Atasözleri / Atalar Sözü / Sab-Sav / Takmak / Xohono / Ülgercomok / Söpsek / Makal / Nakıl / Comok / Mesel / Darb-ı mesel

Mayıs 30, 2007

Atasözlerini yaymak için…

Filed under: Aktarma,Umumi tasnif — Akil @ 12:23 am

Milli ve Dini bayramlarının çocukların eğitim ve terbiyesinde rolü inkar edilmezdir. Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı, Yeni Yılın gelmesini simgeleyen Nevruz Bayramı v.s. başkaları çocukları toplumsallaştırır örf adetlerimizi inkişaf ettirmeye unutmamaya yönlendirir. Bu makalede, bu bayramlardan biri – Yaz Bayramı üzerinde duracağız.


ÇOCUK EĞİTİMİNDE BAYRAMLARIN ROLÜ

Dr. Eldeniz ABBASOV
Milli ve Dini bayramlarının çocukların eğitim ve terbiyesinde rolü inkar edilmezdir.
Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı, Yeni Yılın gelmesini simgeleyen Nevruz Bayramı
v.s. başkaları çocukları toplumsallaştırır örf adetlerimizi inkişaf ettirmeye unutmamaya
yönlendirir. Bu makalede, bu bayramlardan biri – Yaz Bayramı üzerinde duracağız.
Nevruz bayramı çok eskilere dayandığı için sinemasız, tiyatrosuz, radyo ve
televizyonsuz geçmiş, folklorsuz imkansız idi. Folklor kuru, meraksız dille değil, obrazlı
bir dille söylenilirdi. Burada yumor, gülüş, satira esas yer tutuyor. Halk ilginç tatlı dille bu
janrı daha da şirinleştiriyor. Bahar merasimleri birbirini tamamlayan maniler, oyunlar ve
çocuk tiyatrolarından başlar. Genellikle çocuk folklorü ve onun gelişiminde (inkişafında)
bayramların önemi büyüktür. (Çünkü çocuklar böyle bayramlarda toplanarak biri-birilerine
“düşün bul” adlı bulmacalar söylerler ki bu da onları doğa, hayvanlar, çevre, gök
cisimleri hakkında bilgiye sahip olmalarını sağlar. Eşyaların özellikleri, amaç ve
alakaları hakkında onların bilgisini artırır. Çocuklar bulmacalar vasıtasıyla “Ne
nerededir?”, “Şu neden düzeltilir?”, “Bu nerede kullanılır?” gibi sorulara cevaplar bulmak
için çabuk düşünmek, hesap yapmak, aniden cevaplamak becerilerine sahip olurlar ki, bu da
çocuk eğitimini geliştiriyor. Çocuklar yüzlerce ata sözleri ezberler ve durmadan
biri-birileri ile atışır, galip çıkmaya çalışırlar. Elbette, ata sözleri bir yaratıcılık mahsulüdür.
Doğru olanları açarlar. İnsanların sosyal varlığını, onların zekasını belirliyor. Mesela,
“Ağaçtan maşa olmaz”, “Oldu ile öldüye çare yoktur”, “Yanan yerden tüstü (duman) çıkar”, Yaz
fakirin hem atasıdır, hem anası”, “Delinin yüreği dilindedir, akıllının dili yüreğinde”,
“Suçsuz dost arayan dostsuz kalır”, “Öküzün taydır işin zaydır”, “İş adamın cevheridir”,
“Elden kalan, elli yıl kalır”, v.s. (çocuklar iki desteye (gurup) bölünerek bir biriyle atışır-
yarışırlar. “Kim çok atalar sözü söyler?” Hangi taraf susarsa, o biri taraf galip gelir. Bu
türlü hazırlıklar da şüphesiz öğrencilerin folklor bilgisinin artmasını sağlar. Bu türlü atalar
sözlerinin bazıları ekincilikle, tasarrufatla baglıdır, mesela, “Ah-vayla çıkan fakirin canı,
ölene kadar der allah kerimdir”, “Allah hakkı nahakka vermez”, bu atalar sözü çalışkanlığı
simgeler v.s. Bunların çocuk eğitimine ne kadar tesirli olduğu göz önündedir. Folklor
vasıtasıyla çocuklar biliğini, terbiyesini, hikmetini artırıyor. Bayramda en çok söylenen
folklor türünden biri de bulmacadır (tapmaca). “Tap Görek” adlı oyunda birbirine bulmaca
söyleyen çocuklardan kim daha tez cevap bulursa, hazır-cevap olduğunu, çok şeyler
bildiğini kanıtlar. Mesela; “Alçak damdan kar yağar” (elek), “Ben yürüdükçe o da yürür”
(gölge),
Bir şey vardır yemişdim,
Yemeseydim ölmüşdüm.
İndi olsa yemerem
Yemesemde ölmerem (Anne Sütü)

Kutu kutu içinde
Kutu sandık içinde
Babamın beyaz mendili
0 da onun içinde (kestane)
Tapmacanın (bulmaca) tez cevaplanması da beceri gerektirir. Halk mümkün oldukça
insanlara, meyveleri, gök cisimlerini ve onların bilinmeyen taraflarını bulmaca vasıtasıyla
söyler, insanları düşündürür, cevap bulmak için zorlar.
Narda var, nar da var,
Nardan şirin nerde var?
El tutmaz, bıçak kesmez
Ondan şirin nerde var? (Uyku)
Göründüğü gibi bulmacalarda anne sütü, kestane, uyku vs. düşündürücü bir dille
anlatılmıştır.Bunlar bedii tefekkürün güzel örnekleridir. Böylece bulmacalar aynı zamanda
çocukların eğitiminde büyük yer tutmaktadırlar.
Eski insanlar baharın gelmesini sabırsızlıkla beklemişlerdir. Baharda, otların,
çiçeklerin çıkması, ağaçların yapraklanması, meyve ağaçlarının çiçek açması insanlara
esrarengiz tesir bağışlamış, onlar bu görünen tabiat kanunlarında sırlı bir dünya olduğunu
zannetmişler. İnsanlar bu sırlı alemin düğümlerini açmaya, onun mahiyetini öğrenmeye,
ondan yararlanmaya çalışmış, buna gayret etmişlerdir.
Eskiden insanlar ruhun ölmezliğine inandıkları için yılın mevsimlerini de kendileri
canlı kabul etmiş, kışta ölen, mahv olan tabiatın (otların, çiçeklerin, tahılın v.b.) dirileceğine
inanmış, bunu beklemişler. Onlar tabiatın tarım ve hayvancılığa gösterdiği olumlu ve
olumsuz tesirlerini deneyerek tecrübe kazanmışlar.
Halk tabiatın uyanmasına mutluluk işareti gibi bakmış, onu iyinin kötü üzerinde
üstünlüğü olarak karşılamıştır. Buna göre de insanlara mutluluk getiren bahar halk
tarafından sevinçle karşılanmış, bu sevinç tüm halkın özlemle beklediği ve gelişini
sevinerek karşıladığı bir bayramın ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Halk bu bayrama
Nevruz veya Bahar Bayramı adını vermiştir. Bahar bayramı Güneşin Koç burcuna dahil
olduğu zamana – yani Baharın ilk gününe – 21 Mart tarihine rastlamaktadır.
Bahar bayramı evrensel bayramdır ve baharın gelişini tüm dünya halkları kendi
kültürüne ve geleneklerine uygun şekilde karşılamışlardır. Baharın gelişini Avrupa halkları
da kendi geleneklerine uygun karşılarlar. Mesela, Rus halkı kışın kovulmasını çeşitli
danslar, oyunlar, maniler ve nümayişlerle uğurlar. Samandan kukla yapıp tabuta koyar,
sonra cenaze merasimi düzenlerler. Köyün kıyısına “Moran” (bozak-sazak, şabta
anlamındadır) Maslenitsa diye adlandırılan kuklayı yakar ve çevresinde oynarlar. Diğer
Slav halkları da kış bittiği zaman çeşitli merasimler düzenlerler. Mesela, ormandan yeni
yapraklanmış bir ağacı kesip getirir, onu ev ev gezdirirler. Kişilerden biri yeşil elbise giyer,
başına çiçekten taç koyar, elinde süslenmiş ağaç dalı gosterimin en önünde gider. Karşı
taraftan ise beyaz elbise geymiş, elinde kuru ağaç tutan bir kişi yola kar sepe sepe birinci gurubun karsısına çıkar. Her iki taraf birbirine hücum eder… sonunda yeşil elbiseliler (yani
bahar) beyaz elbiselileri (yani kışı) yenerler.
Umumiyetle, baharın gelmesi, kışın bitmesi merasimi İngiltere, İtalya, Fransa,
İspanya ve başka bir çok ülkede çeşitli şekilde, kendi geleneklerine özgü olarak
kutlanmaktadır. Bütün bu kutlamalarda ortak nokta baharın kışa galip gelmesi, kışı
yenmesini ve insanların bundan mutlu olduğunu göstermek olmuştur.
Nevruz bayramı kışın bitmesi ve baharın gelmesi ile baslar. 0 insanlara sevinç,
mutluluk duygusu aşılayan, onları yeni yıla, gelecek güzel günlere yüreklendiren ilginç bir
merasimdir. Kış insanların elini kolunu bağlar, onları işten güçten soğutur. Eski inanca
göre kışın tabiat, hayvanlar, kuşlar vs. yani her şey ölür veya ölüm bekleyir, baharda ise
dirilir. Çünkü bahar hayat, canlılık getirir. Baharda tabiat canlanır, güneş insanları, toprağı
ısıtır. İnsanlarda çalışmak, bir işi yapmak isterler… Belki de bu özellikleri Bahar
bayramının yayılmasını, bu kadar çok sevilmesini gerekli kılan esas unsurlardır.
Azerbaycan’da Nevruz bayramı çocuklar tarafından çok sevilen bayramdır. Halk
Nevruzu milli bayram gibi karşılar. Bayram şenlikleri en az üç gün devam eder Martın 20
– 21 – 22. ci günleri. Ancak bayrama hazırlık işleri daha önceleri bayrama en az 40 gün
kala başlamaktadır. Her şeyden önce köylerde bahçeler temizlenir, ağaçların kuru
budakları (dalları) kesilir yani ağaçlar esasen meyve fideleri dikilir, ağaçların dipleri
bellenir, her şey düzene sokulur. Bu işler okullarda çocuklar tarafından daha canlı
yürütülür. Okul yanı sahalar çocuklar tarafından temizlenir. Ağaçların budakları kesilir,
dalları kesilir, yeni ağaçlar ekilir, bir sözle yaz senlikleri için hazırlıklar yapılır.
Şehirlerde de gerekli hazırlıklar yapılır. Kısaca herkes yaklaşan bayrama hazır
olmak için evinde olan her şeyi yıkayıp temizlemeyi, evini süslemeyi kendine borç bilir.
Her aile imkanları ölçüsünde çocuklar, gençler ve yaşlılar için yeni elbise hazırlar.
Çünki halkın inancına göre bayramı nasıl karşılasan gelen bir yılın öyle geçer – yani
bayramı evin temiz, elbisen taze, güler yüzle karşılarsan bütün yıl mutlu olursun.
Bayrama en az 15 – 20 gün kala ayrı ayrı kaplara buğday dökülüp, üstüne her 2 -3
günde su sepip bayrama semeni hazırlarlar. Buğday kaplarda yeşerip tahminen 10-15
santim boy atar ve bayramda o semenileri bayram masasına, evin görünen yerlerine düzer,
dostlara hediye derler.
Nevruz bayramında Azerbeycanlılar çeşitli tatlı ve yağlı ekmek pişirirler, baklava,
katlama, feseli, kömbe, şorçöreği, külçe vs. Şüpesiz bütün bu nimetler geçen yılın
mahsulünden hazırlanır ve insanları gelen yılın bayramını daha güzel karşılamak için daha
iyi çalışmağa ruhlandırır. Ona göre de semeni bayram sofrasına konur ve şöyle maniler
okunur:
Semeni sahla meni,
Ilde gögerderem seni,
Semeniye saldım badam,
Koymurlar bir barmak tadam…

Semeni ay semeni
Sende gelen yaz olur
Menim könlüm saz olur
Semeni, sahla meni
Güyerderem men seni vs.
Semeniden tatlı ve çeşitli yemeklerde hazırlarlar. Nevruz bayramını eski
zamanlardan beri büyük sevinçle ve manilerle karşılamak Azarbeycan’da gelenek halini
almıştır.
Novruz – Novruz bahara,
Güler, güler bahara,
Bahçamızda gül olsun,
Gül olsun bülbül olsun,
Novruz gelir, yaz gelir
Negme gelir, saz gelir,
Bahçalarde gül olsun,
Gül olsun, bülbül olsun
Bahar bayramında halkın inançları ile ilgili olan adetlerden biri de sam (yani mum)
yakmak, tongal kalamak (yani büyük ateş yakmak) ve meşale yakmaktır. Bu zaman yaslı,
genç ve özellikle çocuklar tongalın (yani ateş yığının) üstünden atlarlar, “azarım bezarım
odda yansın ( yani bütün hastalıklarım ateşte yansın), “ağrılarımı yer gotürsün, metlebimi
allah versin (yani günahları yer götürsün, dileklerimi allah versin) derler.
Ateş şenliği genellikle yılın son Çarşamba gecesi yapılır. Bu gece bayram sofrası
açılır. Sofraya boyanmış yumurta, yeddi tür meyve, pencer (yani yeşillik) ve çesitli
pişmişler, yemekler (et, balık, pilav vs.) konur. Sofrada en az yedi çeşit şey olmalıdır, bu
bolluk alametidir. Bayram akşamı tüfek atılır, gök yüzüne meşaleler fırlatılır, büyük ateş
yakılır gençler çocuklar üstünden atlanır, üzerlik yakılır, dumanı çocuklara koklatılır ve
şöyle söylenir.
Üzerliksen havasan
Yaman derde davasan,
Baklama göz yedirenin
Gözlerini ovasan
Nevruz bayramının en ilginç ve unutulmaz dakikaları yılın son Çarşamba gecesi
başlar. Bu bayramın resmen başlaması demektir. Ecdatlarımız Baharın kış üzerindeki
üstünlüğüne, hayrın şere yani iyinin kötüye, Hürmüziin (yani iyilik Allahının) Ehrimene
(yani kötülük remzi şeytana) üstün gelmesi olarak bakmışlardır. Bu nedenle de kısın sonu
onun mağlubiyeti, baharın ise galip olarak dünyaya hakim olması büyük şenlikle
karşılanmıştır. Halk bu merasime “Donatma” (yani tan yerinin ağarması, güneşi görmek,
karşılamak) adı vermiş. Bu gece ile ilgili ilgine rivayetler, efsaneler yaratılmışdır.
Efsanelerden birinde deyilir ki, “…bu gece bir saatliyine ırmaklar durup istirahat eder,
ağaçlar dallarını yere eğer (topraktan güç alır), dallarını yeniden kaldırırlar. Uzun müddet birlikte hayat süren, lakin sonralar bir birinden küsen Mars ve Jüpiter yalnız bir gece
birleşir, kucaklaşıp öpüşür, sonra yene ayrılıp bir yıl hasretde kalarlar… Efsanede denilir ki,
her kim Marsla Jüpiter’in görüştüğü anı görse ulu Hürmüz onu bütün arzularına kavuşturur,
o dünyada en hoşbaht adam olur… “Bu yüzden o gece hiç kimse yatmaz, herkes sabahı,
güneşin çıkmasını (doğmasını), Mars’la Jüpiter’in görüşmesini görmek ister. Hiç kimse
yatmadığı için delikanlılar grup halinde gezer, etrafı seyir eder, oyunlarla vakit geçirerler.
Genç kızlar ise daha çok bir odaya toplaşarak kendileri için fal acar, bir birleri ile
şakalaşarak birlikte mani ohurlar :
Yük altdan zeli çıhdı
Zelinin dili çıhdı,
Kardeş boyuna kurban
Aldığın deli çıhdı,

Kar gelir külek gibi,
Kız gelir ipek gibi
Oğlanlar daldan bağır,
Gudurmuş köpek gibi
Yük üstünde bir de ben,
Ecep tüstüm derde ben
Açılmamış gönçeyem
Nece yatım yerde ben v.s.
Eskilerde son Çarşamba gecesi “kulak falı” da açarlardı. Yani her kes kalbinde bir
niyet tutup başka evlere gider, kapıyı bacayı dinleyip ilk işittiyi sözle kendi bahtını,
gelecek akıbetini tahmin etmeye çalışırlardı. Bu yüzden o gece her kes evinde yalnız hoş
sözler konuşmağa calışar, dedi – kodu, küfr etmezlerdi. Çarsamba aksamı çocuklar
kapılara torba bırakırlar. Ev sahibi ise torbaya boyanmış yumurta, tatlı, fındık, ceviz, alma
vs. koyarlar.
Donatma merasiminde özellikle geceler iştirak ederler. Onlarda yerinin ağarmasını
(sabahın beyaz çağını) ahar su, deniz veya çay (ırmak) sahilinde karsılaşmağa çalışırlar.
(Çoğu zaman geceleri suda yıkanarak “ağırlığım – uğurluğum dağlara, taşlara” demekle
ümit etmişler ki, Hürmüzün Ehrimene gelip gelmesi, kışın mağlup olması, baharın
tantanası anında insan bedeninde gizlenen fenalık devleri mahv olacak, aynı zamanda
kalplerinde tuttukları niyetlerine ulaşacaklardır.
Yukarıda dediğimiz gibi, son Çarşamba gecesi ilk bayram sofrası açılır ve bayram
bitene kadar açık kalır. Sofraya her çeşit nimetler düzülür, akrabalar, komşular, dostlar bir
birini tebrik eder, saz, davul, zurna, balaban vs. müzik aletlerinde çalar, şöyle mani
okurlardı:
Honcaya koydum balığı,
Ta bezeyim ortalığı
Gerdene Sal çalmalığı

Çünki gelipdir firuz
Hoş geçeçektir Novruz
Tahçaya koydum çırağı
Rovşen eylesin bucağı
Isıklandırsın otağı
Çünki geliptir firuz
Hoş geçecektir Novruz
Mart aymm 21′ de (bazı yıllar bayram Martin 20’ne rastlar) son Çarşamba günü
başlayan bayram şenlikleride coşku ile kutlanır ve devam eder. Çocuklar yumurta
dövüştürür, şenlenir, büyüklerin hediyelerini kabul ederler. Büyüklerde birbirlerinin
bayramını kutlar, sonra kabristan ziyaret eder, ölenlerin ruhuna dua okunur, daha sonra ise
son bir yıl içerisinde ölenlerin yas yerine giderler, buna “kara bayram” derler. Yani keçen
yılda kim ölmüşse bu bayram onun için “kara bayram” dır. Bu tür yapılması gereken
gezilerden sonra bayram kutlamaları devam eder. Akrabalar, komşular, dostlar birbirlerinin
bayramını tebrik eder, evlere misafir giderler. Ancak bayram gezintisinde ziyaret etdiyin
evde mutlaka birkaç dakika da olsa oturmalı, sofradaki nimetlerden tatmalısan. Bayram
günlerinde bütün küsülüler barışıp öpüşerler. Kin -nefret unutular. Eski inanca göre küsülü
kişilerden kim küsülü olduğu şahsı önce kutlarsa onun günahları bağışlanır, diğeri suçlu
kalır. Buna göre de küsülü olan her kes bayram günü daha önce barışmağa çaba gösterir.
Bayram şenlikleri en az 119 gün devam eder. Bu günlerde gençler tarafından çeşitli
törenler yapılar. Mesela, gelin ve kızlar “haşışta”, “Kiy Kılınç”, “Benövşe” vs. oyunları
oynarlar. Oğlanlar ise ” kos – kosa”, “Hıdır İlyas” veya “Hıdır Nebi” gibi oyunlar
göstererler. Bu tiyatro temaşaları ve oyunlara çocuklar bayrama 10-15 gün kala hazırlanır,
metinleri ezberlerler. Sabahlara kadar ikiye bölünmüş grup destan anlatır, daha iyi anlata
grup ödüllendirilir. Destanlar genellikle okulda öğrendikleri ve ilave okudukları
kitaplardan seçilir ki bu da çocukların eğitiminin inkişafına büyük etki etmektedir.
“Benövşe” veya “Kiy Kılınc” oyunu kız çocukları tarafından su şekilde oynanır. Tahminen
on iki kız ikiye ayrılıp birbirinin elinden sıkı tutar. Her destenin bir başsıcı olur. Başçı her
kişiye gizli bir takma ad olarak kuş veya gül adı koyar. Bu adı karsıdakilerin bilmemesi
gerekir. Başçı kuş veya gül adi dedikte o takma adı taşıyan kaçarak karşı sıradakilerin
arasından geçmek ister. Karşı sıradakiler bir-birinin elini böylece sıkı tutarlar ki, onların
ellerini ayırıp geçen olmasın. Eğer diğer taraftan gelen bu taraftakilerin ellerini aralayıp
geçemezse kendi de hemen sırada kalır.
Basçı oyuna şöyle başlar :
I sıra – kıy kılınc ! kıy kılınc !
II sıra – kıyma kılınc !
I sıra -ok attım !
II sıra -Uğru tutdum !
I sıra -Benövşe !
II sıra -Bende düşe !
I sıra -sizden bize kim düşe? Adı güzel, kendi güzel………. hanım düşe !
Adı söylenen kız karşı sıraya geçer ve oyun böylece devam eder.

“Kos-kosa” oyununda gene oğlanlar bir kişiyi kosa (yüzü tüysüz kişilere kosa
denilir) gibi süsleyip muhtelif müzik aletlerinide çala çala evlere gezdirirler. Kosanın
yardımcısı da olur. Onların her ikisi komik elbise (esasen yamaklı keçe) giyer, güldürücü
oyunlar icra eder, maniler okur, hediye toplarlar. Önce kosanın yardımcısı söze başlar :
A kosa-kosa gelsene
Gelip selam versene
Sonra yüzünü temaşacılara tutup :
Boskabı doldursana
Kosanı yola salsana der.
Böylece ev-ev dolaşar ve pay yığarlar :
Hanım ayağa dursana
Yük dibine varsana,
Boşkabı doldursana
Kosanı yola salsana.
Lakin hiç kimse kosaya pay vermez, kosa küsüp kenarda durar. Tamaşacılar okurlar
Ay uyruğu-uyruğu,
Eritmişem guyruğu
Sakkali it kuyruğu
Bığları yovşan kosa.
Kosanın yardımcısı veziyeti gergin görüp kosanı gizlemeye çalışar ve tamaşacıları
sakin etmek için deyer :
Kosam benin kanlıdı,
Kolları mercanlıdı,
Kosama el vurmayın,
Kosam iki canlıdı.
Bundan sonra oyuna süslü elbise giydirilmiş keçi de katılır ve oyun çok ilginç ve
gülmeli şekilde devam eder. Nihayet kosa ile keçi dalaşır ve keçi kosayı öldürür Kosanın
yardımcısı:
Arşın uzun, bez kısa,
Kefensiz öldü kosa,
diye ağlar. Onun ağlamağı kahkahalara neden olur. Oyun biter. Böylece, halk Nevruz
bayramı günlerini manalı, şan ve mutlu şekilde karşılayıp yollamağa çalışar.

Anahtar kelimeler :
Çocuk, terbiye, bayram, çocukların gelişmesi, ilkbahar, maniler
Özet :
Çocuklar ve okul öğrencilerinin öylece de büyümekte olan
gençlerin inkişafında Milli Bayramların rolü büyüktür. Bu bayramların birkaçının adını
çekmek maksada uygundur. Bu makalemizde ilkbaharın simgesi olan Nevruz Bayramı
kaleme alınmıştır. Genellikle Nevruz senlikleri üç gün devam eder. Bu günlerde çocuklar
ve gençler tarafından çeşitli törenler yapılır ve oyunlar sergilenir. Bayram günlerinde bütün
küsülüler barışır kin-kiduret unutulur. Okul çocukları okul bahçesinde temizlik işleri yapar
ve küçük tiyatrolar hazırlarlar. Örneğin “Kosa-kosa”, “kiy kılınc”, “Hıdır İlyas”. “Halay”
v.s.
Resume:
This article is based on the celebration of the national holidays in Azerbaycan. One
of these holidays is “Nevruz”. Generally “Nevruz” is the symbol of coming Spring not only
in Azerbaycan but most of the countries of the world. But in Azerbaycan, people celebrate
this holiday traditionally. Here the children, students as well as the little children prepare
for this celebration with great pleasure. They learn more proverbs, riddles, stories, dances,
songs in order to take an active part in the celebration of “Nevruz”. Such preparatiopns
improve the knowledge of the children.
KAYNAKÇA
1. Azerbaycan Folkloru Antologisi, Bakü, 1968
2. Halkımızın deyimleri ve duyumları., Bakü, 1986
3. Veliyev,Vagif. Azerbaycan Folklorü, Bakü, 1985
4. Babayev, İ., Efendiyev, P., Azerbaycan Şifahi Halk Edebiyatı, Bakü, 1970

http://www.ozgurpencere.com/modules.php?name=News&file=article&sid=1152

Yorum Yapın »

Henüz yorum yapılmamış.

RSS feed for comments on this post. TrackBack URI

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: