbaycan Folkloru, Vagif Veliyev, Maarif Neş. Bakı 1985, 416 s.
-Azerbaycan Halk Yazını Örnekleri, Ehliman Ahundov, TDK Yay. Ankara 1978, 556 s.
-Dobruca’daki Kırım Türklerinde Atasözleri ve Deyimler, Müstecib Ülküsal, TDK Yay. 1970, 256 s.
-Halgımızın Deyimleri ve Duyumları, M.I.Hekimov, Maarif Neş. Bakı 1986, 392 s.
-Irak Türklerinde Deyimler ve Atasözleri, İhsan S. Vasfi, Fuzuli Yay. İst. 1985, 320 s.
-Karaçay Nart Sözle, Aliylanı Soltan, Karaçay-Çerkes Kitab İzdatelstvo, Çerkessk 1969.
-Kazan Türkçesinde Atasözleri ve Deyimler, A.Battal Taymas, TDK Yay. Ankara 1968, 152 s.
-Kerkük Halk Edebiyatından Seçmeler, Dr. Cengiz Ketene, Kültür Bakanlığı, Ankara 1990.
-Kıbrıs Türk Atasözleri ve Deyimleri Sözlüğü, Haz. M. Gökçeoğlu, Galeri Kültür Yay. 234 s.
-Kırgız Atasözleri, Bilgehan A. Gökdağ, TDA, sayı:61, Ağustos 89, s.129-168.
-Malkar Nart Sözle, Azret Holaev, Elbrus Kitab Basma, Nalçik 1982.
-Mukayeseli Van Folkloru (Yayımlanmamış bitirme tezi), Ayşegül Üstün, A.Ü.Fen-Edb.Fak. Erz.1986, 251 s.
-Nakıl Sözler, Cusup Balasagın, Bütkul Soyuzduk Caştar Kitep Birikmesi, Balasagı 1991, 64 s.
-Oğuzname, Bahü 1987, 223 s.
-Poslovitsı i pogovorki Narodov Karaçaevo-Çerkesii, Alieva A.İ. ve Arkadaşları, Çerkessk 1990, 368 s.
-Tarih Boyunca Türk Atasözleri, Aydın Oy, İst. 1972.
-Türk Atalar Sözü Hazinesi, Hilmi Soykut, Ülker Yay. İst.1974, 496 s.
-Türk Atasözleri ve Deyimleri I, Milli Kütüphaneler Genel Müdürlüğü, ME Basımevi, İst.1992, 144 s.
-Türkistan İle İlgili Makaleler, Çağatay Koçar, Kültür Bak.Yay.. Ankara 1991, 268 s.
-Türkiye’de Yaşayan Karaçay-Malkar Türklerinden Derlenen Atasözleri, Hasan Ülker, TDA, sayı:75, Aralık 91, s.159-190.
-Türkmen Atasözleri, Bilgehan Atsız Gökdağ, TDA, sayı:79, Ağustos 92, s.67-94
-Türkmen Atasözlerinden Örnekler, İlhan Çeneli, TFA, sayı: 338, Eylül 1977, s.8084
-Uygur Atasözleri ve Deyimleri, Kurtuluş Öxtopçu, Doğu Türkistan Vakfı Yayınları, İst.1992, 340 s.  

 

Türkler Ansiklopedisi Cilt 19 : Hasan ÜLKER, Türk Dünyasında Atasözlerinin Karşılaştırılması Üzerine Bir Deneme [s.96-104]

Mayıs 30, 2007

Atasözleri İçin Yeni Bir Kaynak: Örnek Dil Cümleleri

Filed under: Dil,Umumi tasnif — Arslan @ 12:35 am

Prof. Dr. Saim SAKAOĞLU

I. Uluslararası Atatürk ve Türk Halk Kültürü Sempozyumu Bildirileri

Atasözleri İçin Yeni Bir Kaynak: Örnek Dil Cümleleri

Prof. Dr. Saim SAKAOĞLU ( Türkiye )

Bizde, halk edebiyatı araştırmaları alanında atasözlerimizin özel bir yeri vardır. Derlenmesi çok eskilere dayanan, incelenmesi ise son 50 yılda büyük gelişmeler gösteren bu dalın üzerinde durulması gereken pek çok yönünün olacağı unutulmamalıdır. Bu yönlerden biri de kaynaklar meselesidir. Bu konuda Prof. Dr. Şükrü Elçin’in bir makalesini ve araştırmacı M. Türker Acaroğlu’nun bir kitabının ilgili bölümünü bu açıdan hemen hatırlamak zorundayız.

Atasözlerimizin kaynakları çok çeşitlidir. Bunların başında yazılı kaynaklar gelmektedir; sözlü kaynakların gündemdeki yerini alması ise daha yenidir. Orhun Anıtlarından beri çeşitli şekillerde yazıya aktarılmış olanların yanında Kaşgârlı Mahmud’un eserinde yer alan ilk derlemelerden günümüze kadar pek çok söz gelebilmiş, bazıları ise unutularak kaybolurken yerlerini başkalarına bırakmıştır.

Atasözlerimizin kaynaklarının başında ağızlardan yapılan derlemeler gelmektedir. Son 50 yılda, özellikle üniversitelerimizde yaptırılan derlemelerle, yaşadığı çevrenin halk edebiyatı ürünlerine eğilen, çoğu da gönüllü olan araştırıcıların topladıkları önemli bir sayıya ulaşmıştır. Bu alanda en büyük derleme faaliyetini, geçtiğimiz yıllarda kaybettiğimiz, Silifkeli orman mühendisi ve hukukçu Kerim Yund gerçekleştirmiştir. Türk Dil Kurumu yayınlarından olan Bölge Ağızlarında Atasözleri ve Deyimler adlı iki ciltlik eserde binlerce atasözü ile ilk sırayı o almaktadır.

20. yüzyılın ilk çeyreğinde, Konya’da yayın hayatına giren iki derginin Türkçemize verdiği önem, bizleri son derece sevindirmiştir. Bu dergilerdeki seri dil yazıları atasözlerimiz için güzel bir kaynak oluvermiştir. Önce bu iki dergiyi kısaca tanıtalım, sonra da atasözlerini ele alalım.

OCAK

19 sayı olarak yayımlanan derginin ilk sayısı 8 Teşrinisâni (Kasım) 1334 (1918) son sayısı ile 30 Mayıs 1335 (1919) tarihini taşımaktadır. Tahrir müdürü Namdar Rahmi (Karatay)’dır. Yayın süresi, başlığın altında, diğer bilgilerle birlikte şöyle verilmektedir: “Her on günde bir Konya Türk Ocağı tarafından çıkarılır, ilmî, edebî, fennî risaledir.” Sekiz sayfalık her sayının yanında “Ergenekon Özel Sayısı” (14.sayı), 32 sayfa olarak çıkmıştır. O yıllarda Konya’da görevli aydınlarla Konyalı aydınlardan oluşan yazı kadrosundaki bazı adlar şöyledir: Besim Atalay, Nâim Hâzım (Onat), İsmail Zühdî, Ahmet Nushi (Katırcıoğlu), Ahmet Necati (Atalay), Midhat Şakir (Altan), Mümtaz Bahri (Koru), Ahmet Hilmi vb. Derginin tam bir takımı Selçuk Üniversitesi Atademir Kütüphanesindedir.

Dergide dil konusu ağırlıklı olarak ele alınmıştır. 12. sayı bütünüyle Nâim Hâzım (Onat’ın) “Lisânda Tasviye Münâsebetiyle” başlıklı yazısına (89-96) ayrılmıştır.

Konumuzla ilgili yazı ise “Lisânımız” başlığı altında ve Ahmed Nushi ile Ahmet Necati tarafından hazırlanmış, 10, 12, 18 ve 19. sayıların dışındaki 15 sayıda yer almıştır. Bu yazıların bazıları A. Nushi veya A. Necati imzalarıyla yayımlanırken çoğu iki imzalı olarak yer almıştır. Bazen, aynı sayıda iki ayrı imza ile de görülmüştür.

Kelimeler “Öz Dil” başlığı altında verilirken tamamına yakınında isim mi, sıfat mı, masdar mı olduğu belirtilmiştir. Yazının tamamında yer alan 20 adet atasözümüzün ilk 16′sı darb-ı mesel, kalan 4′ü ise atalar sözü olarak verilmiştir. Bu 20 sözün darb-mesel olarak verilenlerden 7′si ile atalar sözü olarak verilenlerin tamamı iki imzalı yazılardandır. Darb-ı mesel olarak verilenlerden kalan 13 tanesinin 10′u A. Nushi’nin, 3′ü de A. Necati’nin yazılarında yer almaktadır.

Bu kaynaktan alınan sözler çoğunluğu oluşturduğu isim karşılarına herhangi bir kısaltma işaret konulmayacaktır.

YENİ FİKİR

51 sayı olarak yayımlanan derginin ilk sayısı 1 Kânunisâni 1341 / 1 Ocak 1925, son sayısı ise 15 Teşrinievvel / 15 Ekim 1929 tarihini taşımaktadır. Pek çok kaynakta derginin 1 Temmuz 1929 tarihli 49. sayısında kapandığı yazılıdır; bu yanılma, derginin son sayılarının görülememesiyle ilgilidir. İlk 42 sayısı harf inkılâbından önce Arap asıllı Türk harfleriyle basılmıştır. Müdir-i mes’ul’ü Naci Fikret (Baştak)’tir. Yayın süresi başlığın altında, diğer bilgilerle birlikte şöyle verilmektedir: “On beş günde bir çıkar ilmî ve edebî mecmûa”. Ancak yayın aralığı bazan bir ayı, hatta bir buçuk ayı bulduğu da olur. Naci Fikret, 49. sayıda “Sahibi ve sermuharrir” olarak görülürken derginin adının altındaki ibare de birkaç kere değişir. Derginin sayfa sayısı 8-32 arasında değişmektedir. Derginin yazı kadrosunu, o yıllarda Konya’da görevli aydınlarla Konyalı aydınlar oluşturmaktadır. Ali Kemâlî, Eyüb Hamdi, Muzaffer Hâmid, Kâzım Nâmi (Duru), Feridun Nafiz (Uzluk), M. Zeki (Dalboy), M. Ferid (Uğur), M. Mes’ûd (Koman), Sadettin Nüzhet (Ergun), Naim Hâzım (Onat), Midhat Şâkir (Altan), Mustafa Şekip (Tunç), Fahrettin Kerim (Gökay), Hüseyin Rahmi (Gürpınar), vb. Derginin, Konya kütüphanelerinde tam bir takımı yoktur; ancak değişik kütüphanelerden ve özel kitaplıklardan (Sefa Odabaşı, vb.) faydalanılarak 51 sayıya ulaşılabilir.

Dergide; tarih, pedagoji, edebiyat vb. Konulara yer verilmiştir. Yer yer âşık edebiyatı ile ilgili yazılarda görülmektedir. Bu arada, çeşitli kalemlerden çıkmış olan dil yazılarının yanında, Ahmet Necati (Atalay)’nin OCAK dergisindeki ortak imzalı yazılarının bir devamı niteliğindeki “Öz Dilimiz” başlıklı dizi yazı da yer almaktadır. Yazı, derginin altıncı sayısı dışındaki ilk sekiz sayısında yayımlanmıştır. Son yazıda, “Mabadı var” deniliyorsa da takip eden sayılarda, başka bir ad altında da olsa, böyle bir yazıya rastlanılamamıştır. Yazarın adına da rastlanılamaması, bir öğretmen olan Ahmed Necati’nin başka bir ile tayiniyle ilgili olmalıdır. O, ilk yazıda, amacını açıklarken kelimelerin coğrafyasını da şöyle belirtmektedir: “Konya Vilayetinde ve bu vilayetin eski hududlarına nazaran muhtelif sancak, kaza ve nahiyeler.”

OCAK’taki yazılarda da daha az atasözüne yer verene Ahmet Necati, burada da pek fazla örnek vermemiştir. 193 kelimenin yer aldığı dizide sadece 7 adet darb-mesel yer almaktadır. Bunlardan da beyit şeklinde olanı için darb-ı mesel ibaresi kullanılmamıştır.

Bu kaynaktan alınan sözler YF kısaltması ile gösterilecektir.

Sözlerimizden OCAK’takilerin son dört tanesi atalar sözü (bizde 11, 14, 21 ve 31 numaralar) adıyla verilirken diğerleri darb-mesel olarak yer almaktadır. Yeni Fikir dergisindekiler de son söyleyiş yani atalar sözü beklenirken eskiye dönüş yapılmış ve onlar da darb-ı mesel olarak verilmiştir. Dulda kelimesi için verilen beyit şeklindeki örnekte ise herhangi bir adın konulmadığı görülmektedir.

Kaynak olarak aldığımız iki dizi yazıda, sırasıyla 256 ve 193 olmak üzere toplam 449 kelime yer almaktadır. Bunlardan 31 tanesinde 32 söze yer verilmiştir. İvedi kelimesinde verilen örnek söz sayısı iki olduğu için toplam sayıda bir fazlalık görülmemektedir.

Bu 32 atasözünün bazıları deyim havası taşımaktadır; bu az sayıdaki sözün ayrı bir yazı olarak ele alınamayacağı muhakkaktır. Ayrıca, yazımızı, iki ayrı dala ayırmak da atasözlerimiz için büyük bir haksızlık olacaktı. Buna bağlı olarak, bu küçük açıklamayla yetinmeyi uygun bulduk.

Sözlerin 16′sı isim, 10′u sıfat, 5′i “masdar” soylu kelimelerin açıklanması sırasında verilmiştir. Bir kelimemiz ise derleyicisinin söyleyişiyle “ahenk taklidi”dir: (bıh -).

Kelimelerin 12 tanesi içinde yer aldığı sözün ilk kelimesi olarak görülmektedir. Öğ küçüğü, al büyüğü sözünde böyledir.

Çok az sayıdaki atasözümüzde ise asıl kelimemiz (açıklanan kelimemiz) yer almazken karşılığı olan kelimeye yer verilmiştir. “Cüce” anlamına gelen “cuda” kelimesi atasözümüzde yer almamıştır: Cüce adam kale kapısından eğilerek geçer. (nu. 6). bezek yerine beze (nu.11), ivedi yerine iven (nu. 18), buygun yerine buy – (nu. 19), vb. diğer örneklerdir.

Atasözlerinin yapısı açısında gösterdiği özellikler şöyledir:

a. Yüklemi cümle şeklinde kurulu olanlar: 17 tane
b. İki cümleden kurulu olanlar: 3 tane (7, 24, 29)
c. İç içe iki cümleden kurulu olan: 1 tane (9)
ç. Yüklemsiz cümle şeklinde olan: 1 tane (8)
d. Beyit şeklinde (kafiyeli) olanlar: 10 tane (12, 15, 156, 20, 21, 23, 25, 26, 27, 30)

Özellikle b ve c maddelerindeki atasözlerinden bazılarında farklı birer yapı dikkatimizi çekmektedir.

Çala yaylım mı var? Hep kıntıma
Bu sözde bir soru ve ardından da cevabı yer almaktadır.
Varlığın icrası, yokluğun sintimesi
Beyit yapısındaki bu atasözümüzü kafiyeli olarak kabul edebilir miyiz? İcra ve sintime kelimelerinin kafiyeli olarak kabul edilmesi düşünülebilir mi?
Deve, “Yükümle ıh etmeden bıh etseler yeğ” demiş.

Konuşmaya yer veren atasözlerimizden olup sözün taşıdığı anlamla birlikte ıh- ve bıh- fiillerinin cümle içinde kafiyeli olarak kullanılması dikkatimizi çekmektedir.

Beyit şeklinde kurulanların bazılarında kafiye son derece sağlamdır; bunlardan redif ile desteklenenlerde ses benzerliği daha da artmaktadır.

………………ol-maz / ……………gel-mez (nu.16)
……göz-den eder / …… söz-den eder (nu.21)
…………..küçüğ-ü / …………….büyüğ-ü (nu.23)

Redifi olmayan bir sözümüze küçük bir müdahale gerekecektir: Yar herk et, ya terk et (nu. 30)

Eskiden beri bilinen ve kaynaklarda aynı anlamda fakat bazıları değişen kelime gruplarıyla görülen bir atasözümüz buradan da oldukça değişik kelimelerle görülmektedir.

Sinme tilki duldasına arslan yesin ko seni
Geçme muhânet köprüsünden seyl alsın ko seni

Bu söz, bizim kaynaklarımızda daha çok ikinci mısra ile ve aşağıdaki şekilde geçmektedir:

Geçme namert köprüsünden ko aparsın su seni

Atasözlerimizden bir bölümü bilinen ve yaygın olan sözlerdir; içlerinde küçük değişikliklerle, meselâ kelimenin eş anlamlısıyla yer değiştirmiş olarak görülenleri de vardır.
a. Ağmansız güzel olmaz
Kusursuz kul / güzel olmaz.
b. At tökezlemekle başına vurulmaz.
Bir sürçen atın başı kesilmez.
c. Aylak sirke baldan tatlıdır
Bedave sirke baldan tatlıdır.
ç. İlden gelen öyün olmaz, o da vaktinde gelmez
Elden gelen öğün (aş) olmaz o da vaktinde bulunmaz.
d. İvedili işe şeytan karışır.
Acele işe şeytan karışır.
e. Suyun imil imil akanı, insanın yere bakanı.
Suyun yavaş akanından, insanın yere bakanından kork.
f. Tatın dilinden anası anlar.
Tat kızın dilinden anası anlar.

Örnek sözlerimizin bir bölümü, anılmalarına yol açan kelimelerden dolayı, büyük ölçüde bölge özelliği göstermektedir. Böylece bizler belki de unutulup gidecek olan bir atasözümüzü bir de bu şekliyle kazanmış oluyoruz.

a. Bugün ağman kelimesini bilen Konyalılar pek azaldı; çocukluğumuzda sıkça kullandığımız bu kelimeyi biz bile yıllardan beri kullanmıyoruz. Zaten bu kelimeyi ancak bildiğini tahmin ettiğimiz kimselere karşı kullanabiliriz.
b. Dilimizde hâlen kullanılmakta olan, ancak birincisi yaygın olan iki söz, Konya’da asıl kelimemiz sebebiyle ve onun da eklenmesiyle genişletilmiş olarak görülmektedir. Böylece, bilinen sözümüz oldukça değişmiş olmaktadır. Aslında deyim olan bu sözümüz “ıslanmaz” yüklemiyle âdeta atasözü haline sokulmaya çalışılmıştır.

Alağızın ağzında yarım mercimek ıslanmaz.

Ağzında bakla ıslanmamak / ıslanmaz.
(Ağzında mercimek durmaz?)
c. Türkçe olan sürç – fiili dilimizde âdeta iki yere habsedilmiş gibidir: sürç-i lisan / dil sürçmesi ve atın sürçmesi. En az bu fiil kadar Türkçe olan tökezle – fiili ise Konya çevresinde daha yaygındır. Bu sözdeki başına kelimesi, galiba başı şeklinde olacaktır.
ç. aylak kelimesi günlük dilde başka sözlerimizde de yer almaktadır: Aylak aylak dolaşma, Aylak oğlanın karnı tez acıkır, vb. Ayrıca bu sıfat bazı romanlarımızın adında da yer almaktadır: Aylak Adam (Yusuf Atılgan, 1959), Aylaklar (Melih Cevdet Anday, 1965).

Benim neslim aylak kelimesiyle büyümüştür; bedva, beleş, vb. kelimeleri okula başladıktan sonra öğrenmiştir. Onun için aylak kelimesinin yer almasını yadırgamamak gerekecektir.

d. carı kelimesi Anadolu’da çok yaygın olan kelimelerin başında gelmektedir. Ancak Derleme Sözlüğü III / c-ç’ye göre en yaygın olduğu bölge Konya ve çevresidir. Carı kuş avını alır sözünü başka illerimizde de aramalıyız.
e. cuda kelimesi Anadolu’da pek yaygın olmayan kelimelerdendir. İçinde yer aldığı atasözümüzün günümüze kadar gelebildiği tek yer belki de sadece Konya’dır.
f. Incık, Konya çevresinde çokca kullanılan kelimelerdendi; ancak günümüzde onu da bilenler azalmış bulunuyor. Bu kelimemezin yardımıyla da Incıgın aşında kurt çıkar sözünü kazanmış oluyoruz.

Örnekleri çoğaltmak yerine, anılmalarına yol açan kelimelerin ve sözlerin bazılarını hatırlayıvermemiz yeterlidir.

İngil : İngil taksam el danasına dönmezsin (nu. 17)
Buygun: Kara duyunca sarı buyar. (nu. 19)
Üzlük : Küp kırılıncaya kadar üstünde çok üzlükler kırılır. (nu. 23)
Yığın : Yığın atı çulundan bilmezler. (nu. 31)

Derleyicimizin darb-ı mesel olarak verdikleri arasında bu özelliği taşımayanlar da vardır. Herkesi kendine yosma söyleyişinde bu özelliği görüyoruz.

Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz. Ağız incelmeleri yapanlar gibi kelime derleyenler de örnek cümlelerle kendi görüşlerini pekiştirmek zorundadırlar. Sonuncular, derledikleri kelimeleri basit cümlelerde kullanmak suretiyle dildeki yer alış şekillerini gösterebilirler. Meselâ, ıhar-fiilinin kullanılışına örnek olarak verilen develeri ıhardım cümlesi çok basit bir örnektir. Oysa, bıh – fiili için verilen örnek atasözü (Deve, “Yükümle ıh etmeden bıh etseler yeğ.” demiş) hem kelimenin kullanılışını vermekte, hem de bize bir atasözü kazandırmaktadır. Bu açıdan bakıldığında kelimeleri elden geldiğince; atasözü, deyim, mani, bilmece, vb. ürünlerde yer alış şekillerine göre örneklendirmeliyiz. Böylece bir taşla iki kuş vurmuş, bir dağ köyüne veya bir yaylaya hapsedilmiş olarak kalan kelimemizle birlikte sözümüzü de kurtarmış oluruz.

Bitirme tezini veya yüksek lisans / doktora tezlerinden birini bir ağzın incelenmesine ayıran genç araştırıcılarımızın da bu konuda gerekli duyarlılığı göstermelerini bekliyoruz. Üniversitelerimizin dışında olup da bu tür ağız araştırması yapan gönüllülerden de bu çalışmaların ortaya konulmasını arzu ediyoruz. Sadece kelimenin anlamını vermek değil, o kelimeye yer veren bir kültür ürününe de yer vermek bizce millî bir görevdir ve olmalıdır da.

ATASÖZLERİ

Atasözlerimiz, anılmalarına yol açan kelimelere göre değil, kendilerinin ilk harflerine göre sıraya konulmuştur.

1. Ağmansız güzel olmaz.
Ağman: Ağmak’tan. Eksik, ayıp, kusur.

2. Alağızın ağzında yarım mercimek ıslanmaz.
Alağız: Bir taraftan bir tarafa söz götüren, koğucu, ara bozan.

3. At tökezlemekle başına vurulmaz.
Tökez – : Gafletle yürümekte olan bir adam veya hayvanın ayağı yüksek yere veya taşa çarpılarak düşecek gibi irkilmesine denir.

4. Aylak sirke baldan tatlı olur.
Aylak: Bâd-ı heva gelen nesne, ücretsiz şey, esip gelen.

5. Carı kuş avını alır.
Carı: Becerikli, işgüzar.

6. Cüce adam kale kapısından eğilerek geçer. (YF)
Cuda: Cüce, küçük boylu adam.

7. Çala yaylım mı var? Hıp kıntıma.
Yaylım: “yayılmak” masdarından. Hayvanatın otladıkları yer; hayvan otlayacak kadar yer.

8. Değirmen damı geşik ile.
Geşik: Sıra, nöbet, def’a, sefer

9. Deve, “yükümle ıh etmeden bıh etseler yeğ.” Demiş.
Bıh: (ahenk taklidi): Hayvanın boğazını bıçakla kesmeyi tasvir eder.

10. Dirgeni yiyen…..harmana gelmez. (YF)
Dirgen: Çiftçilerin harmanda sapları karıştırmak için kullandıkları iki parmaklı, uzun saplı alet.

11. Ekmeğin büyüğü bezeden olur.
Bezek: Süslemek ve düzeltmek manasına olan bezemek’ten. Ekmek, furuna yahut tandıra salınmadan evvel ekmeğin cesametine göre hamurun topaklanmasıdır.

12. Gam gamı getirir, gam çor getirir.
Çor: Hastalıktır.

13. Herkesi kendine yosma.
Yos – : Bir nesneyi diğerine benzetmek ve böylece verilen hüküm, kıyas.

14. Incığın aşında kurt çıkar.
Incık: Bir şeyi çok inceleyen, inceden inceye hesap eden, derin düşünen.

15. İkindi güneşi ıldıradı, emsizler gildiredi (?) (YF)
Ildıra – : Hafif ziya, güneşin guruba doğru gidişinden hasıl olan parıtlı, parlamak.

16. İlden gelen öyün olmaz, o da vaktinde gelmez. (YF)
Öyün: Yemek zamanı.

17. İngil taksam el danasına dönmezsin.
İngil: Koyunlara, buzağılara takılan ve boğazlarını boğmak için etrafa döner, demirden yapılma bir boğazlık halkaya tesmiye edilir.

18. a. İvedili işe şeştan karışır
b. İven çeltik (?) güzsüz doğar. (YF)
ivedi: İvmek masdarından “sıfat”, acele etmek, çabuklu yapmak.

19. Kara duyunca sarı buyar.
Buygun: Buymak’tan. Soğuğa dayantısı az olan kimse.

20. Kaşın kavran, iyi davran.
Kavran – : Çabalamak, telâş etmek.

21. Kötüye ağıt gözden eder, yüzsüze öğüt sözden eder.
Ağıt: Ağlayış, yaş, matem.

22. Küp kırılıncaya kadar üstünde çok üzlükler kırılır.
Üzlük: Çanak cinsinden topraktan yapılma, ağzı ile dibi müsavi genişlikte, karnı bel ve böğründen kulplu olan sırlı ve sırsız su bardağı.

23. Öğ küçüğü, al büyüğü.
Öğ- : Yermek; zıddı medih, sena, sitayiş.

24. Öküzün yemini bir dananın batmasına yatır, padişahı düşünde görür.
Batma: Ahırda hayvanlara mahsus yemlik.

25. Sap kabar(ır), fakat koparı(r), sahibi gülek verir haberi.
Gülek: Pekmez, yağ konur, ağaçtan mamul kulplu, derin bir kap.

26. Sinme tilki duldasına arslan yesin ko seni,
Geçme muhânet köprüsünden seyl alsın ko seni. (YF)
Dulda: Rüzgâr ve soğuktan muhafazalı yer.

27. Suyun imil imil akanı, insanın yere bakanı (YF)
İmil imil: Yavaş yavaş, içinden pazarlıklı kimse, kurnazlığını hissettirmeyen.

28. Tatın dilinden anası anlar.
Tat: Dilsizlik, söz söyleyememek.

29. Varlığın icrası, yokluğun sintimesi.
Sintime / sintimel: Yoksulluk sıkıntısı, ihtiyaç azabı.

30. Ya herk et, ya terk et.
Herk: Çiftçilerin tarlayı sürüp güneşletmek, ot vesaireden temizlemek suretiyle dinlendirmeleri, nadas.

31. Yığın atı çulundan bilmezler.
Yığın: Keskin çok yürüyücü.

Atasözlerini yaymak için…

Filed under: Aktarma,Umumi tasnif — Arslan @ 12:23 am

Milli ve Dini bayramlarının çocukların eğitim ve terbiyesinde rolü inkar edilmezdir. Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı, Yeni Yılın gelmesini simgeleyen Nevruz Bayramı v.s. başkaları çocukları toplumsallaştırır örf adetlerimizi inkişaf ettirmeye unutmamaya yönlendirir. Bu makalede, bu bayramlardan biri – Yaz Bayramı üzerinde duracağız.


ÇOCUK EĞİTİMİNDE BAYRAMLARIN ROLÜ

Dr. Eldeniz ABBASOV
Milli ve Dini bayramlarının çocukların eğitim ve terbiyesinde rolü inkar edilmezdir.
Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı, Yeni Yılın gelmesini simgeleyen Nevruz Bayramı
v.s. başkaları çocukları toplumsallaştırır örf adetlerimizi inkişaf ettirmeye unutmamaya
yönlendirir. Bu makalede, bu bayramlardan biri – Yaz Bayramı üzerinde duracağız.
Nevruz bayramı çok eskilere dayandığı için sinemasız, tiyatrosuz, radyo ve
televizyonsuz geçmiş, folklorsuz imkansız idi. Folklor kuru, meraksız dille değil, obrazlı
bir dille söylenilirdi. Burada yumor, gülüş, satira esas yer tutuyor. Halk ilginç tatlı dille bu
janrı daha da şirinleştiriyor. Bahar merasimleri birbirini tamamlayan maniler, oyunlar ve
çocuk tiyatrolarından başlar. Genellikle çocuk folklorü ve onun gelişiminde (inkişafında)
bayramların önemi büyüktür. (Çünkü çocuklar böyle bayramlarda toplanarak biri-birilerine
“düşün bul” adlı bulmacalar söylerler ki bu da onları doğa, hayvanlar, çevre, gök
cisimleri hakkında bilgiye sahip olmalarını sağlar. Eşyaların özellikleri, amaç ve
alakaları hakkında onların bilgisini artırır. Çocuklar bulmacalar vasıtasıyla “Ne
nerededir?”, “Şu neden düzeltilir?”, “Bu nerede kullanılır?” gibi sorulara cevaplar bulmak
için çabuk düşünmek, hesap yapmak, aniden cevaplamak becerilerine sahip olurlar ki, bu da
çocuk eğitimini geliştiriyor. Çocuklar yüzlerce ata sözleri ezberler ve durmadan
biri-birileri ile atışır, galip çıkmaya çalışırlar. Elbette, ata sözleri bir yaratıcılık mahsulüdür.
Doğru olanları açarlar. İnsanların sosyal varlığını, onların zekasını belirliyor. Mesela,
“Ağaçtan maşa olmaz”, “Oldu ile öldüye çare yoktur”, “Yanan yerden tüstü (duman) çıkar”, Yaz
fakirin hem atasıdır, hem anası”, “Delinin yüreği dilindedir, akıllının dili yüreğinde”,
“Suçsuz dost arayan dostsuz kalır”, “Öküzün taydır işin zaydır”, “İş adamın cevheridir”,
“Elden kalan, elli yıl kalır”, v.s. (çocuklar iki desteye (gurup) bölünerek bir biriyle atışır-
yarışırlar. “Kim çok atalar sözü söyler?” Hangi taraf susarsa, o biri taraf galip gelir. Bu
türlü hazırlıklar da şüphesiz öğrencilerin folklor bilgisinin artmasını sağlar. Bu türlü atalar
sözlerinin bazıları ekincilikle, tasarrufatla baglıdır, mesela, “Ah-vayla çıkan fakirin canı,
ölene kadar der allah kerimdir”, “Allah hakkı nahakka vermez”, bu atalar sözü çalışkanlığı
simgeler v.s. Bunların çocuk eğitimine ne kadar tesirli olduğu göz önündedir. Folklor
vasıtasıyla çocuklar biliğini, terbiyesini, hikmetini artırıyor. Bayramda en çok söylenen
folklor türünden biri de bulmacadır (tapmaca). “Tap Görek” adlı oyunda birbirine bulmaca
söyleyen çocuklardan kim daha tez cevap bulursa, hazır-cevap olduğunu, çok şeyler
bildiğini kanıtlar. Mesela; “Alçak damdan kar yağar” (elek), “Ben yürüdükçe o da yürür”
(gölge),
Bir şey vardır yemişdim,
Yemeseydim ölmüşdüm.
İndi olsa yemerem
Yemesemde ölmerem (Anne Sütü)

Kutu kutu içinde
Kutu sandık içinde
Babamın beyaz mendili
0 da onun içinde (kestane)
Tapmacanın (bulmaca) tez cevaplanması da beceri gerektirir. Halk mümkün oldukça
insanlara, meyveleri, gök cisimlerini ve onların bilinmeyen taraflarını bulmaca vasıtasıyla
söyler, insanları düşündürür, cevap bulmak için zorlar.
Narda var, nar da var,
Nardan şirin nerde var?
El tutmaz, bıçak kesmez
Ondan şirin nerde var? (Uyku)
Göründüğü gibi bulmacalarda anne sütü, kestane, uyku vs. düşündürücü bir dille
anlatılmıştır.Bunlar bedii tefekkürün güzel örnekleridir. Böylece bulmacalar aynı zamanda
çocukların eğitiminde büyük yer tutmaktadırlar.
Eski insanlar baharın gelmesini sabırsızlıkla beklemişlerdir. Baharda, otların,
çiçeklerin çıkması, ağaçların yapraklanması, meyve ağaçlarının çiçek açması insanlara
esrarengiz tesir bağışlamış, onlar bu görünen tabiat kanunlarında sırlı bir dünya olduğunu
zannetmişler. İnsanlar bu sırlı alemin düğümlerini açmaya, onun mahiyetini öğrenmeye,
ondan yararlanmaya çalışmış, buna gayret etmişlerdir.
Eskiden insanlar ruhun ölmezliğine inandıkları için yılın mevsimlerini de kendileri
canlı kabul etmiş, kışta ölen, mahv olan tabiatın (otların, çiçeklerin, tahılın v.b.) dirileceğine
inanmış, bunu beklemişler. Onlar tabiatın tarım ve hayvancılığa gösterdiği olumlu ve
olumsuz tesirlerini deneyerek tecrübe kazanmışlar.
Halk tabiatın uyanmasına mutluluk işareti gibi bakmış, onu iyinin kötü üzerinde
üstünlüğü olarak karşılamıştır. Buna göre de insanlara mutluluk getiren bahar halk
tarafından sevinçle karşılanmış, bu sevinç tüm halkın özlemle beklediği ve gelişini
sevinerek karşıladığı bir bayramın ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Halk bu bayrama
Nevruz veya Bahar Bayramı adını vermiştir. Bahar bayramı Güneşin Koç burcuna dahil
olduğu zamana – yani Baharın ilk gününe – 21 Mart tarihine rastlamaktadır.
Bahar bayramı evrensel bayramdır ve baharın gelişini tüm dünya halkları kendi
kültürüne ve geleneklerine uygun şekilde karşılamışlardır. Baharın gelişini Avrupa halkları
da kendi geleneklerine uygun karşılarlar. Mesela, Rus halkı kışın kovulmasını çeşitli
danslar, oyunlar, maniler ve nümayişlerle uğurlar. Samandan kukla yapıp tabuta koyar,
sonra cenaze merasimi düzenlerler. Köyün kıyısına “Moran” (bozak-sazak, şabta
anlamındadır) Maslenitsa diye adlandırılan kuklayı yakar ve çevresinde oynarlar. Diğer
Slav halkları da kış bittiği zaman çeşitli merasimler düzenlerler. Mesela, ormandan yeni
yapraklanmış bir ağacı kesip getirir, onu ev ev gezdirirler. Kişilerden biri yeşil elbise giyer,
başına çiçekten taç koyar, elinde süslenmiş ağaç dalı gosterimin en önünde gider. Karşı
taraftan ise beyaz elbise geymiş, elinde kuru ağaç tutan bir kişi yola kar sepe sepe birinci gurubun karsısına çıkar. Her iki taraf birbirine hücum eder… sonunda yeşil elbiseliler (yani
bahar) beyaz elbiselileri (yani kışı) yenerler.
Umumiyetle, baharın gelmesi, kışın bitmesi merasimi İngiltere, İtalya, Fransa,
İspanya ve başka bir çok ülkede çeşitli şekilde, kendi geleneklerine özgü olarak
kutlanmaktadır. Bütün bu kutlamalarda ortak nokta baharın kışa galip gelmesi, kışı
yenmesini ve insanların bundan mutlu olduğunu göstermek olmuştur.
Nevruz bayramı kışın bitmesi ve baharın gelmesi ile baslar. 0 insanlara sevinç,
mutluluk duygusu aşılayan, onları yeni yıla, gelecek güzel günlere yüreklendiren ilginç bir
merasimdir. Kış insanların elini kolunu bağlar, onları işten güçten soğutur. Eski inanca
göre kışın tabiat, hayvanlar, kuşlar vs. yani her şey ölür veya ölüm bekleyir, baharda ise
dirilir. Çünkü bahar hayat, canlılık getirir. Baharda tabiat canlanır, güneş insanları, toprağı
ısıtır. İnsanlarda çalışmak, bir işi yapmak isterler… Belki de bu özellikleri Bahar
bayramının yayılmasını, bu kadar çok sevilmesini gerekli kılan esas unsurlardır.
Azerbaycan’da Nevruz bayramı çocuklar tarafından çok sevilen bayramdır. Halk
Nevruzu milli bayram gibi karşılar. Bayram şenlikleri en az üç gün devam eder Martın 20
- 21 – 22. ci günleri. Ancak bayrama hazırlık işleri daha önceleri bayrama en az 40 gün
kala başlamaktadır. Her şeyden önce köylerde bahçeler temizlenir, ağaçların kuru
budakları (dalları) kesilir yani ağaçlar esasen meyve fideleri dikilir, ağaçların dipleri
bellenir, her şey düzene sokulur. Bu işler okullarda çocuklar tarafından daha canlı
yürütülür. Okul yanı sahalar çocuklar tarafından temizlenir. Ağaçların budakları kesilir,
dalları kesilir, yeni ağaçlar ekilir, bir sözle yaz senlikleri için hazırlıklar yapılır.
Şehirlerde de gerekli hazırlıklar yapılır. Kısaca herkes yaklaşan bayrama hazır
olmak için evinde olan her şeyi yıkayıp temizlemeyi, evini süslemeyi kendine borç bilir.
Her aile imkanları ölçüsünde çocuklar, gençler ve yaşlılar için yeni elbise hazırlar.
Çünki halkın inancına göre bayramı nasıl karşılasan gelen bir yılın öyle geçer – yani
bayramı evin temiz, elbisen taze, güler yüzle karşılarsan bütün yıl mutlu olursun.
Bayrama en az 15 – 20 gün kala ayrı ayrı kaplara buğday dökülüp, üstüne her 2 -3
günde su sepip bayrama semeni hazırlarlar. Buğday kaplarda yeşerip tahminen 10-15
santim boy atar ve bayramda o semenileri bayram masasına, evin görünen yerlerine düzer,
dostlara hediye derler.
Nevruz bayramında Azerbeycanlılar çeşitli tatlı ve yağlı ekmek pişirirler, baklava,
katlama, feseli, kömbe, şorçöreği, külçe vs. Şüpesiz bütün bu nimetler geçen yılın
mahsulünden hazırlanır ve insanları gelen yılın bayramını daha güzel karşılamak için daha
iyi çalışmağa ruhlandırır. Ona göre de semeni bayram sofrasına konur ve şöyle maniler
okunur:
Semeni sahla meni,
Ilde gögerderem seni,
Semeniye saldım badam,
Koymurlar bir barmak tadam…

Semeni ay semeni
Sende gelen yaz olur
Menim könlüm saz olur
Semeni, sahla meni
Güyerderem men seni vs.
Semeniden tatlı ve çeşitli yemeklerde hazırlarlar. Nevruz bayramını eski
zamanlardan beri büyük sevinçle ve manilerle karşılamak Azarbeycan’da gelenek halini
almıştır.
Novruz – Novruz bahara,
Güler, güler bahara,
Bahçamızda gül olsun,
Gül olsun bülbül olsun,
Novruz gelir, yaz gelir
Negme gelir, saz gelir,
Bahçalarde gül olsun,
Gül olsun, bülbül olsun
Bahar bayramında halkın inançları ile ilgili olan adetlerden biri de sam (yani mum)
yakmak, tongal kalamak (yani büyük ateş yakmak) ve meşale yakmaktır. Bu zaman yaslı,
genç ve özellikle çocuklar tongalın (yani ateş yığının) üstünden atlarlar, “azarım bezarım
odda yansın ( yani bütün hastalıklarım ateşte yansın), “ağrılarımı yer gotürsün, metlebimi
allah versin (yani günahları yer götürsün, dileklerimi allah versin) derler.
Ateş şenliği genellikle yılın son Çarşamba gecesi yapılır. Bu gece bayram sofrası
açılır. Sofraya boyanmış yumurta, yeddi tür meyve, pencer (yani yeşillik) ve çesitli
pişmişler, yemekler (et, balık, pilav vs.) konur. Sofrada en az yedi çeşit şey olmalıdır, bu
bolluk alametidir. Bayram akşamı tüfek atılır, gök yüzüne meşaleler fırlatılır, büyük ateş
yakılır gençler çocuklar üstünden atlanır, üzerlik yakılır, dumanı çocuklara koklatılır ve
şöyle söylenir.
Üzerliksen havasan
Yaman derde davasan,
Baklama göz yedirenin
Gözlerini ovasan
Nevruz bayramının en ilginç ve unutulmaz dakikaları yılın son Çarşamba gecesi
başlar. Bu bayramın resmen başlaması demektir. Ecdatlarımız Baharın kış üzerindeki
üstünlüğüne, hayrın şere yani iyinin kötüye, Hürmüziin (yani iyilik Allahının) Ehrimene
(yani kötülük remzi şeytana) üstün gelmesi olarak bakmışlardır. Bu nedenle de kısın sonu
onun mağlubiyeti, baharın ise galip olarak dünyaya hakim olması büyük şenlikle
karşılanmıştır. Halk bu merasime “Donatma” (yani tan yerinin ağarması, güneşi görmek,
karşılamak) adı vermiş. Bu gece ile ilgili ilgine rivayetler, efsaneler yaratılmışdır.
Efsanelerden birinde deyilir ki, “…bu gece bir saatliyine ırmaklar durup istirahat eder,
ağaçlar dallarını yere eğer (topraktan güç alır), dallarını yeniden kaldırırlar. Uzun müddet birlikte hayat süren, lakin sonralar bir birinden küsen Mars ve Jüpiter yalnız bir gece
birleşir, kucaklaşıp öpüşür, sonra yene ayrılıp bir yıl hasretde kalarlar… Efsanede denilir ki,
her kim Marsla Jüpiter’in görüştüğü anı görse ulu Hürmüz onu bütün arzularına kavuşturur,
o dünyada en hoşbaht adam olur… “Bu yüzden o gece hiç kimse yatmaz, herkes sabahı,
güneşin çıkmasını (doğmasını), Mars’la Jüpiter’in görüşmesini görmek ister. Hiç kimse
yatmadığı için delikanlılar grup halinde gezer, etrafı seyir eder, oyunlarla vakit geçirerler.
Genç kızlar ise daha çok bir odaya toplaşarak kendileri için fal acar, bir birleri ile
şakalaşarak birlikte mani ohurlar :
Yük altdan zeli çıhdı
Zelinin dili çıhdı,
Kardeş boyuna kurban
Aldığın deli çıhdı,

Kar gelir külek gibi,
Kız gelir ipek gibi
Oğlanlar daldan bağır,
Gudurmuş köpek gibi
Yük üstünde bir de ben,
Ecep tüstüm derde ben
Açılmamış gönçeyem
Nece yatım yerde ben v.s.
Eskilerde son Çarşamba gecesi “kulak falı” da açarlardı. Yani her kes kalbinde bir
niyet tutup başka evlere gider, kapıyı bacayı dinleyip ilk işittiyi sözle kendi bahtını,
gelecek akıbetini tahmin etmeye çalışırlardı. Bu yüzden o gece her kes evinde yalnız hoş
sözler konuşmağa calışar, dedi – kodu, küfr etmezlerdi. Çarsamba aksamı çocuklar
kapılara torba bırakırlar. Ev sahibi ise torbaya boyanmış yumurta, tatlı, fındık, ceviz, alma
vs. koyarlar.
Donatma merasiminde özellikle geceler iştirak ederler. Onlarda yerinin ağarmasını
(sabahın beyaz çağını) ahar su, deniz veya çay (ırmak) sahilinde karsılaşmağa çalışırlar.
(Çoğu zaman geceleri suda yıkanarak “ağırlığım – uğurluğum dağlara, taşlara” demekle
ümit etmişler ki, Hürmüzün Ehrimene gelip gelmesi, kışın mağlup olması, baharın
tantanası anında insan bedeninde gizlenen fenalık devleri mahv olacak, aynı zamanda
kalplerinde tuttukları niyetlerine ulaşacaklardır.
Yukarıda dediğimiz gibi, son Çarşamba gecesi ilk bayram sofrası açılır ve bayram
bitene kadar açık kalır. Sofraya her çeşit nimetler düzülür, akrabalar, komşular, dostlar bir
birini tebrik eder, saz, davul, zurna, balaban vs. müzik aletlerinde çalar, şöyle mani
okurlardı:
Honcaya koydum balığı,
Ta bezeyim ortalığı
Gerdene Sal çalmalığı

Çünki gelipdir firuz
Hoş geçeçektir Novruz
Tahçaya koydum çırağı
Rovşen eylesin bucağı
Isıklandırsın otağı
Çünki geliptir firuz
Hoş geçecektir Novruz
Mart aymm 21′ de (bazı yıllar bayram Martin 20’ne rastlar) son Çarşamba günü
başlayan bayram şenlikleride coşku ile kutlanır ve devam eder. Çocuklar yumurta
dövüştürür, şenlenir, büyüklerin hediyelerini kabul ederler. Büyüklerde birbirlerinin
bayramını kutlar, sonra kabristan ziyaret eder, ölenlerin ruhuna dua okunur, daha sonra ise
son bir yıl içerisinde ölenlerin yas yerine giderler, buna “kara bayram” derler. Yani keçen
yılda kim ölmüşse bu bayram onun için “kara bayram” dır. Bu tür yapılması gereken
gezilerden sonra bayram kutlamaları devam eder. Akrabalar, komşular, dostlar birbirlerinin
bayramını tebrik eder, evlere misafir giderler. Ancak bayram gezintisinde ziyaret etdiyin
evde mutlaka birkaç dakika da olsa oturmalı, sofradaki nimetlerden tatmalısan. Bayram
günlerinde bütün küsülüler barışıp öpüşerler. Kin -nefret unutular. Eski inanca göre küsülü
kişilerden kim küsülü olduğu şahsı önce kutlarsa onun günahları bağışlanır, diğeri suçlu
kalır. Buna göre de küsülü olan her kes bayram günü daha önce barışmağa çaba gösterir.
Bayram şenlikleri en az 119 gün devam eder. Bu günlerde gençler tarafından çeşitli
törenler yapılar. Mesela, gelin ve kızlar “haşışta”, “Kiy Kılınç”, “Benövşe” vs. oyunları
oynarlar. Oğlanlar ise ” kos – kosa”, “Hıdır İlyas” veya “Hıdır Nebi” gibi oyunlar
göstererler. Bu tiyatro temaşaları ve oyunlara çocuklar bayrama 10-15 gün kala hazırlanır,
metinleri ezberlerler. Sabahlara kadar ikiye bölünmüş grup destan anlatır, daha iyi anlata
grup ödüllendirilir. Destanlar genellikle okulda öğrendikleri ve ilave okudukları
kitaplardan seçilir ki bu da çocukların eğitiminin inkişafına büyük etki etmektedir.
“Benövşe” veya “Kiy Kılınc” oyunu kız çocukları tarafından su şekilde oynanır. Tahminen
on iki kız ikiye ayrılıp birbirinin elinden sıkı tutar. Her destenin bir başsıcı olur. Başçı her
kişiye gizli bir takma ad olarak kuş veya gül adı koyar. Bu adı karsıdakilerin bilmemesi
gerekir. Başçı kuş veya gül adi dedikte o takma adı taşıyan kaçarak karşı sıradakilerin
arasından geçmek ister. Karşı sıradakiler bir-birinin elini böylece sıkı tutarlar ki, onların
ellerini ayırıp geçen olmasın. Eğer diğer taraftan gelen bu taraftakilerin ellerini aralayıp
geçemezse kendi de hemen sırada kalır.
Basçı oyuna şöyle başlar :
I sıra – kıy kılınc ! kıy kılınc !
II sıra – kıyma kılınc !
I sıra -ok attım !
II sıra -Uğru tutdum !
I sıra -Benövşe !
II sıra -Bende düşe !
I sıra -sizden bize kim düşe? Adı güzel, kendi güzel………. hanım düşe !
Adı söylenen kız karşı sıraya geçer ve oyun böylece devam eder.

“Kos-kosa” oyununda gene oğlanlar bir kişiyi kosa (yüzü tüysüz kişilere kosa
denilir) gibi süsleyip muhtelif müzik aletlerinide çala çala evlere gezdirirler. Kosanın
yardımcısı da olur. Onların her ikisi komik elbise (esasen yamaklı keçe) giyer, güldürücü
oyunlar icra eder, maniler okur, hediye toplarlar. Önce kosanın yardımcısı söze başlar :
A kosa-kosa gelsene
Gelip selam versene
Sonra yüzünü temaşacılara tutup :
Boskabı doldursana
Kosanı yola salsana der.
Böylece ev-ev dolaşar ve pay yığarlar :
Hanım ayağa dursana
Yük dibine varsana,
Boşkabı doldursana
Kosanı yola salsana.
Lakin hiç kimse kosaya pay vermez, kosa küsüp kenarda durar. Tamaşacılar okurlar
Ay uyruğu-uyruğu,
Eritmişem guyruğu
Sakkali it kuyruğu
Bığları yovşan kosa.
Kosanın yardımcısı veziyeti gergin görüp kosanı gizlemeye çalışar ve tamaşacıları
sakin etmek için deyer :
Kosam benin kanlıdı,
Kolları mercanlıdı,
Kosama el vurmayın,
Kosam iki canlıdı.
Bundan sonra oyuna süslü elbise giydirilmiş keçi de katılır ve oyun çok ilginç ve
gülmeli şekilde devam eder. Nihayet kosa ile keçi dalaşır ve keçi kosayı öldürür Kosanın
yardımcısı:
Arşın uzun, bez kısa,
Kefensiz öldü kosa,
diye ağlar. Onun ağlamağı kahkahalara neden olur. Oyun biter. Böylece, halk Nevruz
bayramı günlerini manalı, şan ve mutlu şekilde karşılayıp yollamağa çalışar.

Anahtar kelimeler :
Çocuk, terbiye, bayram, çocukların gelişmesi, ilkbahar, maniler
Özet :
Çocuklar ve okul öğrencilerinin öylece de büyümekte olan
gençlerin inkişafında Milli Bayramların rolü büyüktür. Bu bayramların birkaçının adını
çekmek maksada uygundur. Bu makalemizde ilkbaharın simgesi olan Nevruz Bayramı
kaleme alınmıştır. Genellikle Nevruz senlikleri üç gün devam eder. Bu günlerde çocuklar
ve gençler tarafından çeşitli törenler yapılır ve oyunlar sergilenir. Bayram günlerinde bütün
küsülüler barışır kin-kiduret unutulur. Okul çocukları okul bahçesinde temizlik işleri yapar
ve küçük tiyatrolar hazırlarlar. Örneğin “Kosa-kosa”, “kiy kılınc”, “Hıdır İlyas”. “Halay”
v.s.
Resume:
This article is based on the celebration of the national holidays in Azerbaycan. One
of these holidays is “Nevruz”. Generally “Nevruz” is the symbol of coming Spring not only
in Azerbaycan but most of the countries of the world. But in Azerbaycan, people celebrate
this holiday traditionally. Here the children, students as well as the little children prepare
for this celebration with great pleasure. They learn more proverbs, riddles, stories, dances,
songs in order to take an active part in the celebration of “Nevruz”. Such preparatiopns
improve the knowledge of the children.
KAYNAKÇA
1. Azerbaycan Folkloru Antologisi, Bakü, 1968
2. Halkımızın deyimleri ve duyumları., Bakü, 1986
3. Veliyev,Vagif. Azerbaycan Folklorü, Bakü, 1985
4. Babayev, İ., Efendiyev, P., Azerbaycan Şifahi Halk Edebiyatı, Bakü, 1970

http://www.ozgurpencere.com/modules.php?name=News&file=article&sid=1152

Balıkesir’den Derlenen Atasözleri Üzerine Bir Değerlendirme

Filed under: Umumi tasnif — Arslan @ 12:18 am
I. Balıkesir Kültür Araştırmaları Sempozyumu, 31 Mayıs-02 Haziran 1998, Balıkesir Üniversitesi, BALIKESİR

Prof. Ali Duymaz

Divanü Lugat-it Türk’te “sav”, daha sonraki kaynaklarda ise “atalar sözü”, “atasözü”, “mesel”, “darb-ı mesel” (çokluk: “dürub-ı emsal”) kavramlarında ifadesini bulan ve atalarımızın tecrübelerini gayet açık ve güzel ifadelerle günümüze taşıyan atasözlerimizin her biri birer hazine kıymetindedir. Bunlardan bazıları il ve bölge sınırlarını aşmış, millî bir değer hâline gelmiştir. Türk dilinin ilk yazılı kaynaklarıyla beraber örneklerine rastladığımız atasözleri, Türk kültürünün tarihî ve coğrafî açıdan yaygınlığına rağmen büyük ölçüde benzerlikler göstermektedir. Türk şivelerinde “takmak”, “takpak”, “nakıl”, “makal”, “comak”, “söspek”, “ülgercomak”[1] gibi değişik terimlerle karşılanan atasözlerimiz arasındaki ortaklık, küçük bir mukayese neticesinde bile hemen ortaya çıkabilir. Bazen son derece mahallî olarak düşündüğümüz atasözünün bir benzerini, uzak bir şivede bulmak şaşırtıcı ve heyecan verici olmaktadır. Hem bilgi ve tecrübenin, hem de dilin en yoğun şeklini bize sunan atasözleri hazinemizin mahallî derlemelerle zenginleşeceği muhakkaktır. Bu atasözlerinin her şeyi aynı olsa bile, yayılma alanını göstermesi bakımından derlenip yayımlanmasında fayda vardır. Türk dilinin en zengin verimleri olan atasözleri, yaşanmış veya yaşanmakta olan kültürün göstergesi olarak da bir değer taşımaktadır. Bu bakımdan atasözleri, Türk kültür tarihine ışık tutacak malzemeyi de bünyesinde barındırmaktadır. Bu itibarla biz de mahallî olarak Balıkesir ve çevresinde derlenmiş atasözleri üzerinde mukayeseli bir araştırma yapmayı maksada uygun gördük.

Öncelikle Balıkesir’den derlenmiş ve yayımlanmış atasözleri hakkında biraz bilgi vermek istiyoruz. Bu hususta H. İ., Sabur Şahin ve İsmail Hakkı Akay gibi bir kaç araştırmacının adları hemen öne çıkmaktadır. H. İ. kısaltmasının Hasan Basri Çantay olduğunu sanıyoruz. İsmail Hakkı Akay ise soyadı kanunundan önce Kadızade İsmail Hakkı adını kullanmıştır. Bu derlemeciler, atasözlerini önce Gençleryolu[2] ve Kaynak[3] gibi dergilerde seri yazılar olarak yayımlamışlardır. Sabur Şahin, bu yazılarında yer alan atasözlerini kitapçık haline de getirmiş[4], İ. Hakkı Akay ise Balıkesir Halkıyatı adlı eserinde atasözlerine de yer vermiştir[5]. Akay’ın bu yazı serisinin bir kısmı da mahallî gazetelerin sayfalarındadır[6]. Hasan Basri Çantay’ın “sav”ları ise dergi sayfalarında kalmıştır. Kemal Özer’in  Tarihte Balıkesir adlı eserinde de bir kısmı deyim, alkış ve kargış olmak üzere 220 söz yer almaktadır[7]. Türk Dil Kurumu’nun derlemelerine dayanan iki ciltlik Bölge Ağızlarında Atasözleri ve Deyimler adlı eserde ise Balıkesir ile Manyas ve Bigadiç ilçelerinden derlenmiş 95 söz yer almıştır[8]. Ayrıca Balıkesirli bir divan şairi olan Zâtî’nin eserlerinde geçen atasözleri de iki makalede söz konusu edilmiştir[9]. Türk Folklor Araştırmaları dergisindeki bir yazıda da Balıkesir’den dört bilmeceyle birlikte üç atasözü yer almaktadır[10]. Ayrıca gazete sayfalarında kalmış bir kaç yazı daha Balıkesir’den derlenmiş atasözlerine yer vermektedir[11]. Bunların dışında bazı genel karakterli eserlerde ve tezlerde de atasözlerinin yer aldığını bilmekteyiz. Kısaca tanıttığımız ve önemini hiç de küçümseyemeyeceğimiz bu kaynaklarda atasözlerinin arasında deyim, alkış ve kargışların da yer aldığı dikkati çekmektedir. Ama yine de önemli sayıdaki atasözü, zamanında derlenmiş ve yayımlanma şansı bulmuştur. Burada elbette ki Balıkesir’de canlı bir geleneğe sahip olan basın hayatının ve özellikle de Halkevi faaliyetlerinin fonksiyonu övgüye değerdir.

Biz bu bildirimizde gerek yukarıda tanıttığımız kaynaklarda, gerekse kendi derlemelerimizde tespit ettiğimiz binin üzerinde atasözünü, tarihî kaynaklardakilerle ve bugün yaygın olarak kullanmakta olduğumuz diğer atasözleriyle konu, fonksiyon, ifade ve biçim açılarından mukayese etmeye çalışacağız. Zaman zaman Türk şivelerinden örneklerle de mukayeseyi zenginleştirmeye çalışacağız.

Atasözlerini tasnif edenler, ya sadece konuyu esas almışlar ya da konu ile fonksiyonları birbirinden ayırt etme ihtiyacı duymamışlardır. Mesela Ömer Asım Aksoy, atasözlerini “kavram özellikleri” bakımından yedi grupta değerlendirmiştir: “1. Sosyal olayların nasıl olageldiklerini -uzun bir gözlem ve deneme sonucu olarak- yansızca bildiren atasözleri vardır. 2) Doğa olaylarının nasıl olageldiklerini -uzun bir gözlem sonucu olarak- belirten atasözleri vardır. 3) Toplumsal olayların nasıl olageldiklerini uzun bir gözlem ve deneme sonucu olarak bildirirken bundan ders almamızı (açıkça söylemeyip dolayısıyla) hatırlatan atasözleri vardır. 4) Denemelere ya da mantığa dayanarak doğrudan doğruya ahlâk dersi ve öğüt veren atasözleri vardır. 5) Birtakım gerçekler, felsefeler, bilgece düşünceler bildirerek (dolayısıyla) yol gösteren atasözleri vardır. 6) Töre ve gelenek bildiren atasözleri vardır. 7) Kimi inanışları bildiren atasözleri vardır.”[12]. Aksoy’un bu tasnifinde konu ile fonksiyonun birlikte ele alındığı görülmektedir. Pertev Naili Boratav ise atasözlerini tasnif ederken farklı bir yol izlenmiştir: “1) Asıl Atasözleri, a) Bir yargıyı, ya da bir gözlemi kapsayan atasözleri, b) Fıkra edası taşıyan atasözleri, 2) Atalarsözü değerinde deyimler”[13]. Boratav’ın bu tasnifinde ise ifade tarzının ağırlık kazandığı görülmektedir.

Bazı araştırmacılar da atasözlerini ele aldıkları konu itibariyle tasnif etmişler, hatta eserlerine aldıkları atasözlerini bu tasniflere bağlı kalarak sıralamışlardır. Hilmi Soykut’un ve Selim Kurnaz’ın çalışmaları tamamıyla bu şekildedir ve oldukça ayrıntıya inilmiştir[14]. Aydın Oy ise belirli bir tasnif yapmamış, ancak “Atasözlerimizde Ulusal Değerlerimiz”, “Türklük Konusunda Atasözleri”, “Atasözlerimizde Sosyal Yaşantı ve Sosyal Değerler”, “Atasözlerimizde Din”, “Atasözlerimizde Tasavvuf İzleri”, “Sağlık ve Ölüm Konusunda Atasözleri”, “Ekonomi Üzerine Atasözleri”, “Atasözlerimizde Doğa (Tabiat) ve Evren (Kâinat)”, “Hayvanlarla İlgili Atasözleri”, “Atasözlerimizde At”, “Atasözlerimizde Tarım ve Hayvancılık”, “İklim ve Halk Takvimi Üzerine Atasözleri” gibi başlıklarda hep konuyu esas almıştır[15]. Türker Acaroğlu ise konuya bağlı kalarak şu tasnifi yapmıştır: “A) Meslek ve Sanat Düsturları: 1. Zaman, 2. Çiftçilik, 3. Bağcılık-Bahçecilik, 4. Çobanlık, 5. Avcılık, 6. Değirmencilik, 7. Kasaplık, 8. Nalbantlık, 9. Tabaklık (Debbağlık), 10. Tellallık (Tellaliye), 11. Ve Ötekiler. B) Günlük Yaşam Kuralları: 1. Kişisel Yaşam Kuralları, 2. Aile Yaşamı Kuralları, 3. Toplumsal Yaşam Kuralları C) Din ve Dünya İşleri: 1. Allah (Tanrı), Peygamber, Evliya, İmam,  2. Padişah (Sultan), Kadı (Hâkim), Bey (Efendi)”[16]. Şükrü Elçin de örnek verdiği bazı atasözlerini belirli konulara paylaştırmıştır: “I. İnsan ve Değerler: A. Yüceltilen Değerler: a) Dostluk, b) iyilik, c) Sabır, d) Sebat, azim, e) Bağışlama, f) Fedakârlık, g) Aşk, sevgi, h) temkin, ihtiyat, ı) Diğergâmlık, i) Hayata bağlılık; B. Yerilen Kusurlar: a) Cimrilik,  b) Yalancılık, c) Suçu yüklenmeyiş, d) Tenkide tahammülsüzlük, e) İhtiyatsızlık, f) Öfke, g) Nankörlük;  C. İnsan Karakteri ve Kişilik II. İnsan-Cemiyet: a) Sosyal işbirliği, dayanışma, b) Sosyal hiciv, c) Mevkie rağbet, d) Yöneticilik, e) Kanun fikri, f) Mülkiyet, g) Ekonomi, h) Eğitim, ı) İş ve zamanın değerlendirilmesi, j) Düşmana karşı uyanık olma; III. Bilgi ve Hakikat  IV. Dünya Görüşü A) a) Kader fikri, b) Nasip, c) Tanrı B) Determinisme (sebep-netice minâsebetleri), C) Değerlendirmenin Değişmesi.”[17] Ayrıca makale seviyesinde olsa da bir tema üzerinde yoğunlaşmış atasözlerinin incelenmesine dayanan çalışmalar da yapılmıştır[18].

Atasözleri ile ilgili tasnif denemelerinde biri de yayılma alanıyla ilgili olmuştur. Ömer Asım Aksoy ile Şükrü Elçin’in tasnifleri bu konuda en derli toplu olanlardır: Ömer Asım Aksoy, atasözlerinin yayılma alanları itibariyle dörde ayırmıştır: “a) Yurdun her yerinde kullanılanlar; b) Sadece bir bölgede bulunanlar; c) Türkiye dışındaki Türk lehçelerinde yaşayanlar; ç) Eski zamanlarda kullanılmış iken bugün bırakılmış olanlar”[19]. Şükrü Elçin’in tasnifinde ise ilk ve son maddeler yer almamakta, ek olarak “tercüme atalar sözü” maddesi konulmaktadır. “a) Bütün Türk dünyasında kullanılanlar, b) Türkiye gibi bir bölgeye has olanlar, c) Tercüme atalar sözü”[20]. Balıkesir’de derlenen atasözlerini de benzer şekillerde tasnif etmek mümkündür. Ancak biz burada yeni bir tasnif denemesine girmeyeceğiz, Balıkesir atasözlerini başta konu olmak üzere mukayeseli olarak değerlendirmeye çalışacağız:

Konu:

Atasözleri sosyal olaylar, din, tasavvuf, sağlık, ölüm, ekonomi, tabiat, hayvanlar, tarım ve hayvancılık kültürü, iklim ve halk takvimi gibi pek çok konuyu ele almaktadırlar. Bazen, özellikle iki yargılı ve iki cümleli atasözlerinde olduğu gibi bir atasözünde iki ayrı konu da yer alabilmektedir. Ayrıca atasözleri daha ziyade somutlama yoluyla oluştukları için zahiri anlamları yanında genel anlamlar da taşımakta ve bir somut olaydan hareketle soyut ve genel bir fikri bütün boyutlarıyla ele alabilmektedir. Belki de bu yüzden olacak konu tasniflerine girişenlerin tasnifleri arasındaki benzerlikler oldukça sınırlı kalmış, birisinin belirli bir başlık altında ele aldığı atasözü bir başka araştırmacıda farklı başlık altında değerlendirilmiştir.

Konuyla ilgili değerlendirmelere girmeden önce atasözlerinin değerini ifade eden bir kaç atasözü üzerinde durmayı gerekli görüyoruz. İnsanların alışkanlık haline getirdiği kalıp davranışları gibi, dilin de kalıp halinde nesilden nesle taşıdığı bu sözler, bazen mutlaka uyulması gereken sosyal ve ahlâkî bir kural, bazen yansızca aktarılmış bir tecrübe, bazen de bir gelenek veya inanışı formüle eden ifadeler olarak dikkati çekmektedir. Atasözlerinin örf veya yasa gibi bir yaptırımı yoktur, ancak bir sezdirme ve telkin metodu vardır. Balıkesir’de derlenen bir atasözünde “Atalar sözünü tutmayan hatalar (hata eder)” denmektedir. Bu şekliyle orijinal olan sözün, Kitab-ı Atalar’da “Atalar sözü Kur’an’a girmez, yanınca yelişür” gibi tarihî şekli ile “Atalar sözünü tutmayanı yabana atarlar” (ÖAA) tarzında bütün yurt sathında bilinen genel şekli de vardır.

Bazı sosyal olaylar, mecaz, istiare ve mecaz-ı mürsel gibi edebî sanatlar marifetiyle özelden genele, somuttan soyuta giden bir çizgide özetleniverirler. Türk atasözlerinin soyut fikirleri ve kavramları daha ziyade somut olaylarla anlatma gibi bir yapısı vardır. Bu, gerek günlük dilde, gerekse atasözü, deyim, alkış ve kargış gibi kalıp sözlerde çok rastladığımız bir durumdur. Bu tip sözlerden mutlak doğruluk ve genel ahlâka uygunluk da beklenmemelidir. Bunlar, sadece bir sosyal gerçeğin ifadesi ve yeni kuşak insanların ikazı anlamını taşımaktadır. Mesela “Çocukla fak kurma, ya fakın kaybolur, ya kuşun…” veya “Dişi hayvan koşan rençberin binası önünde durma” gibi.

Balıkesir’den derlenen atasözlerinin önemli bir kısmı, doğa olaylarının nasıl meydana geldiklerini uzun bir gözlem sonucunda belirten atasözleridir. Aşağıda verdiğimiz örnekler Balıkesir ve civarında iklim ve takvim değerlendirmelerini öne çıkarmaktadır: “Erbainin onu, hamsinin sonu”, “Kışın yaba al, yazın soba al”, “Kork abrulun beşinden, koca öküzü ayırır eşinden”, “Kuzu gördüm, yazı gördüm; ot tepesi gördüm, kışı gördüm”, “Lodos kara kar gibi, insana kor gibi dokunur”, “Mart ayı dert ayı”, “Mart içeri çingene dışarı”, “Mart içeri pireler dışarı”, “Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır”, “Mart martladı, tavuk yumurtladı”, “Martta yağmasın, nisanda dinmesin”, “Nisanda yağan altın araba”, “Samanın varsa marta koy, yoksa koca öküzün derisini arta koy”, “Şubatın arpası, martın sıpası”, “Yüz yirmide ovada, yüz otuzda yuvada”, “Zemheride yoğurt isteyen cebinde inek taşır”, “Zemherinin kışından, zamanın puştundan sakın”.

Bunlardan önemli bir kısmı genel olarak tüm Türkiye’de bilinmekte ve söylenmektedir. Ama mesela “Yüz yirmide ovada, yüz otuzda yuvada” atasözü, kaynaklarda yer almamakta ve bu yapısıyla mahallîlik özelliği göstermektedir. “Yüz yirmi” sözüyle kast edilen halk takvimine göre kışın başlangıcı sayılan ve Kasım adı verilen, bugünkü takvimle de 8 kasımdan itibaren sayılan 120 gündür. Bu 120 gün sonunda martın ilk haftasına, yani leyleklerin ovaya geldiği günlere gelinir. 130. günde ise leylekler yuvalarına girer, yani bahar gelmiş olur. İşte bu atasözünde anlamını bulan değerlendirme, yurdumuzun başka yörelerindeki atasözlerinde değişik şekillerde ifade edilmektedir. Mesela “Kasım yüz, gerisi düz” veya “Kasım yüz elli, yaz belli” gibi.

Yine diğer kaynaklarda rastlamadığımız bir atasözü de şöyledir: “Samanın varsa marta koy, yoksa koca öküzün derisini ârta koy”. Buradaki “ârtmak” fiili, bir yüksekçe yere sarkıtarak asmak anlamını taşımaktadır. Pek çok yörede rastladığımız martla ilgili atasözlerini tekrar örneklemek istemiyoruz. Ancak yılların tecrübesinin en çok yoğunlaştığı alanlardan biri olan iklim ve tabiî ki ziraatçı ve hayvancı toplulukları çok derinden etkileyen iklime dayalı takvim anlayışı, bu atasözlerini adeta birer sözlü bilgi ve belge haline getirmiştir. Modern insanın takvim anlayışı değiştikçe bu atasözleri de zamanla kültürel mirasın malı olacaktır. Ama her şaşırtıcı iklim olayında, bu atasözlerinin tekrar ağızlarda dolaşması da ilgi çekicidir.

Zaman içinde oluşmuş bazı töre, adet ve geleneklerin de atasözleri yoluyla kuşaktan kuşağa aktarıldığı dikkati çekmektedir. Balıkesir’den derlenen bir atasözümüz “Düğün arpasıyla at beslenmez” (BHI) demektedir. Aynısı Giresun’un Bulancak (BAAD I) ilçesinden de derlenmiş olan bu sözün çok çeşitli varyantları vardır: “Düğün aşıyla dost gönüllenmez” (BAADI), “Düğün aşıyla tazı tavlanmaz” (BAADI), “Düğün ekmeğiyle it tavlanmaz” (BAAD I), “Düğün pilavından köpeğin karnı doymaz” (BAAD I), “Düğün aşıyla dost ağırlanmaz” (ÖAA), “Düğün pilavı ile köpeğin karnı doymaz” (TAD) vb. Bu sözün deyimleşmiş şekilleri de var: “Düğün aşıyla dost kazanmak” ve “Düğün pilavı ile dost gönüllemek” (TAD) gibi. Aynı gelenek çeşitli atasözleriyle de olsa hemen hemen tüm yurtta varlığını ortaya koymaktadır. Bu tavrın bir Türkmen atasözünde ise “Toya barsañ doyup bar, torka donuñ geyip bar” şeklinde ifade bulduğunu görmekteyiz.

İnsan-toplum ilişkisi içinde bazı durumlar da atasözlerinin sıkça ele aldığı konular arasındadır. Fakirlik, öksüzlük gibi. Öksüzlükle ilgili olarak da Türkçede çok fazla atasözü vardır. Ama bunlara bir de Balıkesir’den ekleme yapmalıyız. “Öksüz ölmez örselenir” (BAAD I).

Bazı atasözlerinde ise doğrudan Balıkesir’in adı geçmektedir: “Balıkesir abası, kâh oğlu giyer, kâh babası” (AS, TAD) gibi.

Üslûp ve İfade:

Biçim olarak atasözleriyle ilgili olarak üzerinde durulan noktalardan biri, atasözlerinin “kalıplaşmış”, “donmuş”, “kelimeleri ve söz dizimi değiştirilemez” özellikte olmalarıdır. Hemen bütün kaynaklar, atasözlerinin bu özelliğini vurgulamışlardır. Ne var ki bir kısım atasözlerinin çeşitli tarih ve coğrafyalarda farklı şekilde tespit edilmiş olduğunu görmekteyiz. Mesela Balıkesir’de derlenmiş olan bir atasözümüz “Çükündürüğün sıkından seyreği iyidir” (BAAD II) şeklindedir. “Çükündürük” kelimesinin mahalli ağızlarda “lahana”, “havuç”, şalgam” gibi manalarının yanı sıra Balıkesir’de “pancar” manasına geldiğini hemen belirtelim. Bu atasözü DLT’de “Konak başı sedhreki yig” (Darı başının seyreği iyidir) (DLT I, 384) şeklindedir. Durub-ı Emsal-i Osmaniye’de ise “Turpun sıkından seyreği iyidir” şeklinde geçmektedir[21]. DLT’de geçen ve bir darı çeşidi anlamına gelen “konak” kelimesinin Durub-ı Emsal-i Osmaniye’de turp kelimesiyle yer değiştirdiğini ve böylece kelimenin anlam değiştirmesiyle birlikte dilden düşen bir kelimenin yerini yeni yaşama tarzının bir kelimesinin aldığını tespit etmekteyiz. Kelime Balıkesir ağzında ise “çükündürük” şeklinde değişmesine rağmen atasözünün genel anlamı korunmuştur.

Bir başka atasözünü daha örneklemek istiyorum. Balıkesir’de “Ay gördüm yıldıza müdanem yok” (AS) atasözü, Oğuz-name’de “Ay var iken yıldıza ne minnet?” ve diğer kaynaklarda “Ay görmüşün yıldıza minneti (itibarı) yok” (TBTA, ÖAA) ya da “Ay gördüm yıldıza tanım yok” (TAD) şeklinde yer almaktadır. Buradaki değişiklik “minnet” veya “itibar” yerine “müdane” kelimesinin kullanılmasıdır. Balıkesir’de “müdane” kelimesi “minnet, itibar” anlamlarında kullanılmaktadır ve bu atasözüne de bu şekilde girmiştir.

Bu tür kelime değişiklikleri çoğu zaman Türk şiveleri arasında söz konusu olmaktadır. Mesela Kerkük ve Ilgın/Konya’yla birlikte Balıkesir’de “İki kılınç bir kına sığmaz” (BH I) şeklinde derlenen söz, DLT’de “Koş kılıç kınka sıgmas” (DLT I, 359), Durub-ı Emsal-i Osmaniye’de “İki kılıç kına girmez” (TAD) şeklindeyken Türkmen Türkçesi’nde “İki pıçak bir gına sığmaz” (Kürenov)  şeklindedir.

Bu mesele üzerinde duran araştırmacılardan Aydın Oy, kelime değişikliklerini altı başlık altında değerlendirmiştir: “a) Dilin gelişimine bağlı kelime değişikliği, b) Görgüye bağlı kelime değişikliği, c) Din ve töre ile ilgili değişiklikler, d) Giyim kuşama bağlı kelime değişiklikler, e) Uygarlığa bağlı kelime değişikliği, f) Ağız özelliklerine bağlı kelime değişiklikleri”[22].

Aynı konuya değinen Saim Sakaoğlu ise bu maddeleri sayı bakımından azaltarak; “a) İlk örneklerden günümüze kadar görülen değişiklikler, b) Türk şiveleri arasında görülen değişiklikler, c) Anadolu ağızlarında görülen değişiklikler” şeklinde sıralamış ve bu değişmelerin “a) Yeni girilen din ve kültür muhitlerinin tesiri, b) Yaşama tarzının değişmesi, c) Dilde görülen tabiî değişme, ç) Sanatkârâne söyleyişe müracaat etme”  gibi sebeplerle izah edilebileceğini ifade etmiştir[23].

Bazı atasözlerinde ise söz dizimi farklılıkları görülmektedir. Mesela gerek tarihî kaynaklarda, gerekse atasözleri sözlüklerinde “Delikli taş (boncuk) yerde kalmaz” (Oğuzname, Kitab-ı Atalar, TAD) veya bir cümle daha eklenerek “Delikli taş yerde kalmaz, (deli) kız kısmı evde kalmaz” (ÖAA, TBTA) şeklinde söylenen atasözü, Balıkesir’de hem tek cümlelik haliyle hem de farklı bir ifade tarzıyla derlenmiştir: “Bey almaz, paşa almaz, delikli taş yerde kalmaz” (AS). Burada bir söz dizimi değişikliği söz konusudur.

Atasözlerinin bir başka ifade özelliği, bir kısmının olumlu veya olumsuz geniş zamanla veya bildirme kipiyle genel bir hüküm ya da emir veya gereklilik kipiyle mutlaka uyulması gereken bir kural bildirirken bir kısmının fıkramsı ve hikâye etmeye dayalı olmasıdır. Bütün Türk atasözlerinde olduğu gibi Balıkesir’den derlenmiş atasözlerinde de bu yapıyı gösteren örnekler vardır. Olumsuz geniş zaman: “Pis boğazla boş boğaz, belalardan kurtulmaz”. Olumlu geniş zaman: “Analının bir anası, anasızın bin anası olur” (Hİ), “Dağ çökünce çam devrilir”. Emir kipi: “İl oğluna dayanma, akar suya güvenme” (BH I). Tahkiyevî veya fıkramsı eda taşıyanlar: “Terziye göç demişler de iğnem başımda demiş” (BH I); “Arkasız olanın ayağına vurmuşlar: Vay arkam demiş. Karnına vurmuşlar: Gene vay arkam demiş” (Hİ). Bazı atasözleri de eksiltili bir sentaksla söylenmişlerdir. Mesela “Bahçene erik, evine yörük” sözünde cümlenin fiili eksiktir ve “koyma” yüklemiyle tamamlanması mümkün görünmektedir. Ancak atasözlerinin ifadesindeki yoğunluk o derecededir ki yüklemdeki söz söylenmese de bilinebilir olduğu için gereksiz görülmüş ve atılmıştır. Ancak atasözlerinin genel karakteri ve cümlenin gelişi, herkes tarafından tamamının anlaşılmasını temin edicidir. Bazen uzun yıllar kullanılmayan ve gündemden düşmeye başlayan atasözlerinin anlaşılması, bu eksiltili cümleler yüzünde zorlaşmaktadır. Özellikle sıralı cümle özelliği gösteren bazı atasözlerinde eksilti tek yükleme bağlanan yan cümleciklerdedir. Mesela; “Dağlı göğsünden, ovalı dizinden, şehirli gözünden ısınır” (BH I) atasözü, üç cümleciği tek “ısınır” fiiliyle ifade etmektedir. Bazı durumlarda ise her cümlecik, bağımsız bir yapı arz eder ve böyle hallerde cümlecikleri anlam ilişkisi ve kafiye bağlar: “Bakkal isen azdan başla, rençber isen tarlayı üçle, malcı isen dışta kışla, batakçı isen öğleyin uykuya başla” (BH I) gibi.

Balıkesir’den derlenen atasözlerinin önemli bir kısmı, Türkçe’de yaygın olarak kullanılan üslûp ve ifade şeklini taşımaktadır. Balıkesir’den derlenmiş atasözlerinin bazıları ise, gerek eski kaynaklarda bulunan, gerekse bugün yaygın olarak yazı diline geçmiş atasözleriyle anlam paralelliği göstermektedir. Ancak anlatım şeklinde bazı farklılıklar vardır. Bunlara bir kaç örnek vermek istiyoruz: Düşmanın aşağı ve hor görülmemesi fikri üzerine kurulmuş pek çok atasözümüz vardır. Mesela DLT’de “Yagını aşaklasa başka çıkar” (Düşman aşağılanırsa başa çıkar) (DLT I, 305) atasözü, çok eskiden beri bu düşüncenin atasözlerimize girecek ölçüde bir kural haline geldiğini göstermektedir. Bugün de “Düşmanın karınca ise de hor bakma” gibi daha yaygın atasözlerini kullanmaktayız[24]. Balıkesir’de buna paralel bir atasözü ise şöyledir: “Düşman karınca ise sen fil san” (BH I). Karınca-fil tezadına dayalı bu atasözünün Ahmet Vefik Paşa’nın Müntehabat-ı Durub-ı Emsal-i Osmaniye’sinde de aynen varlığı dikkati çekmektedir[25]. Balıkesir ve çevresinde “Fakir oyuna çıkınca davul patlarmış” (BAAD II) şeklinde söylenen atasözümüz yazı dilimizde “Fakir hırsızlığa çıkmış, ay akşamdan doğmuş” ya da fakir kavramının yerine öksüz kavramı konarak benzer şekilde söylenmekte veya hayvanlarla ilgili bir somutlaştırma neticesinde Samsun’da “Kısmeti kesik köpek kurban ayında sılaya gider” ya da Gaziantep’te “İtin akılsızı durur durur da kurban bayramında sılaya gider” şeklinde ifade edilmektedir. (Aksan, 147). Ancak yukarıdaki şekline diğer kaynaklarda rastlanmamaktadır. Ömer Asım Aksoy’da “Şapla şeker beyaz ama, bir değil.” (BH I) şeklinde geçen atasözü, Balıkesir’de “Şap ile şeker bir değil” (ÖAA) tarzında daha kısa olarak söylenmektedir.

Atasözlerinin ifade ve üslûp özelliklerinden biri de edebî sanatlara sıkça baş vurulmasıdır. Bu sanatlardan seci, cinas, aliterasyon gibilerini biçime yönelik oldukları için aşağıda örnekleyeceğiz. Ama mecaz, mecaz-ı mürsel, istiare, kinaye, tezat, hüsnitalil gibi sanatlara burada örnek vermek istiyoruz.

Mecaz: “Dövülen keşkek tatlı olur” (BH I).

Tezat: “Eskici yazın gölge kovar; kışın çanağı donar” (Hİ), “Akçası ak olanın bakma yüzünün karasına” (AS).

İstiare: “Erkek süt, kadın çalıcak” (Hİ); “Dal budağı ile gürler” (BH I).

İstifham: “Buğday ekmeğin yoksa buğday dilinde mi yok?”,  “Sen zort, ben zort, koca öküze kim versin ot?” (BH I)

Biçim:

Atasözlerini biçim açısından inceleyenler ilk olarak nazım unsurları üzerinde durmuşlar, hatta atasözlerinin ilk şekillerini nazım olduğu fikrini savunmuşlardır. Sözlü edebiyatın yapısı ve sosyal hayatın gereği bu fikirde doğruluk payı muhakkak vardır. Çünkü sözlü edebiyatın kalıcılığını sağlayan özellik, ahenk unsurlarıdır. Bugün yazının geliştiği, eğitimin sözlü ve geleneksel değil, yazılı, görsel ve örgütlü olarak yapıldığı toplum yapımızda dahi atasözlerindeki nazım unsurları varlığını sürdürmektedir. Ölçü, kafiye, nazım birimi, aliterasyon ve seci gibi nazma mahsus özellikler atasözlerinde bütün canlılığıyla yaşamaktadır. Mesela Divanü Lugat’it-Türk’ten bu yana yaşamakta olan ve Balıkesir’de de söylenmekte olan “Alp yağıda, alçak çağıda” atasözü, hem mısra başı ve mısra sonu kafiyesi, hem de beyit tarzındaki yapısı itibariyle bir nazım parçasıdır. “Çekersen piyazı / Bekletirsin yazı” (BAAD I) atasözünde ise cümleler, altışar heceden oluşan  mısralar gibidir.

Atasözlerinde cinas, seci ve aliterasyon kullanıldığı da malûmdur. Balıkesir’de “Şık şık eder nalçacık; işi bitiren akçacık.” (BH I) şeklinde ifadesini bulan ve  genelde “Şık şık eden nalçadır, iş bitiren akçadır” (ÖAA) şeklinde olan atasözündeki ç sesleri, aliterasyon için güzel bir örnektir. Biçimle ilgili sanatlardan cinasa da şu örnek sözü verelim: “Yüz görenden yüz yıl kaç”

Balıkesir’den derlenmiş bini aşkın atasözü üzerinde yaptığımız değerlendirme sonucunda şu hususlar tebarüz etmiştir.

a)   Balıkesir’deki atasözü geleneği hem tarihî, hem de coğrafî genişliği içinde Türk atasözü geleneğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Divanü Lugat-it Türk’ten Oğuzname’ye, Dede Korkut’tan Türk şivelerindeki örneklere kadar belirgin olan benzerlikler, Türk dilinin kalıp sözlere baş vurmadaki pratikliği, mecazlardan istifade, somutlaştırma, öğüt ve tecrübe aktarımı gibi hususlar aynen varlığını sürdürmektedir.

b)  Atasözlerinin konu ve anlam bakımından mukayesesi, farklı ifade tarzlarına rağmen kültürel benzerliğin ipuçlarını vermektedir. Özellikle sosyal olaylar, ahlâkî değerler, töre, gelenek ve adetlerle ilgili atasözleri Türk kültürünün yerelden genele bir homojen yapı taşıdığını ortaya koymaktadır.

c)   Farklı ifade tarzları, kelime ve sözdizimi değişiklikleri, sözlü edebiyatın varyantlaşma kuralı doğrultusunda açıklanabilecek ve aslında bir zenginlik olarak değerlendirilebilecek ölçüyü aşmamaktadır. Bu farklılıkları, atasözlerinin tarih ve coğrafyaya bağlı kültürel değişikliklere paralel değişimi olarak görmek gerekmektedir.

d)  Atasözüyle ilgili kaynaklarda yer almayıp da Balıkesir ve çevresinde derlenmiş olan atasözleri, ifade bakımından bir orijinallik göstermektedir. Ancak hemen belirtelim ki bu sözler de nihayetinde temel aldıkları bilgi ve düşünce itibariyle genel yapının birer parçası konumundadırlar. Bu tür atasözleri farklı ifade şekline sahip olmalarına karşılık benzer konu ve mesajlar taşımaktadırlar.

Kısaltmalar

AS : Sabur Şahin; Atalar Sözü, Balıkesir 1936.

BAAD I : Bölge Ağızlarında Atasözleri ve Deyimler I, Ankara 1996 (2.b.).

BAAD II : Bölge Ağızlarında Atasözleri ve Deyimler II, Ankara 1996 (2.b.).

BH I : İsmail Hakkı Akay; Balıkesir Halkıyatı I, Balıkesir 1942.

Hİ : H. İ. Halk ve Hars Bilgilerinden Savlar ve Benzerleri, Gençleryolu, 1(2), 15 Mart 1929, 3 -1(20), 15 İlkkânun (Aralık) 1929, 5.

ÖAA : Ömer Asım Aksoy; Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü 1 Atasözleri Sözlüğü, İstanbul 1996.

TAD : Türk Atasözleri ve Deyimleri, (Der. Feridun Fazıl Tülbentçi),İstanbul          1977.

TB : Kemal Özer; Tarihte Balıkesir, Balıkesir 1957.

TBTA : Aydın Oy; Tarih Boyunca Türk Atasözleri, İstanbul 1972.

 

Notlar:

[1] Bkz. Şükrü Elçin; Türk Dilinde Atalar Sözü, Halk Edebiyatı Araştırmaları II, Ankara 1997, 413-428.

[2] (Hİ)[Hasan Basri Çantay]; Halk ve Hars Bilgilerinden: Savlar ve Benzerleri, Gençleryolu, 1(2), 15 Mart 1929, 3-1(20),15 İlkkânun [Aralık] 191929, 5.

[3] İsmail Hakkı Akay; Ata Sözleri, Kaynak, 5(62), Mart 1938, 373-374-6(74), Mart 1939, 15-16.

[4] Sabur Şahin; Atalar Sözü, Kaynak, 3(36), Ocak 1936, 935-5(54), Temmuz 1937, 179-180. Kitap halinde yayımı: Atalar Sözü, Balıkesir 1936.

[5] İ. Hakkı Akay; Balıkesir Halkıyatı I. C., Balıkesir 1942, 5-64.

[6] İsmail Hakkı Akay; Atasözleri, Adalet Gazetesi, 5(1173), 20 Ağustos 1964, 3 – 5(1175), 23 Ağustos 1964, 3.

[7] Kemal Özer; Tarihte Balıkesir, Balıkesir 1957, 64-70.

[8] Bölge Ağızlarında Atasözleri ve Deyimler, (İki cilt), Ankara 1996 (2.b.).

[9] İlhan Çeneli; Zati Divanı’nda Atasözleri ve Deyimler, Türk Kültürü, 11(123), Ocak 1973, 25-29(153-157); Coşkun Ak-Mehmet Akkaya; Balıkesirli Zati’nin Şiirlerinde Geçen Atasözü ve Halk Deyimleri I, Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakülteleri Dergisi, III(2), 1988, 41-48.

[10] Mehmet Çalım; Mani ve Darbımeseller, Türk Folklor Araştırmaları, 4(79), Şubat 1956, 1263.

[11] Muhsin Bilen; Geleneklerimiz ve Atasözlerimiz, Balıkesir Postası, 7(2004), 8 Nisan 1949, 3.

[12] Ömer Asım Aksoy; Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü 1 Atasözleri Sözlüğü, İstanbul ?, 17-18.

[13] Pertev Naili Boratav; 100 Soruda Türk Halk Edebiyatı, İstanbul 1969, 130.

[14] İ. Hilmi Soykut; Türk Atalar Sözü Hazinesi, İstanbul 1974; Selim Kurnaz; Konularına Göre Seçme Türk Atasözleri, İstanbul 1962.

[15] Aydın Oy, Tarih Boyunca Türk Atasözleri, İstanbul 1972.

[16] Türker Acaroğlu, Türk Atasözleri, İstanbul 1992, 9-25.

[17] Şükrü Elçin; Halk Edebiyatına Giriş, Ankara 1986, 629-632.

[18] Şükrü Elçin; Türk Atasözlerinde At, Halk Edebiyatı Araştırmaları II, Ankara 1997, 429-435.

[19] Ö. A. Aksoy; age, 29.

[20] Elçin; Halk Edebiyatına Giriş, 628.

[21] A. Oy, age, 137. Ayrıca bkz. Feridun Fazıl Tülbentçi; Türk Atasözleri ve Deyimleri, İstanbul 1977, 521.

[22] Aydın Oy; Tarih Boyunca Türk Atasözleri, İstanbul 1972, 104-106.

[23] Saim Sakaoğlu; Atasözleri ve Deyimlerimizdeki Yabancı Asıllı Kelimeleri Türkçeleştirebilir miyiz?, I. Uluslararası Türk Halk Edebiyatı Semineri 7-9 Mayıs 1983 Eskişehir, Eskişehir 1987, 255-261.

[24] Ömer Asım Aksoy; Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü 1 Atasözleri Sözlüğü, İstanbul ?, 201.

[25] Feridun Fazıl Tülbentçi; Türk Atasözleri ve Deyimleri, İstanbul 1977, 201.

[26] Çükündürük: Pancar

[27] Horafan: Kalabalık

[28] Yovun: Kalın, kaba

The Rubric Theme WordPress.com'dan blog alın.

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 1.565 takipçiye katılın